
İçindekiler 10
Kısa Cevap
Tam yargı davasında süre, zararın bir idari eylemden mi yoksa idari işlemden mi doğduğuna göre değişir. İdari eylemlerde dava öncesi idareye başvuru zorunludur: eylemi öğrenmeden itibaren bir yıl, her hâlde eylemden itibaren beş yıl (İYUK m.13). İşlemlerde ise m.12 uygulanır ve ön başvuru şartı yoktur. Danıştay, zararın sonradan ortaya çıktığı hâllerde bir yıllık süreyi zararın öğrenildiği tarihten başlatmaktadır.
Bu Durumda mısınız?
- Bir kamu hizmeti sırasında zarar gördünüz ve ne kadar süreniz olduğunu bilmiyorsunuz.
- Zarar yıllar sonra ortaya çıktı; sürenin geçip geçmediğinden emin değilsiniz.
- İdareye başvurdunuz, cevap gelmedi; davayı ne zaman açacağınızı hesaplıyorsunuz.
- İptal davasını kazandınız; tazminat için ayrı dava açma süresini araştırıyorsunuz.
- Davayı adli yargıda açtınız ve görev yönünden reddedildi.
- Bilirkişi raporu, talep ettiğiniz tutardan yüksek bir zarar hesapladı.
Önce Ayrım: Eylem mi, İşlem mi?
Süre hesabının tamamı bu ayrıma bağlıdır ve uygulamada en sık yapılan hata da buradadır.
| İdari eylem (İYUK m.13) | İdari işlem (İYUK m.12) | |
|---|---|---|
| Ön başvuru | Zorunlu | Zorunlu değil |
| Süre | Öğrenmeden 1 yıl / eylemden 5 yıl | Genel dava süresi (60 gün) |
| Başlangıç | Eylemin (uygulamada zararın) öğrenilmesi | Tebliğ, iptal kararının tebliği veya işlemin icrası |
| Atlanırsa | Dava ön koşul yokluğundan reddedilir | Süre aşımı |
Danıştay 10. Dairesi, idari eylemi şöyle tanımlar:
İdari eylem, idarenin işlevi sırasında bir hareketi, bir olayı, bir tutumu; idari karar ve işlemle ilgisi olmayan, başka bir deyişle öncesinde, temelinde bir idari karar veya işlem bulunmayan salt maddi tasarrufları anlatır.
(Danıştay 10. Daire, E. 2021/1379, K. 2025/4306, T. 06.10.2025 — bozma)
Yani öncesinde bir karar varsa (örneğin bir ruhsat, bir atama, bir yıkım kararı) ortada işlem vardır ve m.12 rejimi işler. Öncesinde karar yoksa (bir çukur, bir bakımsızlık, bir ihmal) ortada eylem vardır ve m.13’ün ön başvuru şartı devreye girer.
İdari Eylem: Bir Yıl ve Beş Yıl
Kural İYUK m.13/1’de yer alır:
İdari eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanların idari dava açmadan önce, bu eylemleri yazılı bildirim üzerine veya başka süretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri gereklidir. Bu isteklerin kısmen veya tamamen reddi halinde, bu konudaki işlemin tebliğini izleyen günden itibaren veya istek hakkında otuz gün içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiği tarihten itibaren, dava süresi içinde dava açılabilir.
(2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu m.13/1)
Bu, üç aşamalı bir zaman çizelgesi kurar:
- Ön başvuru — eylemi öğrenmeden itibaren 1 yıl, her hâlde eylemden itibaren 5 yıl içinde idareye.
- İdarenin cevabı — ret tebliği veya 30 günlük sessizlik (zımni ret).
- Dava — bu tarihten itibaren dava açma süresi (60 gün) içinde.
Adli yargıya gidilmiş dosyalar için bir istisna vardır:
Görevli olmayan adli yargı mercilerine açılan tam yargı davasının görev yönünden reddi halinde sonradan idari yargı mercilerine açılacak davalarda, birinci fıkrada öngörülen idareye başvurma şartı aranmaz.
(2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu m.13/2)
Sürenin Başlangıcı: Eylemi mi, Zararı mı Öğrendiniz?
Maddenin lafzı “eylemleri … öğrendikleri tarihten” der. Ancak zararın eylemden çok sonra ortaya çıktığı hâllerde bu lafza sıkı sıkıya bağlı kalmak, hakkı doğmadan düşürmek anlamına gelir. Danıştay 10. Dairesi bu boşluğu doldurur:
Anılan düzenlemede, öngörülen bir yıllık idareye başvuru süresinin, zarara yol açtığı ileri sürülen idari eylemin yazılı bildirim veya öğrenme tarihinden itibaren başlayacağı ifade edilmekle birlikte, zararın ortaya çıkışının veya öğrenilmesinin idari eylemin öğrenilmesinden sonraya rastladığı durumlarda söz konusu sürenin zararın öğrenildiği tarihten başlatılması hakkaniyet gereğidir.
(Danıştay 10. Daire, E. 2021/1379, K. 2025/4306, T. 06.10.2025 — bozma)
Aynı kararda, eylemin idariliğinin ve zararın birlikte ortaya çıkması gerektiği de vurgulanır: söz konusu eylemin idariliği ve doğurduğu zarar bazen eylemin yapılmasıyla birlikte ortaya çıkarken, bazen de çok sonra, değişik araştırma, inceleme ve hatta ceza yargılaması sonucu ortaya çıkabilmektedir.
Bu, özellikle tıbbi uygulama, meslek hastalığı, yapısal hasar ve çevresel zarar dosyalarında belirleyicidir: zararın varlığı ve idareye bağlanabilirliği çoğu zaman bir rapor, bir bilirkişi incelemesi veya bir ceza soruşturması sonucunda anlaşılır.
Süregelen Zarar: “Geriye Doğru Bir Yıl” Kuralı
Zararın tek seferde değil, sürekli olarak doğduğu hâllerde Danıştay net bir formül kullanır:
Dolayısıyla, bir idari eylemin süregelen zararlara neden olduğu durumlarda idari eylem daha önce öğrenilmiş olsa bile geçmişteki idari eylemden kaynaklandığı açık olmak kaydıyla sonradan ortaya çıkan zararlar nedeniyle, zararın bütün yönleriyle ortaya çıktığı/öğrenildiği tarihten itibaren bir yıl içerisinde, giderilmesi için idareye başvurulabileceğinin ve reddi halinde dava açılabileceğinin kabulü gerekmektedir. Başka bir ifade ile, zararın giderilmesi talebiyle idareye yapılan başvuru tarihinden geriye doğru bir yıl içerisinde meydana gelen/öğrenilen zararlar için tam yargı davası açılabilecek, bundan daha önce meydana gelmiş/öğrenilmiş zararlara yönelik davaların ise süre aşımı nedeniyle reddi gerekecektir.
(Danıştay 10. Daire, E. 2021/1379, K. 2025/4306, T. 06.10.2025 — bozma)
Pratik sonucu şudur: süregelen bir zararda hak bütünüyle düşmez, ama pencere kayar. İdareye başvuru tarihinden geriye bir yıllık dilim içindeki zararlar dava edilebilir; daha eskisi düşer. Bu nedenle süregelen zararlarda idareye başvuruyu geciktirmenin bedeli, geriye dönük her ay için ayrı ayrı ödenir.
İdari İşlem: m.12’nin Üç Yolu
İşlemden doğan zararlarda ön başvuru şartı yoktur; ilgiliye üç seçenek tanınır:
İlgililer haklarını ihlal eden bir idari işlem dolayısıyla Danıştaya ve idare ve vergi mahkemelerine doğrudan doğruya tam yargı davası veya iptal ve tam yargı davalarını birlikte açabilecekleri gibi ilk önce iptal davası açarak bu davanın karara bağlanması üzerine, bu husustaki kararın veya kanun yollarına başvurulması halinde verilecek kararın tebliği veya bir işlemin icrası sebebiyle doğan zararlardan dolayı icra tarihinden itibaren dava süresi içinde tam yargı davası açabilirler. Bu halde de ilgililerin 11 nci madde uyarınca idareye başvurma hakları saklıdır.
(2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu m.12)
Üç yolun süre sonuçları farklıdır:
| Yol | Sürenin başlangıcı | Ne zaman tercih edilir |
|---|---|---|
| Doğrudan tam yargı | İşlemin tebliği | Hukuka aykırılık tartışmasız, zarar belli |
| İptal + tam yargı birlikte | İşlemin tebliği | Zarar dava açılırken hesaplanabiliyor |
| Önce iptal, sonra tam yargı | İptal kararının (veya kanun yolu kararının) tebliği | Zararın kapsamı iptal kararından sonra netleşecek |
Üçüncü yol uygulamada en çok tercih edilenidir; çünkü işlemin hukuka aykırılığı önce yargı kararıyla saptanır ve tazminat davası bu tespit üzerine kurulur. Maddenin ayrıca işlemin icrası hâlini düzenlemesi de önemlidir: işlem tebliğ edildiğinde henüz zarar doğmamış, sonradan uygulanmasıyla doğmuşsa, süre icra tarihinden işler.
Talep Ettiğiniz Tutarı Artırma Hakkı
İdari yargıda kural, istemle bağlılık ve iddianın genişletilmesi yasağıdır. Danıştay 8. Dairesi bu kuralı ve tek istisnasını şöyle ortaya koyar:
Yukarıda açık metnine yer verilen 2577 sayılı Kanun’un 16. maddesindeki hüküm, yerleşik idari yargı kararlarında, iddianın ve savunmanın genişletilmesi/değiştirilmesi yasağının dayanağı olarak kabul edilmektedir. Anılan hüküm nedeniyle, dava dilekçesinin mahkeme kayıtlarına girmesinin ardından (dava açma süresi içerisinde verilen dilekçeler hariç olmak üzere), verilen başka dilekçeler ile aynı davada, dava dilekçesinde yer almayan bir talepte bulunulamayacaktır.
(Danıştay 8. Daire, E. 2023/1679, K. 2025/4778, T. 20.05.2025 — bozma-onama)
Tek istisna, tam yargı davalarına özgü miktar artırımıdır:
Ancak, tam yargı davalarında dava dilekçesinde belirtilen miktar, süre veya diğer usul kuralları gözetilmeksizin nihai karar verilinceye kadar, harcı ödenmek suretiyle bir defaya mahsus olmak üzere artırılabilir ve miktarın artırılmasına ilişkin dilekçe otuz gün içinde cevap verilmek üzere karşı tarafa tebliğ edilir.
(2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu m.16/4)
Aynı kararda bu hükmün gerekçesine de yer verilir: düzenlemeyle, idari yargıda açılan tam yargı davalarında talep edilen tazminatın daha yüksek olduğunun dava devam ederken anlaşılması durumunda davacıya miktarı artırma hakkı verilmemesinin adil yargılanma hakkı bakımından doğurduğu sorun giderilmek istenmiştir.
Uygulama için üç not:
- Artırım bir defaya mahsustur — bu nedenle çoğu dosyada bilirkişi raporu beklenip tek seferde yapılır.
- Harcın ödenmesi şarttır.
- Dilekçe karşı tarafa tebliğ edilir ve otuz günlük cevap süresi işler; bu, yargılamayı uzatabileceğinden zamanlama önemlidir.
Sık Yapılan Hatalar
- Eylem/işlem ayrımını yanlış kurmak. İşlem sanılan bir olayda m.13’ün ön başvurusu atlanırsa dava ön koşul yokluğundan reddedilir.
- Ön başvuruyu hiç yapmamak. İdari eylemlerde bu, davanın esasının hiç incelenmemesi demektir.
- Süreyi eylem tarihinden saymakta ısrar etmek. Zarar sonradan ortaya çıkmışsa, zararın öğrenildiği tarih esas alınabilir; bu iddia dilekçede açıkça kurulmalıdır.
- Süregelen zararda başvuruyu geciktirmek. Geriye doğru bir yıllık pencere dışında kalan zararlar düşer.
- İptal davasını beklerken tazminat süresini kaçırmak. m.12’nin üçüncü yolunda süre, iptal kararının tebliğinden işler; bu tarih takip edilmelidir.
- Miktar artırımını erken kullanmak. Hak bir defaya mahsustur; bilirkişi raporundan önce kullanılırsa sonradan çıkan fark talep edilemez.
- Faizi dilekçede istememek. İstemle bağlılık kuralı nedeniyle dilekçede yer almayan talep hakkında hüküm kurulamaz.
Özet
- Süre rejimi, zararın idari eylemden mi işlemden mi doğduğuna göre ikiye ayrılır.
- Eylemde: öğrenmeden 1 yıl / eylemden 5 yıl içinde idareye başvuru zorunludur (m.13/1); ret veya 30 günlük sessizlik sonrası 60 gün içinde dava.
- Danıştay, zararın sonradan öğrenildiği hâllerde bir yıllık süreyi zararın öğrenildiği tarihten başlatır.
- Süregelen zararda başvurudan geriye doğru bir yıllık dilim dava edilebilir; öncesi düşer.
- İşlemde ön başvuru şartı yoktur; m.12 üç yol tanır ve süre tebliğ, iptal kararının tebliği veya işlemin icrası tarihinden işler.
- Adli yargıda görevden ret sonrası açılan davada ön başvuru aranmaz (m.13/2).
- Talep edilen tazminat bir defaya mahsus, harcı ödenerek, nihai karara kadar artırılabilir (m.16/4).
Tam yargı davasının kapsamı, idarenin sorumluluğunun temelleri ve hizmet kusuru için Tam Yargı Davası Nedir? İdareden Tazminat ve Süre yazımıza bakabilirsiniz.
Sıkça Sorulan Sorular
Tam yargı davası açma süresi ne kadardır?
İdari eylemlerde önce idareye başvuru zorunludur; eylemi öğrenmeden itibaren bir yıl ve her hâlde eylem tarihinden itibaren beş yıl. Başvuru reddedilir veya otuz günde cevap verilmezse, genel dava açma süresi olan 60 gün içinde dava açılır (2577 sayılı İYUK m.13 ve m.7).
Bir yıllık süre eylemden mi zarardan mı başlar?
Kanun metni eylemin öğrenilmesinden söz eder. Ancak Danıştay 10. Dairesi, zararın ortaya çıkışı veya öğrenilmesi eylemin öğrenilmesinden sonraya rastlıyorsa, sürenin zararın öğrenildiği tarihten başlatılmasının hakkaniyet gereği olduğunu kabul etmektedir.
Zarar yıllar sonra ortaya çıktıysa hakkım düşer mi?
Danıştay, süregelen zararlarda eylem daha önce öğrenilmiş olsa bile, geçmişteki eylemden kaynaklandığı açık olmak kaydıyla sonradan ortaya çıkan zararlar için, zararın bütün yönleriyle öğrenildiği tarihten itibaren bir yıl içinde idareye başvurulabileceğini kabul etmektedir.
Süregelen zararda hangi dönem dava edilebilir?
Danıştay'ın formülüne göre, idareye başvuru tarihinden geriye doğru bir yıl içinde meydana gelen veya öğrenilen zararlar için tam yargı davası açılabilir; bundan daha önce meydana gelmiş veya öğrenilmiş zararlara yönelik davaların süre aşımından reddi gerekir.
İdari işlemden doğan zararda süre nasıl işler?
İşlemlerde İYUK m.13'teki ön başvuru şartı aranmaz; m.12 uygulanır. İlgili doğrudan tam yargı davası açabilir, iptal ve tam yargıyı birlikte açabilir veya önce iptal davası açıp kararın tebliğinden ya da işlemin icrasından itibaren dava süresi içinde tam yargı davası açabilir.
İptal davası kazandıktan sonra tazminat için süre yeniden başlar mı?
İYUK m.12 uyarınca, önce iptal davası açılmışsa iptal kararının veya kanun yollarına başvurulmuşsa verilecek kararın tebliğinden itibaren dava süresi içinde tam yargı davası açılabilir. Bu, iptal davasını kazandıktan sonra tazminat yolunun açık kalmasını sağlar.
Adli yargıya açtığım dava görevden reddedilirse ne olur?
İYUK m.13/2 uyarınca, görevli olmayan adli yargı mercilerine açılan tam yargı davasının görev yönünden reddi hâlinde sonradan idari yargıda açılacak davada birinci fıkradaki idareye başvurma şartı aranmaz.
Talep ettiğim tazminat tutarını sonradan artırabilir miyim?
Evet. İYUK m.16/4'e 6459 sayılı Kanunla eklenen hüküm uyarınca tam yargı davalarında dava dilekçesinde belirtilen miktar, süre veya diğer usul kuralları gözetilmeksizin nihai karar verilinceye kadar, harcı ödenmek suretiyle bir defaya mahsus olmak üzere artırılabilir.
Miktar artırımı kaç kez yapılabilir?
Bir defaya mahsustur. Artırıma ilişkin dilekçe, otuz gün içinde cevap verilmek üzere karşı tarafa tebliğ edilir. Bu nedenle artırımın zamanlaması ve tutarı, genellikle bilirkişi raporundan sonra dikkatle belirlenir.
İdari yargıda iddiayı genişletmek mümkün mü?
Kural olarak hayır. Danıştay, İYUK m.16 hükmünü iddianın ve savunmanın genişletilmesi yasağının dayanağı sayar; dava dilekçesinde yer almayan bir talep sonradan ileri sürülemez. Tek istisna, tam yargı davalarındaki miktar artırımıdır.
Beş yıllık süre hak düşürücü müdür yoksa zamanaşımı mı?
İYUK m.13'teki bir yıl ve beş yıllık süreler dava açmanın ön koşuluna ilişkin sürelerdir ve kaçırılması davanın esasının incelenmemesi sonucunu doğurur. Bu nedenle uygulamada özel hukuktaki zamanaşımı gibi işlemez; kesilme ve durma kuralları aynı değildir.
Tam yargı davasında faiz ne zamandan işler?
Faizin başlangıcı, talebin niteliğine ve dosyadaki istemin kapsamına göre belirlenir; dava dilekçesinde faiz talebinin ve başlangıç tarihinin açıkça yazılması gerekir. İstemle bağlılık kuralı nedeniyle dilekçede istenmeyen faize hükmedilmesi mümkün olmaz.
İlgili çalışma alanı: İdare Hukuku
← Tüm makaleler