
İçindekiler 14
- Kısa Cevap
- Bu Durumda mısınız?
- Adi Ortaklık Nedir, Unsurları Nelerdir?
- Dayandığı Kanun Maddeleri: TBK’da, Ticaret Kanunu’nda Değil
- Tüzel Kişiliğin Bulunmaması ve Sonuçları
- Ortakların Üçüncü Kişilere Karşı Sorumluluğu: Müteselsil ve Sınırsız
- Ortaklık İçin Edinilen Mallar: Elbirliği Mülkiyeti
- Kâr ve Zarara Katılma
- Ortaklığın Yönetimi ve Temsili
- Adi Ortaklık ile Ticaret Şirketleri Arasındaki Fark
- İş Ortaklığı (Joint Venture) ve Konsorsiyum Uygulaması
- Sona Erme ve Tasfiye
- Sık Yapılan Hatalar
- Özet
Kısa Cevap
Adi ortaklık, iki ya da daha fazla kişinin ortak bir amaca erişmek için emeklerini ve mallarını birleştirmeyi üstlendikleri sözleşme ilişkisidir — Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 620-645. maddelerinde düzenlenir, Ticaret Kanunu’nda değil. Tüzel kişiliği yoktur; ortaklar üçüncü kişilere karşı üstlenilen borçlardan kişisel malvarlıklarıyla, sınırsız ve müteselsil olarak sorumludur.
Bu Durumda mısınız?
- İki ya da daha fazla kişi, herhangi bir sözleşme düzenlemeden ortak bir işe (bir dükkân, bir araç, bir proje) birlikte girişti.
- Bir kamu ihalesinde birlikte teklif verebilmek için “iş ortaklığı” veya “konsorsiyum” kurdunuz.
- Ortağınız hesap vermiyor, elde edilen kâr payınızı ödemiyor.
- Ortaklıktan ayrılmak veya bir ortağı ortaklıktan çıkarmak istiyorsunuz.
- Ortaklardan birine karşı başlatılan bir takipte, diğer ortağın da tüm malvarlığıyla sorumlu tutulabileceği söylendi.
- Ortaklık fiilen dağılıyor; mallar, alacaklar ve borçlar ortaklar arasında nasıl paylaşılacak bilmiyorsunuz.
Sonuç, ortaklık sözleşmesinin içeriğine ve somut olayın özelliklerine göre değişir; durumunuz için bir avukata danışmanız yerinde olur.
Adi Ortaklık Nedir, Unsurları Nelerdir?
MADDE 620- Adi ortaklık sözleşmesi, iki ya da daha fazla kişinin emeklerini ve mallarını ortak bir amaca erişmek üzere birleştirmeyi üstlendikleri sözleşmedir.
Bir ortaklık, kanunla düzenlenmiş ortaklıkların ayırt edici niteliklerini taşımıyorsa, bu bölüm hükümlerine tabi adi ortaklık sayılır.
(TBK m.620)
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, adi ortaklık sözleşmesinin beş unsurunu şöyle sıralamıştır:
Bu sözleşmede başlıca beş unsur vardır. Bunlardan ilki sözleşme, ikincisi şahıslar, üçüncüsü ortakların katılma payları, dördüncüsü ortak amaç ve sonuncusu da bu ortak amacın gerçekleştirilmesidir (Yalman, M./ Taylan, E.: Adi Ortaklık, Ankara 1976, s. 18).
(Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2017/713, K. 2021/521, T. 27.04.2021 — onama)
Katılım payı unsuru esnektir — ortak, para, alacak, başka bir mal veya yalnızca emek koyabilir:
MADDE 621- Her ortak, para, alacak veya başka bir mal ya da emek olarak, ortaklığa bir katılım payı koymakla yükümlüdür.
Sözleşmede aksi kararlaştırılmamışsa katılım payları, ortaklığın amacının gerektirdiği önem ve nitelikte ve birbirine eşit olmak zorundadır.
Bir ortağın katılım payı, bir şeyin kullandırılmasından oluşuyorsa kira sözleşmesindeki; bir şeyin mülkiyetinden oluşuyorsa satış sözleşmesindeki hasara, ayıptan ve zapttan sorumluluğa ilişkin hükümler kıyas yoluyla uygulanır.
(TBK m.621)
Dayandığı Kanun Maddeleri: TBK’da, Ticaret Kanunu’nda Değil
Adi ortaklığın Türk Ticaret Kanunu’nda değil Türk Borçlar Kanunu’nda düzenlenmiş olması, konunun çıkış noktasıdır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu bu ayrımı açıkça kurar:
Adi ortaklık TBK’nın 620-645. maddeleri arasında düzenlenmiştir. İki veya daha fazla kişinin ortak bir amaca erişmek için emek veya mallarını birleştirmeyi üstlendikleri, tüzel kişiliği bulunmayan, ortakların ortaklık borçlarından kendi mal varlıklarıyla sınırsız ve müteselsil olarak sorumlu oldukları kişi topluluğuna adi ortaklık denir (Fikret Eren, Borçlar Hukuku Özel Hükümler, 7. Baskı, Ankara, 2019, s.841).
(Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2024/787, K. 2025/367, T. 18.06.2025 — bozma)
Adi ortaklık TBK’da özel borç ilişkileri kısmında düzenlenmiştir. Bu nedenle ticari ortaklık olmadığı için adi ortaklığa 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu hükümleri değil TBK’daki hükümler uygulanır.
(Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2024/787, K. 2025/367, T. 18.06.2025 — bozma)
Bu nedenle “adi ortaklığı Ticaret Kanunu düzenler” biçimindeki ifadeler yanlıştır; dayanak TBK m.620-645 ve genel borçlar hukuku hükümleridir. Bir ortaklık, kanunla ayrıca düzenlenmiş bir ortaklık türünün (anonim, limited, kolektif, komandit şirket vb.) ayırt edici niteliklerini taşımıyorsa, TBK’daki adi ortaklık hükümlerine tabi olur. Bu, madde metninin kendisinde de yer alan tamamlayıcı (artık/residüel) bir kuraldır.
Tüzel Kişiliğin Bulunmaması ve Sonuçları
Adi ortaklığın tüzel kişiliğinin bulunmaması, pratik sonuçları en ağır olan özelliğidir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu bu sonuçları tek tek sıralar:
Adi ortaklığın tüzel kişiliği olmadığından adi ortaklık hak ve fiil ehliyetine sahip değildir. Hak ve fiil ehliyeti olmadığı için taraf, dava ve takip ehliyetine de sahip değildir. Bu nedenle ortaklar adi ortaklık sözleşmesindeki amacı gerçekleştirebilmek için yapacakları işleri hep birlikte veya kararlaştırdıkları temsilci aracılığıyla yapabilirler. Adi ortaklık bağımsız bir kişiliğe sahip olmadığı için ortaklığın alacaklısı bulunmadığı gibi adi ortaklığın kendisi de borçlu olamaz. Adi ortaklıkta ortakların birlikte ya da temsilci vasıtasıyla üstlendikleri borçlardan her bir ortak alacaklıya karşı tüm mal varlığıyla birinci derecede, sınırsız ve müteselsil olarak sorumludur. Oysa ticari ortaklıklarda örneğin bir anonim veya kollektif ortaklıkta bu ortaklıklar tüzel kişiliğe sahip oldukları için üçüncü kişilere karşı üstlenilen ortaklık borçlarından öncelikle ve birince derecede bizzat ortaklık sorumludur.
(Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2024/787, K. 2025/367, T. 18.06.2025 — bozma)
Bu gerekçeden çıkan sonuçlar somuttur:
- Adi ortaklığın kendisine karşı dava açılamaz, icra takibi başlatılamaz; dava ve takip bütün ortaklara karşı yürütülmelidir.
- Ortaklığın kendisi alacaklı veya borçlu olamaz; alacaklı ya da borçlu olan, ortaklığı oluşturan ortaklardır.
- Ortaklar, üçüncü kişilere karşı borçlardan birinci derecede sorumludur. Aradan sorumluluğu üstlenecek bir tüzel kişi yoktur.
Ortakların Üçüncü Kişilere Karşı Sorumluluğu: Müteselsil ve Sınırsız
Ortakların üçüncü kişilere karşı sorumluluğunun madde metni kısa ve nettir:
MADDE 638- Ortaklık için edinilen veya ortaklığa devredilen şeyler, alacaklar ve ayni haklar, ortaklık sözleşmesi çerçevesinde elbirliği hâlinde bütün ortaklara ait olur.
Ortaklık sözleşmesinde aksine bir hüküm bulunmadıkça, bir ortağın alacaklıları, haklarını ancak o ortağın tasfiyedeki payı üzerinde kullanabilirler.
Ortaklar, birlikte veya bir temsilci aracılığı ile, bir üçüncü kişiye karşı, ortaklık ilişkisi çerçevesinde üstlendikleri borçlardan, aksi kararlaştırılmamışsa müteselsilen sorumlu olurlar.
(TBK m.638)
Üçüncü fıkradaki “aksi kararlaştırılmamışsa” ibaresi önemlidir: müteselsil sorumluluk kanunun düzenleyici (yedek) kuralıdır, sözleşmeyle aksi kararlaştırılabilir. Ancak aksi kararlaştırılmadığı sürece Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, bu sorumluluğun kapsamını ve sonucunu şöyle açıklar:
Adi ortakların, ortaklık çerçevesinde borçlanmaları TBK’nın 638. maddesinin 3. fıkrasında düzenlenmiştir. Her bir ortak ortaklık ilişkisi çerçevesinde üstlendikleri borçtan şahsen, sınırsız ve müteselsilen sorumludur. Bunun aksi de kararlaştırılabilir. Müteselsil sorumluluğun bulunduğu durumda ise TBK’nın 163. maddesinin 1. fıkrası gereğince alacaklı, borcun tamamının veya bir kısmının ifasını dilerse borçluların hepsinden, dilerse yalnız birinden isteyebilir. Bunun sonucu olarak adi ortaklığın alacaklısı alacağını doğrudan ortaklardan da isteyebilir.
(Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2017/713, K. 2021/521, T. 27.04.2021 — onama)
Pratik sonucu şudur: alacaklı, ortaklık borcunun tamamı için dilerse tüm ortaklara, dilerse tek bir ortağa başvurabilir; o ortak “borcun ancak kendi payına düşen kısmından sorumluyum” diyemez. Katılım payı ile sınırlı bir sorumluluk yoktur. Sorumluluk ortağın bütün kişisel malvarlığını kapsar.
Ortaklık İçin Edinilen Mallar: Elbirliği Mülkiyeti
Ortaklık amacı için edinilen veya ortaklığa devredilen mallar üzerinde ortaklar, kural olarak elbirliği (iştirak) hâlinde hak sahibidir — TBK m.638/1’in ilk cümlesi bunu düzenler (yukarıdaki alıntıya bakınız). Ancak bu kuralın istisnası olduğunu Yargıtay Hukuk Genel Kurulu vurgular:
Türk Borçlar Kanunu’nun 621/1. maddesine göre her ortak, para, alacak veya başka bir mal ya da emek olarak, ortaklığa bir katılım payı koymakla yükümlüdür. Adi ortaklığın tüzel kişiliği bulunmadığı için ortaklar TBK’nın 638/1. maddesine göre ortaklık bünyesindeki bu mallar üzerinde hep birlikte elbirliğiyle hak sahibidirler. Ancak bu hüküm düzenleyici (yedek) hüküm olduğundan ortaklar isterlerse ortaklık sözleşmesinde elbirliği mülkiyeti yerine paylı mülkiyeti seçebilirler. Böyle bir durumda da her ortak kendi payı üzerinde tasarruf etme imkânı bulur. Paylı hak sahipliği ve paylı mülkiyet öngörülürse ortakların alacaklıları alacaklarını alamadıkları takdirde ortakların paylarına dava ve takip konusu yapabilirler. Adi ortaklıkta ortaklar tarafından seçilen paylı hak sahipliğinin elbirliği hak sahipliğine oranla böyle bir sakıncası bulunmaktadır (Eren, s.852-853).
(Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2024/787, K. 2025/367, T. 18.06.2025 — bozma)
Uygulamada ortaklık sözleşmelerinin büyük bölümü bu konuda ayrıca bir düzenleme içermez; bu durumda kanunun yedek kuralı olan elbirliği mülkiyeti geçerli olur ve ortaklardan hiçbiri, diğerlerinin rızası olmadan ortaklık malı üzerinde tek başına tasarrufta bulunamaz.
Kâr ve Zarara Katılma
MADDE 622- Ortaklar, niteliği gereği ortaklığa ait olan bütün kazançları aralarında paylaşmakla yükümlüdürler.
(TBK m.622)
MADDE 623- Sözleşmede aksi kararlaştırılmamışsa, her ortağın kazanç ve zarardaki payı, katılım payının değerine ve niteliğine bakılmaksızın eşittir.
Sözleşmede ortakların kazanç veya zarara katılım paylarından biri belirlenmişse bu belirleme, diğerindeki payı da ifade eder.
Bir ortağın zarara katılmaksızın yalnız kazanca katılacağına ilişkin anlaşma, ancak katılma payı olarak yalnızca emeğini koymuş olan ortak için geçerlidir.
(TBK m.623)
Kural, katılım payının türü ve değeri ne olursa olsun eşit paylaşımdır — sözleşmede aksi kararlaştırılmadıkça. Yalnızca kazanca katılıp zarara katılmama anlaşması, ancak katılım payı olarak salt emeğini koymuş olan ortak için geçerlidir; sermaye koyan bir ortak için böyle bir muafiyet kararlaştırılamaz.
Ortaklığın Yönetimi ve Temsili
Yönetim, aksi kararlaştırılmadıkça bütün ortaklara aittir:
MADDE 625- Yönetim, sözleşme veya kararla yalnızca bir veya birden çok ortağa ya da üçüncü bir kişiye bırakılmış olmadıkça, bütün ortaklar ortaklığı yönetme hakkına sahiptir.
Ortaklık, ortakların tümü veya birkaçı tarafından yönetilmekte ise, bunlardan her biri, diğerleri katılmaksızın işlem yapabilir; ancak ortaklığı yönetmeye yetkili olan her ortak, tamamlanmasından önce işleme itiraz etmek suretiyle, bu işlemin yapılmasını engelleyebilir.
Ortaklığa genel yetkili bir temsilci atanması ve ortaklığın olağan dışı işlerinin yürütülmesi için, bütün ortakların oybirliği gereklidir. Ancak, gecikmesinde sakınca olan hâllerde, bu konuda yönetici ortaklardan her biri yetkilidir.
(TBK m.625)
Yönetici ortağın hesap verme yükümlülüğü kanunda ayrıca düzenlenmiştir:
Yönetici ortaklar, yılda en az bir defa hesap vermek ve kazanç paylarını ortaklara ödemekle yükümlüdürler. Hesap döneminin uzatılmasına ilişkin anlaşma kesin olarak hükümsüzdür. Ortaklığı yönetenin ortaklardan birisi olmaması durumunda da aynı kural uygulanır.
(TBK m.630/3)
Temsil yetkisi ise ayrı bir meseledir — yönetim yetkisi bulunmak, üçüncü kişilere karşı temsil yetkisine sahip olmak anlamına gelmez:
MADDE 637- Kendi adına ve ortaklık hesabına bir üçüncü kişi ile işlemde bulunan ortak, bu kişiye karşı bizzat kendisi alacaklı ve borçlu olur.
Ortaklardan biri, ortaklık veya bütün ortaklar adına bir üçüncü kişi ile işlem yaparsa, diğer ortaklar ancak temsile ilişkin hükümler uyarınca, bu kişinin alacaklısı veya borçlusu olurlar.
Kendisine yönetim görevi verilen ortağın, ortaklığı veya bütün ortakları üçüncü kişilere karşı temsil etme yetkisi var sayılır. Ancak, temsil yetkisine sahip yönetici ortağın yapacağı önemli tasarruf işlemlerine ilişkin yetkinin, bütün ortakların oybirliğiyle verilmiş olması ve yetki belgesinde bu hususun açıkça belirtilmiş olması şarttır.
(TBK m.637)
Adi Ortaklık ile Ticaret Şirketleri Arasındaki Fark
| Özellik | Adi Ortaklık (TBK) | Ticaret Şirketleri (TTK, örn. anonim, kolektif) |
|---|---|---|
| Düzenlendiği kanun | Türk Borçlar Kanunu m.620-645 | Türk Ticaret Kanunu |
| Tüzel kişilik | Yok | Var |
| Borçtan öncelikle kim sorumlu | Ortaklar — birinci derecede, sınırsız ve müteselsilen | Şirket tüzel kişiliği — öncelikle ve birinci derecede |
| Malların mülkiyeti | Elbirliği hâlinde ortaklara ait (TBK m.638/1) | Şirkete ait |
| Dava ve takip ehliyeti | Yok — bütün ortaklara karşı açılmalı | Şirket adına |
Bu tablo, yukarıda alıntılanan Hukuk Genel Kurulu gerekçesinin özetidir; ticaret şirketi türüne göre ortakların kendi aralarındaki ve şirkete karşı sorumluluk rejimi ayrıca TTK’ya tabidir.
İş Ortaklığı (Joint Venture) ve Konsorsiyum Uygulaması
Adi ortaklık örnekleri, büyük inşaat işlerinde veya kamu ihalelerinde birden fazla yüklenicinin bir araya gelerek kurduğu iş ortaklıkları ve konsorsiyumlardır. Yargıtay 15. Hukuk Dairesi bu iki yapıyı ayırt eder:
Ortak girişimler birden fazla gerçek veya tüzel kişi tarafından iş ortaklığı veya konsorsiyum olarak iki türlü oluşturulabilir. İş ortaklığı üyeleri hak ve sorumluluklarıyla işin tümünü birlikte yapmak üzere, konsorsiyum üyeleri ise hak ve sorumluluklarını ayırarak işin kendi uzmanlık alanlarıyla ilgili kısımlarını yapmak üzere ortaklık yaparlar. Sözleşme tarihinde yürürlükte bulunan mülga 818 sayılı Borçlar Kanununun 520. maddesinde tanımlandığı üzere, adi ortaklık iki veya daha fazla kişinin ortak bir amacı gerçekleştirmek için güçlerini ve araçlarını birleştirmeye sözleşme uyarınca söz verdikleri bir şahıs birliğidir. Adi ortaklık gerçek kişiler arasında kurulabileceği gibi, bir veya daha çok kişi ile ticaret şirketi arasında da kurulabilir. İşte özellikle büyük inşaat işlerinde eserin ortaya çıkarılmasını üstlenmek üzere birden fazla yüklenicinin kurdukları adi ortaklığa konsorsiyum ortaklığı denilmektedir. Konsorsiyumu teşkil eden şirketler arasındaki ilişki mülga 818 sayılı Borçlar Kanununun 520 ve devamı maddelerinde tarifi yapılan adi ortaklıktan ibarettir. Adi şirketin (ortaklığın) hükmi şahsiyeti mevcut değildir.
(Yargıtay 15. Hukuk Dairesi, E. 2020/279, K. 2020/1042, T. 12.03.2020 — bozma)
Kararda geçen “mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu m.520” ifadesi, o uyuşmazlıktaki sözleşmenin 1997 tarihli olmasından kaynaklanır; güncel karşılığı TBK m.620’dir. Ancak kararın özü değişmemiştir: gerek iş ortaklığı gerek konsorsiyum adı verilsin, bu yapılar hukuken TBK’daki adi ortaklık hükümlerine tabidir ve hükmi şahsiyetleri (tüzel kişilikleri) yoktur. Bir ihalede iş ortaklığı veya konsorsiyum kuran ortaklar için de yukarıda anlatılan tüzel kişilik yokluğu, elbirliği mülkiyeti ve müteselsil sorumluluk kuralları aynen geçerlidir.
Sona Erme ve Tasfiye
Adi ortaklığın sona erme sebepleri kanunda sınırlı sayıda ve sistematik biçimde sayılmıştır:
MADDE 639- Ortaklık, aşağıdaki durumlarda sona erer:
Ortaklık sözleşmesinde öngörülen amacın gerçekleşmesi veya gerçekleşmesinin imkânsız duruma gelmesiyle.
Sözleşmede ortaklığın mirasçılarla sürdürülmesi konusunda bir hüküm yoksa, ortaklardan birinin ölmesiyle.
Sözleşmede ortaklığın devam edeceğine ilişkin bir hüküm yoksa, bir ortağın kısıtlanması, iflası veya tasfiyedeki payının cebrî icra yoluyla paraya çevrilmesiyle.
Bütün ortakların oybirliğiyle karar vermesiyle.
Ortaklık için kararlaştırılmış olan sürenin bitmesiyle.
Ortaklık sözleşmesinde feshi bildirme hakkı saklı tutulmuş veya ortaklık belirsiz bir süre için ya da ortaklardan birinin ömrü boyunca kurulmuşsa, bir ortağın fesih bildiriminde bulunmasıyla.
Haklı sebeplerin bulunması hâlinde, her zaman başkaca koşul aranmaksızın, fesih istemi üzerine mahkeme kararıyla.
(TBK m.639)
Belirsiz süreli veya bir ortağın ömrü boyunca kurulmuş ortaklıklarda fesih bildirimi usulü ayrıca düzenlenmiştir:
MADDE 640- Ortaklık, belirsiz süre için veya ortaklardan birinin ömrü boyunca sürmek üzere kurulmuşsa, ortaklardan her biri, altı ay önceden fesih bildiriminde bulunabilir.
Fesih bildirimi, dürüstlük kurallarına aykırı olarak ve özellikle uygun olmayan bir zamanda yapılamaz. Fesih bildirimi, ancak hesap yılı sonunda hüküm ifade eder.
Sözleşmede öngörülmüş olan sürenin bitiminden sonra ortaklık, ortakların örtülü iradesiyle sürdürülürse, belirsiz süreli ortaklığa dönüşür.
(TBK m.640)
Haklı sebeple fesih, uygulamada en sık başvurulan yoldur ve süreye bağlı değildir. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi bunu açıkça vurgular:
Adi ortaklık sözleşmesinin haklı sebeple feshi için ortaklık süresinin önemi bulunmamaktadır. Haklı sebeple fesih hakkı; mutlak ortaksal bir hak olup, bu hakkın ortaklık sözleşmesiyle sınırlandırılması veya tamamen ortadan kaldırılması olanaksızdır. Gerçekten ortaklar arasındaki ilişkinin devam etmesini haklı göstermeyecek bazı durumlar ortaya çıkarsa, bu durumda ortakların ortaklığın feshini mahkemeden istemesi mümkündür. Hatta belirli süreli ortaklıklarda da sözleşmede belirtilen ortaklık süresinin bitmesinden önce haklı sebeple sözleşmenin feshi davası açmak olanaklıdır ( Ortaklık, Ankara: Yetkin Yayıncılık, 2008, s. 482).
(Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2021/1288, K. 2022/407, T. 25.01.2022 — bozma)
Aynı kararda Daire, yönetici ortağın hesap vermemesinin veya kâr payı ödememesinin haklı fesih sebebi oluşturabileceğini de belirtmiştir. Ortaklık sona erdiğinde tasfiye usulü devreye girer:
MADDE 644- Ortaklığın sona ermesi hâlinde tasfiye, yönetici olmayan ortaklar da dâhil olmak üzere, bütün ortakların elbirliğiyle yapılır. Ancak, ortaklık sözleşmesinde, ortaklardan biri tarafından kendi adına ve ortaklık hesabına belirli bazı işlemlerin yapılması öngörülmüşse, bu ortak, ortaklığın sona ermesinden sonra da o işlemleri tek başına yapmak ve diğerlerine hesap vermekle yükümlüdür.
Ortaklar, tasfiye işlerini yürütmek üzere tasfiye görevlisi atayabilirler. Bu konuda anlaşamamaları hâlinde, ortaklardan her biri, tasfiye görevlisinin hâkim tarafından atanması isteminde bulunabilir.
Tasfiye görevlisine ödenecek ücret, sözleşmede buna ilişkin bir hüküm veya ortaklarca oybirliğiyle verilmiş bir karar yoksa tasfiyenin gerektirdiği emek ile ortaklık malvarlığının geliri göz önünde tutularak hâkim tarafından belirlenir ve ortaklık malvarlığından, buna imkân bulunamazsa, ortaklardan müteselsilen karşılanır.
Tasfiye usulüne veya tasfiye sonucunda her bir ortağa dağıtılacak paya ilişkin olarak doğabilecek uyuşmazlıklar, ilgililerin istemi üzerine hâkim tarafından çözüme bağlanır.
(TBK m.644)
Tasfiye sonucunda kalan tutarın kazanç, kalan varlığın yetersiz olması hâlinde ise açığın zarar olarak paylaşılacağını TBK m.643 düzenler; katılım payı olarak bir malın mülkiyetini koymuş olan ortak, tasfiyede o malı aynen değil, karşılığındaki değeri geri alabilir (TBK m.642). Ortaklığın sona ermesi, üçüncü kişilere karşı önceden doğmuş yükümlülükleri ortadan kaldırmaz (TBK m.645).
Sık Yapılan Hatalar
- Sözleşme yapmadan ortaklığa girişmek. Adi ortaklık sözlü anlaşmayla da kurulabilir, ancak katılım payı, kâr-zarar paylaşımı ve yönetim yetkisi yazılı olarak belirlenmezse uyuşmazlık anında ispat sorunu doğar.
- “Şirketimiz var” demek. Tüzel kişiliği bulunmayan bir yapı hukuken şirket değildir; ortaklardan biri “şirket adına” işlem yaptığını düşünse de sorumluluk kişiseldir.
- Katılım payıyla sınırlı sorumluluk beklemek. Ortaklar, ortaklığa koydukları payla değil, tüm kişisel malvarlıklarıyla sorumludur.
- İş ortaklığını (konsorsiyumu) ayrı bir tüzel yapı sanmak. İhale mevzuatındaki “iş ortaklığı” veya “konsorsiyum” adlandırması, hukuki niteliğini değiştirmez; ilişki yine TBK’daki adi ortaklık hükümlerine tabidir.
- Ortağı çıkarma veya ortaklıktan ayrılma işlemini belgelememek. Tasfiye payının hesabı ve müteselsil sorumluluktan kurtulma, ayrılış tarihinin ve şartlarının net biçimde belirlenmesine bağlıdır.
Özet
- Adi ortaklık, TBK m.620-645’te düzenlenir — Ticaret Kanunu’nda değil.
- Tüzel kişiliği yoktur; dava, takip, taraf ehliyeti ortaklara aittir, ortaklığa değil.
- Ortaklar üçüncü kişilere karşı borçlardan birinci derecede, sınırsız ve müteselsilen sorumludur (aksi kararlaştırılmadıkça).
- Ortaklık için edinilen mallar, kural olarak elbirliği hâlinde bütün ortaklara aittir; sözleşmeyle paylı mülkiyet de seçilebilir.
- Kâr ve zarar, aksi kararlaştırılmadıkça eşit paylaşılır.
- Büyük inşaat işlerindeki iş ortaklığı ve konsorsiyumlar da hukuken adi ortaklıktır.
- Haklı sebeple fesih, süreye bağlı değildir ve sözleşmeyle bertaraf edilemez.
- Sona erme hâlinde tasfiye, aksi kararlaştırılmadıkça bütün ortakların elbirliğiyle yürütülür.
Sıkça Sorulan Sorular
Adi ortaklık nedir?
İki ya da daha fazla kişinin ortak bir amaca ulaşmak için emeklerini ve mallarını birleştirmeyi üstlendikleri sözleşme ilişkisidir. Kanunla düzenlenmiş bir ortaklığın (anonim, limited, kolektif vb.) ayırt edici niteliklerini taşımayan her ortaklık, adi ortaklık sayılır.
Adi ortaklık hangi kanunda düzenlenir?
Türk Borçlar Kanunu'nun 620-645. maddelerinde. Ticaret ortaklığı olmadığı için Türk Ticaret Kanunu hükümleri değil, Türk Borçlar Kanunu'ndaki hükümler uygulanır.
Adi ortaklığın tüzel kişiliği var mıdır?
Hayır. Adi ortaklığın tüzel kişiliği, dolayısıyla hak ve fiil ehliyeti yoktur. Bu nedenle taraf, dava ve takip ehliyetine de sahip değildir; alacaklı ya da borçlu olan ortaklık değil, ortaklardır.
Adi ortaklığa karşı dava açılabilir mi?
Adi ortaklığın kendisine karşı değil, onu oluşturan ortakların tamamına karşı dava açılması gerekir. Tüzel kişiliği bulunmadığından ortaklık taraf ehliyetine sahip değildir.
Ortaklardan biri ortaklık borcunu ödemezse diğer ortaklara başvurulabilir mi?
Evet. Ortaklar, sözleşmede aksi kararlaştırılmamışsa, ortaklık ilişkisi çerçevesinde üstlenilen borçlardan üçüncü kişilere karşı müteselsilen sorumludur. Alacaklı, borcun tamamını dilerse tek bir ortaktan isteyebilir.
Adi ortaklıkta sorumluluk katılım payıyla sınırlı mıdır?
Hayır. Ortaklar, ortaklık borçlarından kendi kişisel malvarlıklarıyla, sınırsız ve müteselsil olarak sorumludur. Koydukları katılım payıyla sınırlı bir sorumluluk söz konusu değildir.
Ortaklık için edinilen mallar kime ait olur?
Ortaklık sözleşmesi çerçevesinde edinilen şeyler, alacaklar ve ayni haklar elbirliği hâlinde bütün ortaklara aittir. Bu kural düzenleyici (yedek) nitelikte olduğundan, sözleşmeyle elbirliği yerine paylı mülkiyet de kararlaştırılabilir.
Kâr ve zarar ortaklar arasında nasıl paylaşılır?
Sözleşmede aksi kararlaştırılmamışsa kazanç ve zarar, katılım payının değerine bakılmaksızın eşit paylaşılır. Yalnızca emeğini koymuş bir ortağın zarara katılmayıp yalnız kazanca katılacağı ise kararlaştırılabilir.
Adi ortaklık ile ticaret şirketleri (anonim, limited vb.) arasındaki fark nedir?
Ticaret şirketlerinin tüzel kişiliği vardır ve borçlardan öncelikle şirket sorumludur. Adi ortaklığın tüzel kişiliği yoktur; borçlardan ortaklar birinci derecede, sınırsız ve müteselsilen sorumludur.
İş ortaklığı (joint venture) adi ortaklık mıdır?
Evet. Özellikle büyük inşaat işlerinde ve kamu ihalelerinde birden fazla yüklenicinin oluşturduğu iş ortaklıkları ve konsorsiyumlar, Türk Borçlar Kanunu'ndaki adi ortaklık hükümlerine tabidir.
İş ortaklığı ile konsorsiyum arasında fark var mı?
Evet. İş ortaklığı üyeleri, hak ve sorumluluklarıyla işin tümünü birlikte üstlenir. Konsorsiyum üyeleri ise sorumluluklarını ayırarak işin yalnızca kendi uzmanlık alanlarına giren kısmını üstlenir.
Adi ortaklık nasıl sona erer?
Amacın gerçekleşmesi veya imkânsızlaşması, bir ortağın ölümü, kısıtlanması, iflası, oybirliğiyle karar, sürenin bitmesi, fesih bildirimi ve haklı sebeple mahkeme kararı, kanunda sayılan sona erme sebepleridir.
Haklı sebeple fesih için ortaklık süresinin dolması gerekir mi?
Hayır. Haklı sebeple fesih hakkı, süreye bağlı değildir; belirli süreli ortaklıklarda bile süre dolmadan önce haklı sebeple fesih davası açılabilir. Bu hak sözleşmeyle sınırlandırılamaz.
Ortaklık sona erince mal varlığı nasıl paylaşılır?
Tasfiye yapılır — önce ortaklığın borçları, avansları ve katılım payları geri ödenir; kalan tutar kazanç olarak paylaşılır. Tasfiye, aksi kararlaştırılmadıkça bütün ortakların elbirliğiyle yürütülür.
İlgili çalışma alanı: Ticaret Hukuku
← Tüm makaleler