Aile Hukuku

Mehir Senedi Nedir? Örneği, Geçerlilik Şartları ve Mehir Alacağı

Mehir senedi bağışlama vaadidir ve yazılı olmak şartıyla geçerlidir. Senedin unsurları şerhli örnek üzerinden, geçerlilik şartları, görevli mahkeme tartışması, muacceliyet ve zamanaşımı.

18 dk okumaYayımlanma:Son güncelleme:Yazan Av. Halit Süha Bahçeci
Kumaş üzerinde altın takılar
İçindekiler 20

Kısa Cevap

Mehir senedi Türk hukukunda geçerlidir. Yargıtay, boşanma veya ölüme kadar ertelenen mehri (mehr-i müeccel) ileriye yönelik bir bağışlama vaadi sayar ve Borçlar Kanunu’nun bağışlama hükümlerine tabi tutar. Senedin geçerliliği yazılı olmasına bağlıdır; taşınmaz taahhüt ediliyorsa resmî şekil aranır. Senedin hangi unsurları taşıması gerektiğini aşağıda şerhli bir örnek üzerinden gösteriyoruz.

Bu Durumda mısınız?

  • Evlenirken bir mehir senedi imzalandı, boşandınız ve senette yazılı altın veya eşya size verilmedi.
  • Elinizde senet var ama davayı hangi mahkemede açacağınızı bilmiyorsunuz; bir mahkeme görevsizlik kararı verdi.
  • Boşanmanın üzerinden yıllar geçti ve karşı taraf zamanaşımı itirazında bulunuyor.
  • Senedi eşiniz değil, kayınpederiniz ya da başka bir aile büyüğü imzaladı.
  • Yalnızca imam nikâhı kıyıldı, resmî nikâh hiç yapılmadı.

Bu yazı genel bilgi verir. Somut dosyanızdaki senedin metni, tarihi ve boşanma sürecinizin ayrıntıları sonucu değiştirir; bir avukata danışın.

Mehir Senedi Nedir? Hukuki Niteliği

Mehir, evlenme dolayısıyla kadına belirli bir mal, para veya ekonomik değer verilmesi taahhüdüdür. Yargıtay kavramı şöyle tanımlar:

“Mehir, kocanın evlenme sözleşmesi anında ya da devamı sırasında bazen de sona ermesi halinde kadına belirli bir mal, para veya ekonomik değeri olan bir şeyi armağan etmesidir. Koca dışında üçüncü bir kişinin de bağışlama vaadi geçerlidir.”

(Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2016/21864, K. 2018/9144, T. 26.09.2018 — BOZULMASINA)

Uygulamada mehir ikiye ayrılır. Mehr-i muaccel, evlenme sırasında fiilen ödenen mehirdir. Mehr-i müeccel ise ödemesi ileri bir tarihe bırakılan mehirdir ve asıl uyuşmazlık konusu budur. Yargıtay bunun hukuki niteliğini açıkça belirlemiştir:

“Öte yandan; mehri müeccel, ileriye (evliliğin boşanma ya da ölümle son bulunması haline kadar) yönelik bir bağışlama vaadidir. Koca dışında üçüncü bir kişinin de bağışlama vaadi geçerlidir.”

(Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2019/482, K. 2019/3079, T. 08.04.2019 — BOZULMASINA)

Aynı kararda Daire, üçüncü kişinin bu taahhüdünün üçüncü kişi yararına borç altına girme değil, Borçlar Kanunu’nda düzenlenmiş bağışlama vaadi olduğunu ve geçerliliğinin yazılı olma koşuluna bağlandığını belirtmiştir.

Peki Medeni Kanun’da mehri düzenleyen bir hüküm bulunmaması onu yasak hâle getirir mi? Hayır. Yargıtay bu noktayı bir İçtihadı Birleştirme Kararının gerekçesine dayandırır:

“Türk Medeni Kanunu, evlenme sözleşmesi sırasında karı kocadan birinin diğerine bir mal veya para vermesini ya da vermeyi vaad edip bir süre ertelemesini yasaklamamıştır. Bu nedenle, eski hükümlere göre kurulmuş mehir, Medeni Kanun tarafından yasaklanmış bir hukuki ilişki olarak kabul edilemez (2.12.1959 günlü, 14/30 Sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı gerekçesi). Mehr sözleşmeleri bugün de geçerlidir.”

(Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2019/482, K. 2019/3079, T. 08.04.2019 — BOZULMASINA)

Mehr-i Muaccel ile Mehr-i Müeccel Farkı

Uygulamadaki uyuşmazlıkların büyük bölümü bu ayrımdan doğar; senette hangisinin kararlaştırıldığı, alacağın ne zaman istenebileceğini belirler.

Mehr-i muaccel, evlenme sırasında fiilen ödenen mehirdir. Burada ortada ifa edilmiş bir borç vardır ve uyuşmazlık çıktığında tartışma, ödemenin gerçekten yapılıp yapılmadığına ve bunu kimin ispatlayacağına kayar.

Mehr-i müeccel, ödemesi ileri bir tarihe bırakılan mehirdir. Yargıtay bunun hem niteliğini hem de ne zaman istenebilir hâle geldiğini şöyle belirlemiştir:

“Mehri müeccel, ileriye yönelik (evliliğin boşanma ya da ölümle son bulması haline kadar) bir bağışlama vaadidir. Başka bir ifade ile ödenmesi keyfiyeti belirli bir zamana bırakılabilen veya bir olayın gerçekleşmesi sonucuna bağlı tutulan kazanılmış haktır.”

(Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2013/14868, K. 2013/17437, T. 09.12.2013 — BOZULMASINA)

Aynı kararda muacceliyet koşulu açıkça gösterilmiştir:

“Bu alacağın muaccel olması için ise vadenin gelmesi veya şartın gerçekleşmesi şartı aranacaktır.”

(Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2013/14868, K. 2013/17437, T. 09.12.2013 — BOZULMASINA)

İki sonuç çıkar. Birincisi, mehr-i müeccel kazanılmış bir haktır; evlilik sürerken de vardır, yalnızca henüz istenebilir değildir. İkincisi, istenebilirlik senette ödemenin bağlandığı olaya bağlıdır. Senette bu nokta yazılı değilse tartışma doğrudan buraya kayar.

Dayandığı Kanun Maddeleri

Mehir senedi Medeni Kanun’da değil, Borçlar Kanunu’nun bağışlama hükümlerinde karşılığını bulur.

6098 sayılı TBK m.285:

“MADDE 285- Bağışlama sözleşmesi, bağışlayanın sağlararası sonuç doğurmak üzere, malvarlığından bağışlanana karşılıksız olarak bir kazandırma yapmayı üstlendiği sözleşmedir.”

6098 sayılı TBK m.288:

“MADDE 288- Bağışlama sözü vermenin geçerliliği, bu sözleşmenin yazılı şekilde yapılmasına bağlıdır.”

“Bir taşınmazın veya taşınmaz üzerindeki ayni bir hakkın bağışlanması sözü vermenin geçerliliği, ancak resmî şekilde yapılmış olmasına bağlıdır.”

6098 sayılı TBK m.146:

“MADDE 146- Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, her alacak on yıllık zamanaşımına tabidir.”

4721 sayılı TMK m.220:

“Madde 220- Aşağıda sayılanlar, kanun gereğince kişisel maldır:”

“2. Mal rejiminin başlangıcında eşlerden birine ait bulunan veya bir eşin sonradan miras yoluyla ya da herhangi bir şekilde karşılıksız kazanma yoluyla elde ettiği malvarlığı değerleri,“

Mehir Senedinin Geçerlilik Şartları

Yazılı olmalıdır. Bağışlama sözü vermenin geçerliliği yazılı şekle bağlıdır. Adi yazılı bir senet kural olarak yeterlidir; noter onayı geçerlilik şartı değildir.

Taşınmaz taahhüt ediliyorsa resmî şekil aranır. Senette bir tarla, daire veya taşınmaz üzerindeki ayni bir hak bağışlanacağı yazıyorsa, bu taahhüdün geçerliliği resmî şekle bağlıdır. Uygulamada bu, senedin en sık sakatlandığı noktadır.

Taahhüt belirli olmalıdır. Verilecek altının gramı ve ayarı, paranın miktarı, eşyanın cinsi senette gösterilmelidir.

Ehliyet aranır. Senedi imzalayanın fiil ehliyetine sahip olması gerekir; bu yönde bir savunma ileri sürüldüğünde mahkeme inceler.

Uygulamada senedin sakatlandığı noktalar bellidir. Aşağıdaki unsurların eksikliği uyuşmazlığın kaynağıdır:

  • Tarafların kimlik bilgileri — taahhüdü üstlenen ve lehine taahhüt edilen kişiler açıkça yazılmalıdır.
  • Taahhüdün konusu ve miktarı — altının gramı ve ayarı, paranın tutarı, eşyanın cinsi belirli olmalıdır.
  • Muaccel mi, müeccel mi — ödemenin evlenme sırasında mı yapılacağı, yoksa boşanma veya ölüme mi ertelendiği açıkça belirtilmelidir.
  • Teslim kaydı — mehr-i muaccelde teslimin gerçekleştiği yazılmamışsa, sonradan ifa tartışması doğar.
  • Tarih ve imzalar — senedi imzalayan herkesin sıfatı (koca, baba, kefil) anlaşılır olmalıdır.
  • Taşınmaz varsa resmî şekil — taşınmaz taahhüdü adi yazılı senetle geçerli biçimde kurulamaz.

Mehir Senedi Örneği: Unsurları Şerhli Bir Metin Üzerinde

Aşağıdaki metin, yukarıdaki unsurların bir arada nasıl göründüğünü göstermek için hazırlanmış bir örnektir. Doldurulup imzalanacak hazır bir form değildir; her satırın altında o satırın neden orada durduğu ve eksikliğinde hangi tartışmanın doğduğu açıklanmıştır.

MEHİR SENEDİ

1. Taahhüt eden: [ad soyad, T.C. kimlik no, adres]
2. Lehine taahhüt edilen: [ad soyad, T.C. kimlik no, adres]
3. Taahhüdün konusu: [… gram … ayar bilezik / … TL] 
4. Ödeme zamanı: İşbu taahhüt, evlilik birliğinin boşanma veya ölümle
   sona ermesine kadar ertelenmiştir (mehr-i müeccel).
5. Teslim kaydı: İşbu senet tarihinde herhangi bir teslim yapılmamıştır.
6. Düzenlenme tarihi: [gg.aa.yyyy]
7. İmzalar: Taahhüt eden / Lehine taahhüt edilen / Varsa diğer taahhüt
   edenler ve hazır bulunanlar (sıfatları yazılarak)

1 ve 2 numaralı satırlar (kimlik). Taahhüdü üstlenen ile lehine taahhüt edilen kişilerin açıkça yazılması gerekir. Senedi kocadan başka bir kişi de imzalamış olabilir ve bu kişinin sorumluluğu kendi taahhüdünden doğar; sıfatı yazılmazsa kimin borç altına girdiği tartışmalı hâle gelir.

3 numaralı satır (konu ve miktar). Verilecek altının gramı ve ayarı, paranın tutarı veya eşyanın cinsi belirli olmalıdır. Belirsiz bir taahhüt, ifa edilip edilmediğinin denetlenmesini güçleştirir.

4 numaralı satır (muaccel mi, müeccel mi). Senedin en belirleyici satırı budur. Ödemenin evlenme sırasında mı yapılacağı yoksa boşanma veya ölüme mi ertelendiği yazılmazsa, alacağın ne zaman istenebilir hâle geldiği baştan tartışmalıdır. Muacceliyet koşulu yukarıda gösterilmiştir.

5 numaralı satır (teslim kaydı). Mehr-i muaccelde teslimin gerçekleştiği yazılmamışsa, sonradan “ödendi/ödenmedi” tartışması doğar. Senede karşı ileri sürülecek savunmanın ispat rejimi bu yüzden önemlidir.

6 numaralı satır (tarih). Tarih tek başına zamanaşımının başlangıcını vermez. Zamanaşımı senedin tarihinden değil, evliliğin sona ermesinden işlemeye başlar.

7 numaralı satır (imzalar ve hazır bulunanlar). Senette adı geçen kişiler, sonradan teslim tartışmasında dinlenecek kişilerdir. Yargıtay 2025 tarihli bir kararında, senedi imzalayanların dinlenmemesini eksik inceleme saymıştır. Uygulamada senetler muhtar ya da aile büyükleri huzurunda düzenlenmektedir; aynı kararda incelenen senette şu ibare yer almaktadır:

“…yukarıda 26 kalemden ibaret 135.704,00 TL değerinde eşyalarımı eşim … … (…‘e) verdim, bu eşyalarda benim hiç bir hak ve alacağım yoktur, istediği gibi tasarruf edebilir. Bu mehir akdini birlikte muhtar huzurunda imza edip onayladık”

(Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2023/8876, K. 2025/3113, T. 26.03.2025 — BOZULMASINA)

Taşınmaz taahhüt ediliyorsa bu metin kullanılamaz. Bir tarla, daire veya taşınmaz üzerindeki ayni hakkın bağışlanması sözü, adi yazılı senetle geçerli biçimde kurulamaz; resmî şekil aranır. Matbu bir örneği doldurmanın en sık sakatlandığı nokta budur.

Senedi Kim İmzalayabilir? Üçüncü Kişinin Taahhüdü

Mehir taahhüdünü yalnızca koca üstlenmek zorunda değildir. Yargıtay, koca dışında üçüncü bir kişinin bağışlama vaadinin de geçerli olduğunu kabul etmektedir. Uygulamada senedi damat ile birlikte damadın babasının imzaladığı örnekler vardır.

Önemli ayrım şudur: bu durum, üçüncü kişi yararına borç altına girme değil, doğrudan o kişinin kendi bağışlama vaadidir. Dolayısıyla üçüncü kişi de senetten doğan borçtan sorumlu tutulabilir. Hukuk Genel Kurulu bu nitelendirmeyi ilgili maddeleri karşılaştırarak yapmıştır:

“Hukukumuzdaki sözleşme serbestisi ilkesi gereğince de kocanın yüklenmiş olduğu edimini yahut bağışlama yönündeki vaadini koca dışında bir üçüncü kişinin de üstlenmesine engel bulunmamaktadır.”

(Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2017/451, K. 2019/355, T. 26.03.2019 — ONANMASINA)

Kurul aynı paragrafta nitelendirmeyi de yapmıştır: mehr-i müeccel ileriye yönelik bağışlama vaadi olduğundan, koca dışındaki kişinin durumu Türk Borçlar Kanunu’nun üçüncü kişi yararına borç altına girmeyi düzenleyen hükmü kapsamında değil, bağışlama vaadine ilişkin TBK m.288 kapsamında değerlendirilir.

Görevli Mahkeme: Aile Mahkemesi mi, Asliye Hukuk mu?

Bu, mehir uyuşmazlıklarının en tartışmalı noktasıdır ve tek cümlelik bir cevabı yoktur. Tartışmanın dayanağı, aile mahkemelerinin görev alanını çizen hükümdür:

4787 sayılı Aile Mahkemeleri Kanunu m.4:

“Madde 4- Aile mahkemeleri, aşağıdaki dava ve işleri görürler:”

“1. 22.11.2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medenî Kanununun Üçüncü Kısım hariç olmak üzere İkinci Kitabı ile 3.12.2001 tarihli ve 4722 sayılı Türk Medenî Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanuna göre aile hukukundan doğan dava ve işler,”

Düğüm buradadır: mehir alacağı aile hukukundan doğan bir dava mıdır, yoksa Borçlar Kanunu’na dayanan genel bir alacak davası mıdır? Yargıtay kararlarında iki çizgi görülür.

Birinci çizgi — aile mahkemesi. Talebi eşler arasındaki kişisel malın iadesi olarak niteleyen kararlar aile mahkemesini görevli görmüştür:

“Davacının nikah sırasında düzenlenen mehir senedine dayanan alacak iddiası, 4721 Sayılı Türk Medeni Kanununun 2. kitabının 1. kısmında yer alan 220/2. maddede tanımlanan kişisel mal bedelinin tahsili niteliğindedir. Bu itibarla davanın Aile Mahkemesinin görev alanı içinde kaldığı anlaşılmakta olup, davanın esasının incelenerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile görevsizlik kararı verilmesi doğru değildir.”

(Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, E. 2010/12096, K. 2011/5190, T. 21.04.2011 — BOZULMASINA)

Aynı yönde, mehir senedindeki altınların tahsili istemini karı koca arasındaki kişisel malların iadesi sayan bir karar da asliye hukuk mahkemesini görevli gören yerel mahkeme hükmünü bozmuştur:

“Mahkemece, davanın davalı eski kocanın imzaladığı mehir senedinden kaynaklanması karşısında Aile Mahkemesinin görevli olduğu gözetilerek, davaya bakılması gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile Asliye Hukuk Mahkemesinin görevli olduğu gerekçesi ile görevsizlik kararı verilmesi doğru görülmemiş ve hükmün bu nedenle bozulması gerekmiştir.”

(Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2016/21316, K. 2018/3790, T. 10.04.2018 — BOZULMASINA)

İkinci çizgi — asliye hukuk mahkemesi. Talebi mehr-i müeccel, yani bağışlama vaadi olarak niteleyen 2019 tarihli karar ise tam tersi sonuca varmış ve işin esasına giren aile mahkemesi hükmünü bozmuştur:

“Bu durumda; davacının talebi, mehir olarak ödenmiş olan (mehri muaccel) bir alacak değil, bağışlama vaadi şeklinde (mehri müeccel) niteliğinde, mehir senedinden kaynaklanan alacak talebine ilişkindir. Mahkemenin de kabulünde olduğu üzere, taraflar arasında sözleşme ilişkisi bulunmaktadır. Bu sebeple, uyuşmazlık, aile hukukundan kaynaklanan alacak niteliğinde olmayıp, genel hükümlere dayalı ( TBK 286 vd.) alacak istemi niteliğindedir.”

(Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2019/482, K. 2019/3079, T. 08.04.2019 — BOZULMASINA)

Ayrımın düğüm noktası, talebin nasıl nitelendirildiğidir: kişisel malın iadesi olarak görülürse aile mahkemesi, sözleşmeden doğan bağışlama alacağı olarak görülürse asliye hukuk mahkemesi öne çıkmaktadır.

Üçüncü bir ölçüt: senedin tarihi. Görev tartışmasında yalnızca talebin nitelendirilmesi değil, senedin ne zaman düzenlendiği de sonucu değiştirebilmektedir. İki mahkemenin ayrı ayrı görevsizlik kararı vermesi üzerine yargı yerini belirleyen bir kararda Daire, senedin evlenmeden önce düzenlenmiş olmasını belirleyici saymıştır:

“Dosya kapsamından, uyuşmazlığın 12/10/2010 tarihli taraflar arasında evlilik birliği kurulmadan önce düzenlenen adi yazılı sözleşmeden kaynaklanan, evlilik öncesi doğmuş bir alacağın talep edildiği ve davalı tarafça, davacıya karşı daha önce bu sözleşmeden dolayı borçlu bulunmadığının tespiti için açılan davada, Yargıtay 17. Hukuk Dairesince davaya bakmakla Asliye Hukuk Mahkemesinin görevli olduğunun belirlendiği anlaşılmakla, uyuşmazlığın Asliye Hukuk Mahkemesince görülüp sonuçlandırılması gerekmektedir.”

(Yargıtay 20. Hukuk Dairesi, E. 2016/4787, K. 2016/7047, T. 15.06.2016 — yargı yerinin belirlenmesi)

O dosyada senet evlenmeden iki gün önce düzenlenmiş ve alacak evlilik öncesinde doğmuştu. Bu durumda uyuşmazlık aile hukukundan değil, genel hükümlere tabi bir sözleşme ilişkisinden kaynaklanmış sayılmıştır.

Hukuk Genel Kurulu mehri ele almıştır, ama görev tartışmasını bu eksende çözmemiştir. Yukarıda anılan 2019 tarihli Hukuk Genel Kurulu kararı mehrin hukuki niteliğini ve üçüncü kişinin taahhüdünü bağlayıcı biçimde belirlemiştir. Aynı kararda bir görev değerlendirmesi de vardır; ancak orada tartışılan şey mehir alacağının kendisi değildir. Senette vaat edilen altın teslim edilmiş, kadının kişisel malı hâline gelmiş ve sonradan saklanmak üzere bir başkasına bırakılmıştır. Kurul, saklamadan doğan bu ayrı talebin aile mahkemesinin görevine girmediğini, genel mahkemelerde çözülmesi gerektiğini belirtmiştir.

⇒ Sonuç olarak, mehir alacağının kendisi bakımından aile mahkemesi ile asliye hukuk mahkemesi ayrımını bağlayıcı biçimde çözen bir İçtihadı Birleştirme Kararı bulunmamaktadır. Bu nedenle “mehir davası aile mahkemesinde açılır” biçimindeki kesin anlatımlar tabloyu eksik yansıtır.

Pratik sonuç: Görevle ilgili düzenlemeler kamu düzenine ilişkindir; taraflar ileri sürmese dahi mahkeme her aşamada kendiliğinden gözetir. Yanlış mahkemede açılan dava usulden reddedilir ve dosya yıllarca mahkemeler arasında dolaşabilir. Aile mahkemesinde açılıp görevsizlikle asliye hukuka giden, oradan bozma ile yeniden aile mahkemesine dönen dosyalar uygulamada görülmüştür.

Mehir Verilmezse veya Ödenmezse Ne Olur?

Alacak muaccel hâle geldikten sonra senede dayanılarak dava açılabilir ya da icra takibi başlatılabilir. Takibe itiraz edilirse alacaklı itirazın iptali davası açar. Yargıtay bu şekilde önüne gelen bir uyuşmazlıkta, görevden ret kararını yerinde bulmayarak işin esasının incelenmesi gerektiğine hükmetmiştir.

Ama zamanlama belirleyicidir. Mehr-i müeccel için evlilik sürerken başlatılan takip erkendir ve sonuç doğurmaz. Bir dosyada koca aleyhine evlilik devam ederken ilâmsız takip yapılmış, borçlu itiraz etmiş ve alacaklı itirazın iptalini istemiştir. Daire, takip tarihi itibarıyla ortada istenebilir bir alacak bulunmadığını saptamıştır:

“Takibe konu alacak takip tarihi itibariyle henüz istenebilir hale gelmemiştir.”

(Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2013/14868, K. 2013/17437, T. 09.12.2013 — BOZULMASINA)

Bunun sonucu, istemin esastan değil, muacceliyet yokluğundan reddedilmesidir:

“Bu durumda mahkemece, mehir senedi ile kararlaştırılan altın bedelinin istenebilmesi için boşanma kararının kesinleşmesi gerektiği gözetilerek, takip ve itirazın iptali dava tarihi itibariyle muaccel bir alacak bulunmadığından takibe yönelik itirazın iptali isteminin reddine karar verilmesi gerekirken, itibar edilmeyen gerekçeler ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş bozmayı gerektirmiştir.”

(Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2013/14868, K. 2013/17437, T. 09.12.2013 — BOZULMASINA)

Pratik anlamı şudur: senette ödeme boşanmaya bağlanmışsa, boşanma kararı kesinleşmeden başlatılan takip masraf ve vekâlet ücreti doğurur, alacağı ise ilerletmez. Mehr-i muaccel bakımından ise ortada ifa edilmiş bir borç vardır ve tartışma ödemenin yapılıp yapılmadığına kayar.

Mehir Hangi Durumlarda İstenemez?

Bu başlık altında sayılanlar ayrı ayrı ele alınan noktaların bir arada görünümüdür; her biri yukarıdaki ilgili bölümde dayanağıyla birlikte açıklanmıştır.

  • Taahhüt zaten ifa edilmişse. Senette vaat edilen altın veya eşya teslim edilmişse borç sona ermiştir; teslim edilen değer artık kişisel maldır.
  • Muacceliyet gelmemişse. Ödemenin bağlandığı olay gerçekleşmeden alacak istenemez.
  • Senet şekil şartını taşımıyorsa. Bağışlama sözü vermenin geçerliliği yazılı şekle bağlıdır; taşınmaz taahhüdünde resmî şekil aranır.
  • Senedin bağlandığı evlilik hukuken kurulmamışsa. Resmî nikâh hiç yapılmamış olan bir olayda düzenlenen senet bakımından Yargıtay geçerlilik bulunmadığını belirtmiştir.
  • Zamanaşımı dolmuşsa. Süre boşanmanın kesinleşmesinden itibaren on yıldır.

Mehir Alacağında Temyiz Sınırı

Mehir alacağı çoğu dosyada sınırlı bir tutara ilişkindir ve bu, kanun yolunu doğrudan etkiler. Miktar veya değeri kesinlik sınırını geçmeyen nihai kararlar temyiz edilemez:

“Miktar veya değeri kesinlik sınırını geçmeyen davalara ilişkin nihai kararlar, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 362 nci maddesi uyarınca temyiz edilemez. Temyize konu edilen miktarın kesinlik sınırının altında kalması hâlinde anılan Kanun’un 366 ncı maddesi atfıyla aynı Kanun’un 352 nci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekir.”

(Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2025/9706, K. 2026/924, T. 02.02.2026 — temyiz dilekçesinin miktardan reddi)

Aynı kararda sınır somut rakamlarla uygulanmıştır:

“Dosya içeriğine göre reddedilen ve temyize konu edilen toplam ziynet miktarı 61.145,00 TL olup dava tarihi (28.12.2023) itibari ile temyiz kesinlik sınırı olan 238.730,00 TL’nin altında kalmaktadır.”

(Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2025/9706, K. 2026/924, T. 02.02.2026 — temyiz dilekçesinin miktardan reddi)

Kanun metnindeki taban tutar kırk bin Türk lirasıdır; uygulanan rakam her yıl yeniden değerlemeyle belirlenir ve dava tarihindeki sınır esas alınır. Talebin tutarı bu eşiğin altındaysa bölge adliye mahkemesi kararı kesinleşir.

⚠️ Bu hüküm şu sırada değişim hâlindedir. Kesinlik sınırını düzenleyen HMK m.362’nin birinci fıkrasının (a) bendi Anayasa Mahkemesi tarafından kısmen iptal edilmiştir. İptallerden biri uygulanmış (E. 2026/49, K. 2026/48, T. 26.02.2026), bir diğerinin yürürlüğü ise 20 Ekim 2026 tarihine bırakılmıştır (E. 2025/124, K. 2025/203, T. 08.10.2025). Maddenin üçüncü fıkrası da 16.07.2026 tarihli 7589 sayılı Kanun’la eklenmiştir. Bu nedenle temyiz sınırına ilişkin değerlendirme, dava tarihinde yürürlükte olan metne göre yapılmalıdır; yukarıdaki karar, dava tarihi 28.12.2023 olan bir dosyaya ilişkindir.

Zamanaşımı ve Başlangıcı

Mehir alacağı on yıllık genel zamanaşımına tabidir. Ancak kritik nokta sürenin uzunluğu değil, ne zaman işlemeye başladığıdır. Kanun, evlilik süresince eşler arasındaki alacaklar için zamanaşımının işlemeyeceğini öngörür:

6098 sayılı TBK m.153:

“MADDE 153- Aşağıdaki durumlarda zamanaşımı işlemeye başlamaz, başlamışsa durur:”

“3. Evlilik devam ettiği sürece, eşlerin diğerinden olan alacakları için.”

Yargıtay bu hükmü mehir senedine uygulamış ve başlangıcı boşanmaya bağlamıştır:

“Davacı, mehir senedi ile davalı tarafından kendisine verilen eşyaların bedelini talep etmektedir. Bu tür hukuki ilişkiler çözüme kavuştururken yukarıda anılan maddeler göz önünde tutulmalı ve zamanaşımının başlangıcı boşanma kararının kesinleştiği tarihe göre belirlenmelidir.”

(Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2017/1797, K. 2017/3010, T. 18.05.2017 — BOZULMASINA)

Aynı kararda senet 1997’de düzenlenmiş, boşanma 2005’te kesinleşmiş, dava 2015’te açılmıştır. Senedin tarihinden hesaplayan yerel mahkeme davayı zamanaşımından reddetmiş, Yargıtay ise boşanmanın kesinleşmesinden itibaren on yılın dolmadığını belirterek hükmü bozmuştur. Senedin üzerindeki tarihe bakıp “süre geçmiş” sonucuna varmak bu nedenle hatalıdır.

Sadece İmam Nikâhı Varsa Ne Olur?

Mehir senetleri çoğu zaman dinî nikâh merasiminde düzenlenir. Resmî nikâh da kıyılmışsa bu, senedin geçerliliğini tek başına etkilemez. Ancak resmî nikâh hiç yapılmamışsa durum değişir. Yargıtay, tarafların yalnızca imam nikâhıyla birlikte olduğu bir olayda düzenlenen senet bakımından şu tespiti yapmıştır:

“İşbu belgenin evlilik birliğinin gerçekleşmesi amacıyla düzenlendiği ancak davalı … ve davacı arasında resmi nikah akdi yapılmadığı, bu itibarla da söz konusu belgenin geçerliliği olmadığı ortadadır.”

(Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2021/8076, K. 2022/1622, T. 28.02.2022 — BOZULMASINA)

İmam nikâhının hukuki sonuçlarını ayrıntılı olarak imam nikâhı yazısında ele aldık.

İspat: Senet Varsa, Senet Yoksa

Bağışlama sözü vermenin geçerliliği yazılı şekle bağlı olduğundan, yazılı belgenin varlığı belirleyicidir. Senet yoksa taahhüdün varlığını salt tanık beyanıyla ortaya koymak ciddi biçimde güçleşir.

Senet varsa tartışma çoğu kez içeriğe kayar: taahhüdün ifa edilip edilmediği, altının teslim edilip edilmediği. Burada usul kuralı nettir:

6100 sayılı HMK m.201:

“MADDE 201- (1) Senede bağlı her çeşit iddiaya karşı ileri sürülen ve senedin hüküm ve kuvvetini ortadan kaldıracak veya azaltacak nitelikte bulunan hukuki işlemler ikibinbeşyüz Türk Lirasından az bir miktara ait olsa bile tanıkla ispat olunamaz.”

Yani senede karşı “ben bunu zaten ödedim” savunması kural olarak tanıkla yapılamaz. Senedin metninde teslimin gerçekleştiğinin açıkça yazılı olup olmadığı, bu nedenle sonucu doğrudan etkiler.

Teslim tartışmasında senedin üzerindeki isimler doğrudan delil kaynağı hâline gelir. Yargıtay, senedi imzalayan kişilerin dinlenmemesini eksik inceleme saymıştır:

“Bu açıklamalar karşısında; İlk Derece Mahkemesince davaya konu mehir senedini imzalayan kişilerin dinlenmediği anlaşılmaktadır. Senede konu eşya ve ziynetlerin davacı kadına teslim edilip edilmediği hususunda senette ismi yer alan kişilerin usulüne uygun dinlenerek tüm deliller birlikte değerlendirilmek suretiyle sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.”

(Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2023/8876, K. 2025/3113, T. 26.03.2025 — BOZULMASINA)

Bu, senedin düzenlenme anındaki bir ayrıntının yıllar sonra sonucu belirlediğini gösterir: senette adı ve sıfatı yazılı kişiler, teslimin yapılıp yapılmadığına ilişkin tanık çevresini oluşturur.

Düğünde Takılan Altın Mehir Sayılır mı?

Kendiliğinden sayılmaz. Mehir, senetle üstlenilmiş bir taahhüttür; düğünde takılan takılar ise takı geleneğinden doğar ve kendi kurallarına tabidir. Bir altının mehir sayılabilmesi için senette vaat edilmiş olması gerekir.

Senette vaat edilen altın fiilen teslim edilmişse taahhüt yerine getirilmiş olur. Yukarıda anılan Hukuk Genel Kurulu kararında, senette yazılı 150 gram altının alınmış olması karşısında bu taahhüdün ifa edildiği kabul edilmiş ve bağışlanan bu altınların kadının kişisel malı olduğu belirtilmiştir. Bunun pratik sonucu şudur: aynı altın için ikinci kez mehir talebinde bulunulamaz, ancak teslim edilmiş altının akıbetine ilişkin uyuşmazlık başka bir hukuki temele oturur.

Düğün takılarının kime ait olduğu tamamen ayrı bir tartışmadır ve Yargıtay bu konudaki içtihadını yakın dönemde değiştirmiştir; ayrıntısı düğünde takılan takılar kime aittir yazısındadır.

Mehir, Ziynet ve Mal Rejimi Farkı

Bu üç kavram uygulamada sık karıştırılır ve ayrı hukuki temellere dayanır.

KavramKaynağıTalebin dayanağı
MehirSenetle üstlenilen taahhütBağışlama vaadi (TBK 285 vd.)
ZiynetDüğünde takılan takılarTakının kime ait sayıldığına ilişkin içtihat
Katılma alacağıEvlilik süresince edinilen mallarMal rejiminin tasfiyesi

Mehir olarak elde edilen değer, karşılıksız kazanma yoluyla edinildiği için kanun gereğince kişisel mal niteliğindedir ve edinilmiş mallara katılma alacağının hesabına doğrudan girmez.

Mal rejiminin tasfiyesi için boşanmada mal paylaşımı yazısı süreci anlatır.

Dinî Mehir ile Hukuki Sonuç Aynı Değildir

Mehir kökeni itibarıyla dinî bir kurumdur ve dinî kaynaklarda miktarı, zamanı ve kapsamı üzerine ayrıntılı değerlendirmeler yer alır. Ancak bir mahkeme önüne geldiğinde uyuşmazlık, yürürlükteki kanun hükümleri ve Yargıtay içtihadına göre çözülür.

Bunun pratik anlamı şudur: dinî ölçütlere göre “hak edilmiş” sayılan bir mehir, yazılı bir belgeye bağlanmamışsa hukuken talep edilmesi güçtür. Tersine, dinî değerlendirmede tartışmalı olan bir taahhüt, geçerli bir senede bağlanmışsa hukuken sonuç doğurur. Belirleyici olan, senedin geçerli biçimde kurulup kurulmadığıdır.

Sık Yapılan Hatalar

  • Zamanaşımını senedin tarihinden hesaplamak. Evlilik sürdükçe zamanaşımı işlemez; başlangıç boşanmanın kesinleşmesidir. Bu hatayı yerel mahkemeler de yapmış ve kararları bozulmuştur.
  • Görev sorununu önemsememek. Görev kamu düzenindendir ve re’sen gözetilir. Yanlış mahkeme, davanın usulden reddi ve yılların kaybı demektir.
  • Taşınmaz taahhüdünü adi senetle yazmak. Taşınmaz bağışlama sözü resmî şekle tabidir; adi yazılı senetle kurulan taahhüt bu yönüyle sakatlanır.
  • Mehri ziynetle aynı sanmak. İkisi ayrı taleptir; birini dava etmek diğerini kapsamaz. Düğün takılarına ilişkin kural yakın dönemde değişmiştir.
  • Mehir alacağını mal rejimi tasfiyesiyle karıştırmak. Karşılıksız kazanılan değer kişisel maldır; katılma alacağı hesabına doğrudan girmez.
  • Senede teslim kaydı koymamak. Mehr-i muaccelde teslimin yazılı olmaması, sonradan “ödendi/ödenmedi” tartışması doğurur.
  • Yalnızca imam nikâhına güvenmek. Resmî nikâh hiç kıyılmamışsa senedin geçerliliği tartışmalı hâle gelir.
  • Boşanma kesinleşmeden icra takibi başlatmak. Mehr-i müeccelde alacak henüz istenebilir olmadığından itirazın iptali istemi reddedilir; masraf ve vekâlet ücreti doğar.
  • Senedi imzalayanların kimliğini yazmamak. Teslim tartışmasında dinlenecek kişiler senette adı geçenlerdir; sıfatı yazılmamış imza sonradan ispat sorunu üretir.
  • Kesinlik sınırını hesaba katmamak. Talep tutarı dava tarihindeki sınırın altındaysa bölge adliye mahkemesi kararı kesinleşir ve temyiz yolu kapanır.

Özet

  • Mehir senedi Türk hukukunda geçerlidir; dayanağı Medeni Kanun’daki özel bir hüküm değil, Borçlar Kanunu’nun bağışlama hükümleridir.
  • Boşanma veya ölüme ertelenen mehir (mehr-i müeccel) Yargıtay’a göre ileriye yönelik bağışlama vaadidir ve geçerliliği yazılı şekle bağlıdır; taşınmaz taahhüdünde resmî şekil aranır.
  • Koca dışında üçüncü kişilerin taahhüdü de geçerlidir.
  • Mehr-i müeccel kazanılmış haktır ama istenebilmesi için vadenin gelmesi ya da şartın gerçekleşmesi gerekir; erken başlatılan takip reddedilir.
  • Görevli mahkeme tartışmalıdır: talebi kişisel mal iadesi sayan kararlar aile mahkemesini, bağışlama vaadi sayan 2019 tarihli karar asliye hukuk mahkemesini görevli görmüştür. Senedin evlenmeden önce düzenlenmiş olması asliye hukuk yönünde ayrı bir ölçüttür. Hukuk Genel Kurulu mehrin niteliğini belirlemiştir; mehir alacağının kendisi bakımından görev ayrımını çözen bağlayıcı bir içtihadı birleştirme kararı yoktur.
  • Zamanaşımı on yıldır; ancak evlilik boyunca işlemez ve boşanmanın kesinleşmesiyle başlar.
  • Mehir, ziynet ve katılma alacağı ayrı taleplerdir; mehirle edinilen değer kişisel mal sayılır.

Evlenirken mal rejimini sözleşmeyle belirlemek isteyenler için evlilik sözleşmesi yazısı şekil şartlarını anlatır. Mehir alacağının anlaşmalı boşanmada protokole yazılması gündeme geliyorsa anlaşmalı boşanma protokolü yazısı zorunlu ve isteğe bağlı unsurları ayırır.

Sıkça Sorulan Sorular

Mehir senedi Türk hukukunda geçerli midir?

Evet. Yargıtay, Medeni Kanun'un eşlerden birinin diğerine mal veya para vermeyi vaat edip ertelemesini yasaklamadığını, bu nedenle mehrin yasaklanmış bir hukuki ilişki sayılamayacağını kabul eder. Dayanak, 1959 tarihli bir İçtihadı Birleştirme Kararının gerekçesidir. Senet yazılı olmak koşuluyla hüküm doğurur.

Mehir senedinin hukuki niteliği nedir?

Boşanma veya ölüm hâline kadar ertelenen mehir, yani mehr-i müeccel, Yargıtay'a göre ileriye yönelik bir bağışlama vaadidir. Bu nedenle Türk Borçlar Kanunu'nun bağışlama hükümlerine tabidir. Evlenme sırasında fiilen ödenen mehr-i muaccel ise ayrı bir kategoridir.

Mehir senedinin geçerli olması için noter şart mı?

Kural olarak hayır. Bağışlama sözü vermenin geçerliliği yazılı şekle bağlıdır; adi yazılı senet yeterlidir. Ancak senette bir taşınmaz veya taşınmaz üzerindeki ayni bir hak bağışlanıyorsa, bu taahhüdün geçerliliği resmî şekle bağlıdır.

Mehir alacağı davasında görevli mahkeme hangisidir?

Bu konuda Yargıtay daireleri arasında görüş farkı vardır. Bir kısım kararlar talebi kişisel malın iadesi sayarak aile mahkemesini görevli görmüş, 2019 tarihli bir karar ise mehr-i müecceli bağışlama vaadi kabul ederek asliye hukuk mahkemesini görevli saymıştır. Somut olayın nitelendirmesi belirleyicidir.

Mehir alacağında zamanaşımı kaç yıldır?

Kanunda aksine hüküm bulunmadıkça her alacak on yıllık zamanaşımına tabidir. Ancak evlilik devam ettiği sürece eşlerin birbirinden olan alacakları için zamanaşımı işlemez. Yargıtay bu nedenle başlangıcı, boşanma kararının kesinleştiği tarihe göre belirlemektedir.

Senet düzenlendiği tarihten itibaren on yıl geçtiyse alacak zamanaşımına uğrar mı?

Hayır. Zamanaşımı senedin düzenlenme tarihinden değil, boşanmanın kesinleşmesinden işlemeye başlar. Yargıtay, 1997'de düzenlenen bir senet bakımından 2005'teki boşanmayı esas alarak 2015'te açılan davayı süresinde saymıştır.

Mehir senedini kocadan başkası imzalayabilir mi?

Evet. Yargıtay, koca dışında üçüncü bir kişinin bağışlama vaadinin de geçerli olduğunu kabul eder. Bunun üçüncü kişi yararına borç altına girme değil, Borçlar Kanunu'nda düzenlenmiş bağışlama vaadi olduğu belirtilmiştir.

Sadece imam nikâhı varsa mehir senedi geçerli olur mu?

Yargıtay bir kararında, resmî nikâh akdi hiç yapılmamış olan bir olayda, evlilik birliğinin gerçekleşmesi amacıyla düzenlenen mehir senedinin geçerliliğinin bulunmadığını belirtmiştir. Senedin bağlandığı evlilik hukuken kurulmamışsa taahhüdün akıbeti tartışmalı hâle gelir.

Mehir senedi yoksa mehir alacağı ispat edilebilir mi?

Bağışlama sözü vermenin geçerliliği yazılı şekle bağlı olduğundan, yazılı bir belge bulunmaması ispatı ciddi biçimde güçleştirir. Senedin varlığı hâlinde ise senede karşı ileri sürülen iddiaların da kural olarak senet kuvvetinde delille ispatlanması beklenir.

Mehir ile düğünde takılan ziynet aynı şey midir?

Hayır. Mehir, senetle üstlenilmiş ayrı bir taahhüttür; düğünde takılan ziynet ise takı geleneğinden doğar ve kendi kurallarına tabidir. İki talep ayrı hukuki temellere dayanır ve uygulamada birlikte dava edildiklerinde ayrı ayrı değerlendirilir.

Mehir olarak alınan mal, boşanmada mal paylaşımına girer mi?

Karşılıksız kazanma yoluyla elde edilen malvarlığı değerleri kanun gereğince kişisel maldır. Mehir bir bağışlama niteliğinde olduğundan bu kapsamda değerlendirilir; kişisel mallar edinilmiş mallara katılma alacağının hesabına doğrudan dâhil edilmez.

Mehir alacağı için icra takibi yapılabilir mi?

Uygulamada mehir senedine dayanılarak icra takibi başlatıldığı ve itiraz üzerine itirazın iptali davası açıldığı görülmektedir. Yargıtay bu tür bir uyuşmazlığı incelemiş ve işin esasına girilmesi gerektiğine hükmetmiştir.

Dinî hükümlere göre belirlenen mehir miktarı mahkemeyi bağlar mı?

Mahkeme uyuşmazlığı yürürlükteki kanun hükümlerine ve Yargıtay içtihadına göre çözer. Dinî değerlendirme doğrudan uygulanmaz. Hukuki sonuç, senedin yazılı bir taahhüt olarak geçerli biçimde kurulup kurulmadığına bağlıdır.

Mehir senedi nasıl yazılır?

Senet adi yazılı biçimde düzenlenebilir; noter onayı kural olarak geçerlilik şartı değildir. Metinde tarafların kimliği, taahhüdün konusu ve miktarı, ödemenin evlenme sırasında mı yoksa boşanma veya ölüme mi ertelendiği, varsa teslim kaydı ile tarih ve imzalar bulunmalıdır. Taşınmaz taahhüt ediliyorsa resmî şekil aranır.

Mehr-i muaccel ile mehr-i müeccel arasındaki fark nedir?

Mehr-i muaccel evlenme sırasında fiilen ödenen mehirdir. Mehr-i müeccel ise ödemesi ileri bir tarihe bırakılan mehirdir. Yargıtay mehr-i müecceli, ödenmesi belirli bir zamana bırakılabilen veya bir olayın gerçekleşmesine bağlı tutulan kazanılmış hak olarak tanımlar; alacağın muaccel olması için vadenin gelmesi veya şartın gerçekleşmesi aranır.

Evlilik devam ederken mehir için icra takibi başlatılabilir mi?

Mehr-i müeccel bakımından erken başlatılan takip sonuç doğurmaz. Yargıtay, evlilik birliği sürerken başlatılan bir takipte alacağın henüz istenebilir hâle gelmediğini belirtmiş ve itirazın iptali isteminin reddi gerektiğine hükmetmiştir. Senette ödeme hangi olaya bağlanmışsa o olayın gerçekleşmesi beklenir.

Mehir verilmezse ne olur?

Alacak muaccel hâle geldikten sonra mehir senedine dayanılarak dava açılabilir veya icra takibi başlatılabilir. Takibe itiraz edilirse alacaklı itirazın iptali davası açar. Belirleyici olan senedin geçerli biçimde kurulmuş olması ve ödemenin bağlandığı koşulun gerçekleşmiş bulunmasıdır.

Mehir senedi kaç yıl geçerli?

Senedin kendisi için bir geçerlilik süresi öngörülmemiştir. Süre, alacağın zamanaşımına ilişkindir ve on yıldır. Bu süre senedin düzenlendiği tarihten değil, evlilik sona erdikten sonra işlemeye başlar; Yargıtay başlangıcı boşanma kararının kesinleştiği tarihe göre belirlemektedir.

Düğünde takılan altınlar mehir sayılır mı?

Kendiliğinden sayılmaz. Mehir, senetle üstlenilmiş ayrı bir taahhüttür; düğün takıları ise takı geleneğinden doğar ve kendi kurallarına tabidir. Senette vaat edilen altın fiilen teslim edilmişse taahhüt yerine getirilmiş olur ve bağışlanan bu değer kadının kişisel malı sayılır.

Mehir alacağı davasında temyiz sınırı var mı?

Evet. Miktar veya değeri kesinlik sınırını geçmeyen nihai kararlar temyiz edilemez. Yargıtay 2026 tarihli bir kararında, dava tarihi 28.12.2023 olan bir dosyada temyize konu 61.145,00 TL'lik miktarın o tarih itibarıyla 238.730,00 TL'lik kesinlik sınırının altında kaldığını belirterek temyiz dilekçesini reddetmiştir. Sınır her yıl değişir.

Yazar

Av. Halit Süha Bahçeci

Kurucu Avukat

TBB Sicil No: 196866

LinkedIn

Boşanma, nafaka, velayet ve mal rejiminin tasfiyesi davalarını yürütür.

Yayın Politikası

İlgili çalışma alanı: Aile Hukuku

← Tüm makaleler
AraWhatsApp