
İçindekiler 14
- Kısa Cevap
- Bu Durumda mısınız?
- Estetik mi, Tedavi mi? Burun Ameliyatının Kendine Özgü Sorunu
- Şikâyet Ettiğiniz Sonuç Ameliyatın Hangi Kısmından Doğdu?
- Sonuç Taahhüdü: Hekim Tam Olarak Neyi Üstlenir?
- ”Komplikasyon” Raporu Dosyayı Bitirir mi?
- Revizyon (İkinci) Ameliyatın Bedeli İstenebilir mi?
- Davayı Kime Karşı Açarsınız? Hastanenin ve Hekimin Ayrı Sorumluluğu
- Ayıbı Bildirme Külfeti: Sessiz Kalmak Hak Kaybettirir
- Kamu Hastanesinde Yapılan Burun Ameliyatı: Ayrı Bir Yargı Kolu
- Manevi Tazminatın Miktarı Nasıl Belirlenir?
- Burun Estetiği Tazminat Davasında Görevli Mahkeme ve Arabuluculuk
- Neleri Belgelemelisiniz?
- Özet
Kısa Cevap
Yanlış burun ameliyatı nedeniyle tazminat davasında ilk ayrım, müdahalenin estetik mi yoksa tedavi amaçlı mı olduğudur. Estetik yön ağır basıyorsa Yargıtay hekim ile hasta arasındaki ilişkiyi vekâlet değil eser sözleşmesi sayar. Bunun sonucu, hekimin yalnızca özenli davranmayı değil, kararlaştırılan sonucu meydana getirmeyi de üstlenmiş olmasıdır. Sonuç gerçekleşmemişse, bilirkişi raporunda “komplikasyon” yazsa bile edimin ifa edilmediği kabul edilir.
Bu Durumda mısınız?
- Ameliyat sonrası burnunuzda çökme, eğrilik veya burun deliklerinde asimetri ortaya çıktı.
- Nefes alma şikâyetiniz geçmedi, hatta ameliyat öncesine göre kötüleşti.
- Koku alma duyunuzda kayıp oluştu.
- Düzeltme (revizyon) ameliyatı gerektiği söylendi ve bedelini siz ödediniz.
- Adli Tıp veya bilirkişi raporunda “hekim hatası yok, komplikasyon” denildi.
- Ameliyat öncesinde size yalnızca bir form imzalatıldı, riskler ayrıntılı anlatılmadı.
Bu başlıklar somut olayın koşullarına göre farklı değerlendirilir; sürece başlamadan önce bir avukata danışmanız yerinde olur.
Estetik mi, Tedavi mi? Burun Ameliyatının Kendine Özgü Sorunu
Burun ameliyatı, bu alandaki diğer müdahalelerden bir noktada ayrılır: çoğu kez hem tedavi hem estetik amacı birlikte taşır. Septum deviasyonu veya eski bir kırık nedeniyle nefes alma güçlüğü çeken bir hasta, aynı ameliyatta burnunun görünümünün de değişmesini ister. Uygulanacak sözleşme rejimi ise bu iki amaçtan hangisinin ağır bastığına göre belirlenir.
Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, çocukluğunda geçirdiği kaza nedeniyle burnunda kırık bulunan ve hem bu kırığın tedavisini hem de estetik düzeltmeyi isteyen bir davacının dosyasında ölçütü şöyle kurmuştur:
“Bir davada dayanılan maddi olguları hukuksal açıdan nitelendirmek ve uygulanacak yasa hükümlerini bulmak ve uygulamak HMK’nın 33. maddesi gereği doğrudan hakimin görevidir. Somut olayda, davacı ile davalı arasında eser sözleşmesi niteliğinde estetik müdahaleyi kapsayan hukuki ilişki bulunduğu, sözleşmenin niteliği itibariyle hekim ile hasta arasında tıbbi zorunluluk sebebiyle gerçekleştirilen tedaviye ilişkin vekalet sözleşmesinden farklı olduğu ve eser sözleşmesi hükümlerinin uygulanması gerektiği anlaşılmaktadır. Davacı iş sahibi-hasta, davalılardan hekim müdahaleyi gerçekleştiren, diğer davalı ise hastane işletmecisidir. Davacıya uygulanan işlemin estetik yönü ağır basan bir işlem olduğu dosya kapsamından ve davacının beyanlarından anlaşılmaktadır.”
(Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, E. 2024/2312, K. 2025/3241, T. 02.10.2025 — BOZULMASINA)
Pasajın üç ayrı sonucu vardır. Birincisi, nitelendirmeyi taraflar değil hâkim yapar; dava dilekçesinde hangi sözleşmeye dayanıldığı tek başına belirleyici değildir. İkincisi, ölçüt “estetik yönün ağır basması”dır, yani ameliyatta hiç tedavi amacı bulunmaması gerekmez. Üçüncüsü, bu tespit dosya kapsamından ve hastanın kendi beyanlarından çıkarılır; muayene kayıtları ile ameliyat öncesi görüşme notları bu nedenle belirleyici olur.
Estetik amaç ile tedavi amacının bir arada bulunduğu hâllerin genel çerçevesi hatalı estetik ameliyat nedeniyle tazminat davası yazımızda ele alınmaktadır.
Şikâyet Ettiğiniz Sonuç Ameliyatın Hangi Kısmından Doğdu?
Yukarıdaki ölçüt yerinde durur; ancak tek başına uygulanmaz. Septorinoplasti gibi iki amacı bir arada taşıyan ameliyatlarda ikinci bir soru daha sorulur: şikâyet konusu sonuç, ameliyatın hangi bölümünden doğmuştur? Bu soru, ilk sorunun cevabını değiştirmeden davanın rejimini değiştirebilir.
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin incelediği dosyada davacı, nefes alma güçlüğü ve burun tıkanıklığı şikâyetiyle ve ayrıca estetik istekle başvurmuş; aynı seansta hem septorinoplasti hem de burun etlerinin küçültülmesi işlemi yapılmıştı. Ameliyattan sonra burnunda yamukluk oluştuğunu ve nefes şikâyetinin geçmediğini ileri sürdü. Daire, olayın estetik yönü bulunmasına rağmen eser sözleşmesi hükümlerini uygulamadı:
“Sonuç olarak, davacının tedavi ve estetik amaçlarla yapılan ameliyatında hem nefes almasını engelleyen burun orta duvarındaki yamukluğa ve burun içi etlerine müdahale edildiği, hem de burun sırtındaki kemerin giderildiği ve burun ucunun düzeltildiği, davacının davaya konu iddialarının tedavi amacıyla yapılan septoplasti (burun içindeki yamukluğun düzeltilmesi) sonucunda meydana geldiği, dolayısıyla davaya konu uyuşmazlığa eser sözleşmesine değil vekalete ilişkin hükümlerin uygulanması gerektiği, vekalet ilişkisinde sonucun taahhüt edilmediği, vekilden hedeflenen sonucun gerçekleşmesi için edimini vekil edenin menfaatlerini gözeterek özenle ifa etmesinin beklendiği”
(Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2024/1998, K. 2025/984, T. 20.02.2025 — ONANMASINA)
Ayrım şuradadır: davacının yakındığı yamukluk ve nefes şikâyeti, ameliyatın tedavi amaçlı septoplasti bölümünden doğmuştu. Estetik bölüm (burun sırtındaki kemerin giderilmesi, ucun düzeltilmesi) dosyada ayrıca şikâyet konusu edilmemişti. Bu durumda vekâlet hükümleri uygulanır ve sonuç taahhüdü aranmaz; tartışma yeniden hekimin özen borcuna döner.
İki karar çizgisi arasındaki fark daire ayrımıyla da örtüşmektedir: eser sözleşmesi ekseninde yukarıda anılan kararlar 6. Hukuk Dairesinden, bu karar ise 3. Hukuk Dairesinden çıkmıştır. Konuyu bağlayan bir İçtihadı Birleştirme veya Hukuk Genel Kurulu kararı bulunmadığından, hangi rejimin uygulanacağı somut dosyanın kendi kayıtlarına göre tartışılmaya devam etmektedir.
Pratik sonucu şudur: dava dilekçesinde şikâyet edilen sonucun estetik bölümle bağlantısı somut olarak kurulmalıdır. Ameliyat öncesi görüşme notları, hedeflenen görünüme ilişkin kayıtlar ve epikriz raporu bu bağı gösteren başlıca belgelerdir.
Aynı kararın ikinci bir uyarısı daha vardır. Davacının aydınlatılmış onama ilişkin itirazı esastan incelenmemiştir:
“davacının aydınlatılmış onama ilişkin iddialarını iddia ve savunmanın değiştirilmesi ve genişletilmesi yasağı başladıktan sonra ileri sürdüğü”
(Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2024/1998, K. 2025/984, T. 20.02.2025 — ONANMASINA)
Onam belgesinin yetersizliğine dayanmayı düşünüyorsanız bu itirazın dava dilekçesinde kurulması gerekir. Yargılamanın ilerleyen aşamasında ileri sürülen aydınlatma itirazı, iddianın genişletilmesi yasağına takılarak incelenmeyebilir.
Sonuç Taahhüdü: Hekim Tam Olarak Neyi Üstlenir?
Eser sözleşmesinin tanımı Türk Borçlar Kanunu’nun 470. maddesindedir:
“MADDE 470- Eser sözleşmesi, yüklenicinin bir eser meydana getirmeyi, işsahibinin de bunun karşılığında bir bedel ödemeyi üstlendiği sözleşmedir.”
(6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m.470)
Yüklenicinin borcu sonucu meydana getirmekle sınırlı değildir; 471. maddenin birinci fıkrası ayrıca bir sadakat ve özen borcu getirir:
“MADDE 471- Yüklenici, üstlendiği edimleri işsahibinin haklı menfaatlerini gözeterek, sadakat ve özenle ifa etmek zorundadır.
Yüklenicinin özen borcundan doğan sorumluluğunun belirlenmesinde, benzer alandaki işleri üstlenen basiretli bir yüklenicinin göstermesi gereken meslekî ve teknik kurallara uygun davranışı esas alınır.”
(6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m.471)
Aynı kararda Daire, somut olayda sonucun gerçekleşip gerçekleşmediğini nasıl ölçtüğünü göstermiştir:
“Davaya konu olayda da, davacıya, septorinoplasti ameliyatı (burun eğriliğinin düzeltilmesi) yapılmış olup,davacının burnunun istenilen şekle kavuşmasının sağlanması gerekmektedir.Ancak operasyon sonrasında davacının istediği, hekimin taahhüt ettiği sonucun gerçekleşmemiş olduğu, davacının burnundaki eğriliğin ve burun deliklerindeki asimetrinin düzelmemiş olduğu gözetildiğinde, davacıya yapılan estetik müdahalenin sonucu itibariyle davacı iş sahibi yararına sonuç vermediği anlaşılmaktadır. Davalılar illiyet bağını kesen geçerli bir savunmada bulunmadıkları gibi, davacının kusurunu da kanıtlayamamışlardır.”
(Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, E. 2024/2312, K. 2025/3241, T. 02.10.2025 — BOZULMASINA)
Son cümle ispat yükünün nasıl dağıldığını ortaya koyuyor. Sonucun gerçekleşmediği ortaya konduktan sonra sorumluluktan kurtulmak isteyen taraf, illiyet bağını kesen geçerli bir savunma getirmek veya hastanın kusurunu kanıtlamak durumundadır.
”Komplikasyon” Raporu Dosyayı Bitirir mi?
Bu alandaki davaların çoğu, Adli Tıp Kurumu veya bilirkişi heyeti raporunda sonucun her türlü özene rağmen gelişebilecek bir komplikasyon sayıldığı gerekçesiyle ilk derecede reddedilir. Yargıtay bu gerekçeyi tek başına yeterli görmemektedir.
Burun estetiği ameliyatı sonrasında koku alma duyusunu büyük ölçüde kaybettiğini ileri süren bir davacının dosyasında, üç kişilik uzman bilirkişi heyeti hekim hatası bulunmadığı sonucuna varmıştı. Daire kararı bozarken şunu yazdı:
“Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; her ne kadar mahkemece alanında uzman 3 kişilik bilirkişi heyetinden alınan raporda belirtilen tespit dikkate alınarak davacının ameliyatı sonrasında meydana gelen sonucun olası bir komplikasyon olduğu ve neticesinde hekim hatası bulunmadığı kanaatine varılmış ise de; eser sözleşmesinde sonuç taahhüdü söz konusudur. Sonucun gerçekleşmemesi halinde yüklenicinin edimi ifa etmediğinin kabulü gerekir. Davaya konu olayda da, burun estetiği ameliyatı yapılmış olup, burnun istenilen şekle kavuşmasının sağlanması gerekmektedir. Bilirkişi incelemesinde bu hususun, yani istenilen sonucun gerçekleşip gerçekleşmediğinin değerlendirilmesi gerekir. Bu konuda komplikasyon olup olmaması tek başına sonuca etkili değildir.”
(Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, E. 2023/491, K. 2024/2548, T. 09.09.2024 — BOZULMASINA)
Ayrım şudur: bilirkişi heyeti tıbbi bir soruyu cevaplar (uygulama tıp kurallarına uygun muydu). Eser sözleşmesinde ise ayrıca hukuki bir soru vardır (kararlaştırılan sonuç ortaya çıktı mı). Birinci sorunun cevabı olumlu olsa dahi ikincisi ayrıca araştırılmalıdır.
Revizyon (İkinci) Ameliyatın Bedeli İstenebilir mi?
Başarısız bir burun ameliyatının en somut mali sonucu, düzeltme ameliyatının bedelidir. Yargıtay bu kalemi ayrı bir maddi tazminat başlığı olarak ele almaktadır.
Septum deviasyonu nedeniyle ameliyat edilen ve sonrasında burnunda çökme oluşan bir davacının dosyasında Adli Tıp Kurumu raporu şu tespiti yapmıştı:
“Davacı, yapılan ameliyat sonrası burnunda çökme meydana geldiğini , bu sebeple de yeniden ameliyat olması gerektiğini ileri sürerek maddi tazminat talebinde de bulunmuş olup, Adli Tıp Kurumu’nun 10.09.2014 tarihli raporunda, burundaki septum deviasyonu, nedeniyle yapılan ameliyatlarının cerrahi normlara uygun olduğu, davacının ameliyat sonrasında burnunda şekil bozukluğu ve çökme yakınması olduğu, ortaya çıkan sonucu gösterilecek özen ve dikkate rağmen kusur izafe edilemeyen bir komplikasyon olarak değerlendirildiği, bu durumun yapılacak sekonder rinoplasti girişimi ile düzeltilebileceği, davalı hekime atfı kabil ihmal ya da kusur bulunmadığı bildirilmiştir.”
(Yargıtay 15. Hukuk Dairesi, E. 2018/479, K. 2018/1458, T. 10.04.2018 — BOZULMASINA)
Rapor açıkça kusur bulunmadığını söylüyordu. Daire yine de maddi tazminat isteminin tümden reddini doğru bulmadı:
“Davacının burnundaki şekil bozukluğunun tıbben komplikasyon olarak tanımlanmakla birlikte eser sözleşmesinin niteliği sonucu garanti etmesi nedeniyle gereği burnundaki şekil bozukluğunun 2. bir operasyonla düzeltilmesi gerektiği dosyada bulunan bilgi ve raporlardan anlaşıldığından dosyada mevcut bulunan 10.07.2015 günlü belge ekinde sunulan bilgi ve belgeler ile 25.07.2014 tarihli fatura da gözetilerek davacının yeniden ameliyat olması nedeniyle ödediği bedelin kadri maruf olup olmadığı konusunda son bilirkişi kurulundan ek rapor alınıp bu bedelin hüküm altına alınması gerekirken tümden maddi tazminat isteminin reddi doğru olmamış, kararın bozulması uygun bulunmuştur.”
(Yargıtay 15. Hukuk Dairesi, E. 2018/479, K. 2018/1458, T. 10.04.2018 — BOZULMASINA)
Kararın pratik sonucu şudur: revizyon ameliyatı için ödenen bedelin faturası ve belgeleri dosyaya sunulmalı, tutarın rayice uygun olup olmadığı bilirkişi incelemesiyle belirlenmelidir.
Bu karar, eser sözleşmesi uyuşmazlıklarına bakan 15. Hukuk Dairesinden çıkmıştır ve bu daire artık karar üretmemektedir. Aynı ölçütün bugün de sürdüğü, yukarıda anılan 2024 ve 2025 tarihli 6. Hukuk Dairesi kararlarından anlaşılmaktadır; her iki karar da yüklenicinin “sonucu garanti ettiği” formülünü tekrar etmektedir.
Davayı Kime Karşı Açarsınız? Hastanenin ve Hekimin Ayrı Sorumluluğu
Burun ameliyatlarında dava çoğu kez hem ameliyatı yapan hekime hem de hastane işletmecisine birlikte yöneltilir. Hastanenin sorumluluğunun dayanaklarından biri, borçlunun yardımcı kişilerin fiilinden sorumluluğudur:
“MADDE 116- Borçlu, borcun ifasını veya bir borç ilişkisinden doğan hakkın kullanılmasını, birlikte yaşadığı kişiler ya da yanında çalışanlar gibi yardımcılarına kanuna uygun surette bırakmış olsa bile, onların işi yürüttükleri sırada diğer tarafa verdikleri zararı gidermekle yükümlüdür.
Yardımcı kişilerin fiilinden doğan sorumluluk, önceden yapılan bir anlaşmayla tamamen veya kısmen kaldırılabilir.
Uzmanlığı gerektiren bir hizmet, meslek veya sanat, ancak kanun veya yetkili makamlar tarafından verilen izinle yürütülebiliyorsa, borçlunun yardımcı kişilerin fiillerinden sorumlu olmayacağına ilişkin anlaşma kesin olarak hükümsüzdür.”
(6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m.116)
Maddenin üçüncü fıkrası bu alanda özel önem taşır. Tıbbi müdahale izne bağlı ve uzmanlık gerektiren bir hizmet olduğundan, hastanenin hekimin fiillerinden sorumlu olmayacağına ilişkin bir anlaşma kesin olarak hükümsüzdür. Ameliyat öncesinde imzalatılan metinlerde bu yönde bir kayıt bulunması, hastaneyi sorumluluktan kurtarmaz.
Üç ayrı burun ameliyatı geçiren ve sonuç alamayan bir davacının dosyasında Yargıtay 15. Hukuk Dairesi, hastanenin sorumluluğunu bu madde üzerinden kurmuş ve ayrıca ameliyatı yapan hekimin uzmanlık alanını tartışmıştır:
“Bu durumda sözleşmenin kurulduğu tarihte yürürlükte bulunan mülga 818 sayılı BK’nın 100. maddesi ve dava tarihinde yürürlükte bulunan 6098 sayılı TBK’nın 116. maddesi uyarınca davalı hastanede gerçekleşen operasyonda oluşan zararlardan sorumludur. Esasında … Kurumu Genel Kurulunun vermiş olduğu 20.10.2016 günlü raporunda, ameliyatın rinoplasti (burun estetiği) ameliyatı olduğu, ameliyatı yapan hekimin genel cerrahi uzmanı olduğu, ameliyatın genel cerrahi alanına girmediği hususları birlikte değerlendirildiğinde ameliyatı yapan hekimin eyleminin tıp kurallarına uygun bulunmadığı ve tıbben kusurlu bulunduğu bildirildiğine göre, … Özel Sağlık Hizmetleri A.Ş. yönünden de davanın kabulü gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamış, kararın bu nedenlerle bozulması uygun bulunmuştur.”
(Yargıtay 15. Hukuk Dairesi, E. 2018/5219, K. 2019/46, T. 07.01.2019 — BOZULMASINA)
Karar iki ayrı sonucu birlikte taşır. Birincisi, hastane akdî ilişkiyi inkâr etmediği ve ameliyat kendi bünyesinde yapıldığı için doğan zarardan sorumlu tutulmuştur. İkincisi, rinoplastinin genel cerrahi alanına girmediği tespiti, ameliyatı yapan hekimin eylemini tıp kurallarına aykırı ve tıbben kusurlu saymak için yeterli görülmüştür. Bu nedenle ameliyatı yapan hekimin uzmanlık belgesi, dosyanın başında araştırılması gereken bir noktadır.
Uzmanlık alanı iddiası kendiliğinden sonuç doğurmaz; ispatlanması gerekir. Yukarıda anılan 3. Hukuk Dairesi dosyasında da davacı, estetik bölümün başka bir hekim tarafından yapılacağının taahhüt edildiğini ve o hekimin genel cerrah olduğunu ileri sürmüş; Daire bu iddianın mevcut delillerle ispatlanamadığı sonucuna varmıştır.
Hastanenin sorumluluğu adam çalıştıranın sorumluluğu üzerinden de kurulabilir ve bu iki dayanağın ispat rejimi farklıdır; ayrıntısı özel hastaneye karşı açılacak tazminat davası yazımızda ele alınmaktadır.
Ayıbı Bildirme Külfeti: Sessiz Kalmak Hak Kaybettirir
Eser sözleşmesi iş sahibine de bir yük getirir ve bu yük çoğu kez gözden kaçar. Türk Borçlar Kanunu’nun 474. maddesi şöyledir:
“MADDE 474- İşsahibi, eserin tesliminden sonra, işlerin olağan akışına göre imkân bulur bulmaz eseri gözden geçirmek ve ayıpları varsa, bunu uygun bir süre içinde yükleniciye bildirmek zorundadır.
Taraflardan her biri, giderini karşılayarak, eserin bilirkişi tarafından gözden geçirilmesini ve sonucun bir raporla belirlenmesini isteyebilir.”
(6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m.474)
Bildirimin yapılmamasının sonucu 477. maddede düzenlenmiştir:
“MADDE 477- Eserin açıkça veya örtülü olarak kabulünden sonra, yüklenici her türlü sorumluluktan kurtulur; ancak, onun tarafından kasten gizlenen ve usulüne göre gözden geçirme sırasında fark edilemeyecek olan ayıplar için sorumluluğu devam eder.
İşsahibi, gözden geçirmeyi ve bildirimde bulunmayı ihmal ederse, eseri kabul etmiş sayılır.
Eserdeki ayıp sonradan ortaya çıkarsa işsahibi, gecikmeksizin durumu yükleniciye bildirmek zorundadır; bildirmezse eseri kabul etmiş sayılır.”
(6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m.477)
Burun ameliyatlarında bu kural özel bir güçlük doğurur, çünkü sonucun değerlendirilebilmesi için ödemin inmesi beklenir ve bu süreç aylar alabilir. Maddenin üçüncü fıkrası tam da bu durumu karşılar: ayıp sonradan ortaya çıkarsa, ortaya çıktığı anda gecikmeksizin bildirilmelidir.
Uygulamada bildirim, tarihi belgelenebilir biçimde yapılmalıdır. Noterden ihtarname, iadeli taahhütlü mektup veya içeriği ve tarihi saklanabilen bir yazışma bu işlevi görür. Hekime sözlü olarak şikâyet edildiğini sonradan ispat etmek çoğu kez mümkün olmaz.
Ayıp ihbarı külfeti, ayrıca işleyen zamanaşımı sürelerinden bağımsızdır ve onların yerine geçmez. Eser sözleşmesinde ayıplı eser için öngörülen özel süre ile genel hükümlere dayalı taleplerde tartışılan süreler hatalı estetik ameliyat nedeniyle tazminat davası yazımızın zamanaşımı bölümünde madde metinleriyle birlikte ele alınmaktadır.
Kamu Hastanesinde Yapılan Burun Ameliyatı: Ayrı Bir Yargı Kolu
Yukarıdaki çerçevenin tamamı, müdahalenin özel sağlık kuruluşunda yapıldığı hâller içindir. Ameliyat bir kamu hastanesinde yapılmışsa uyuşmazlık idari yargıda tam yargı davası olarak görülür ve süre rejimi tamamen değişir:
“Madde 13 – 1. İdari eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanların idari dava açmadan önce, bu eylemleri yazılı bildirim üzerine veya başka süretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri gereklidir. Bu isteklerin kısmen veya tamamen reddi halinde, bu konudaki işlemin tebliğini izleyen günden itibaren veya istek hakkında otuz gün içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiği tarihten itibaren, dava süresi içinde dava açılabilir.”
(2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu m.13)
Maddenin yürürlükteki metni cevap süresini otuz gün olarak belirlemektedir. Daha eski tarihli olaylara ilişkin kararlarda bu sürenin altmış gün olarak anıldığı görülebilir; hangi metnin uygulanacağı eylem tarihine göre değerlendirilir.
Bu kolda aydınlatma yükümlülüğünün ayrı bir ağırlığı vardır. Danıştay 10. Daire’nin incelediği bir olayda, kamu hastanesinde septorinoplasti ameliyatı geçiren hasta ameliyattan kısa süre sonra vefat etmişti. Bilirkişi raporu durumu komplikasyon saymış, idari eylem ile zarar arasında nedensellik bağı kurulamamıştı. Buna rağmen Daire manevi tazminata hükmedilmesini yerinde buldu:
“Uyuşmazlıkta, septorinoplasti ameliyatına ilişkin ayrıca ölüm riski bulunduğuna yönelik müteveffadan alınmış bir onam belgesinin olmaması, müteveffanın aydınlatılarak onay verme hakkının elinden alınmış olması, bu yükümlülüğün yerine getirilmemesi ve burun kemiği eğriliği ameliyatı sonucunda ölüm hadisesinin gerçekleşmesi, yürütülen sağlık hizmetinin gereği gibi işletilmediği konusunda davacılarda endişe ve üzüntüye yol açtığından, davacıların manevi zararının giderilebilmesi için manevi tazminata hükmedilmesine karar verilmesi Dairemizce de isabetli görülmüştür.”
(Danıştay 10. Daire, E. 2022/1646, K. 2025/2883, T. 11.06.2025 — kısmen onama, kısmen bozma)
Kararın en önemli yanı budur: nedensellik bağı kurulamasa bile, ameliyatın kendisine ilişkin ayrı bir onam alınmamış olması bağımsız bir manevi tazminat sebebi sayılmıştır. İmzalanmış bir onam formunun bulunması yeterli değildir; formun hangi riski kapsadığı ayrıca incelenir.
Daire, hükmedilen tutarı da yeterli bulmadı:
“Temyize konu karar ile davacıların manevi tazminat isteminin kısmen kabulü ile anne … için 50.000,00 TL, kardeş … için 20.000,00 TL manevi tazminatın kabulüne karar verilmişse de sağlık hizmetinin gereği gibi işletilmediği konusunda davacılarda oluşan endişe ve üzüntü nedeniyle davacıların manevi varlığında meydana gelen zararın giderilebilmesi için hükmedilen manevi tazminat tutarının yetersiz kaldığı kanaatine varıldığından, temyize konu kararın belirtilen kısmında hukuki isabet bulunmamaktadır.”
(Danıştay 10. Daire, E. 2022/1646, K. 2025/2883, T. 11.06.2025 — kısmen onama, kısmen bozma)
Aydınlatılmış onamın kapsamı ve ispatı aydınlatılmış onam yazımızda ayrıca ele alınmaktadır.
Manevi Tazminatın Miktarı Nasıl Belirlenir?
Manevi tazminat bir ceza değildir ve malvarlığındaki eksilmeyi karşılamayı amaçlamaz; işlevi tatmindir. Yargıtay 6. Hukuk Dairesi hâkimin miktarı belirlerken neleri gözeteceğini şöyle sıralamıştır:
“Hakim belirlemeyi yaparken somut olayın özelliğini, zarar görenin ekonomik ve sosyal durumunu, paranın alım gücünü, duyulan ve ileride duyulacak elem ve ızdırabı gözetmelidir.”
(Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, E. 2024/2312, K. 2025/3241, T. 02.10.2025 — BOZULMASINA)
Burun ameliyatlarında “duyulan ve ileride duyulacak elem” ölçütü özel bir anlam taşır, çünkü sonuç yüzde kalıcıdır ve günlük yaşamda sürekli görünür. Tazminat kalemlerinin genel olarak nasıl hesaplandığı malpraktis davasında zamanaşımı ve tazminat kalemleri yazımızda incelenmektedir.
Burun Estetiği Tazminat Davasında Görevli Mahkeme ve Arabuluculuk
Özel sağlık kuruluşunda yapılan müdahalede uyuşmazlık tüketici işlemi sayıldığından görevli mahkeme tüketici mahkemesidir; yukarıda incelenen koku kaybı dosyasında da ilk derece yargılaması tüketici mahkemesinde görülmüştür. Kamu hastanesinde ise idare mahkemesi görevlidir. Bu ayrımın ayrıntısı özel hastaneye karşı açılacak tazminat davası yazımızda ele alınmaktadır.
Özel hastane veya hekimle kurulan tüketici işleminden doğan uyuşmazlıkta görevli mahkemeyi belirlemek yeterli değildir. 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un 73/A maddesi, tüketici mahkemesinde dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmasını kural olarak dava şartı sayar:
“MADDE 73/A- (Ek:22/7/2020-7251/59 md.)
(1) Tüketici mahkemelerinde görülen uyuşmazlıklarda dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır. Şu kadar ki, aşağıda belirtilen hususlarda dava şartı olarak arabuluculuğa ilişkin hükümler uygulanmaz:
a) Tüketici hakem heyetinin görevi kapsamında olan uyuşmazlıklar
b) Tüketici hakem heyeti kararlarına yapılan itirazlar
c) 73 üncü maddenin altıncı fıkrasında belirtilen davalar
ç) 74 üncü maddede belirtilen davalar
d) Tüketici işlemi mahiyetinde olan ve taşınmazın aynından doğan uyuşmazlıklar”
(6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun m.73/A)
Burun estetiği tazminat davası bu istisnalardan birine girmiyorsa, özel sağlık kuruluşuna ilişkin tüketici davasından önce arabuluculuk başvurusu yapılmalıdır. Kamu hastanesindeki müdahaleye ilişkin tam yargı davasında ise yol idari yargı olduğundan bu tüketici arabuluculuğu kuralı uygulanmaz; önceki bölümde açıklanan İYUK m.13 başvurusu değerlendirilir.
Talep kalemlerinin dava dilekçesinde nasıl sıralanacağı ve eser sözleşmesi koluna özgü istem sonucu kalemleri malpraktis dava dilekçesi yazımızda örneklenmektedir.
Neleri Belgelemelisiniz?
- Ameliyat öncesi muayene kayıtları ile başvuru sebebinizi gösteren belgeler. Estetik amacın ağır basıp basmadığı çoğu kez bu kayıtlardan anlaşılır.
- Ameliyat öncesi görüşme notları, yazışmalar ve varsa hedeflenen görünüme ilişkin paylaşımlar.
- İmzaladığınız onam belgelerinin tamamı. Hangi riskin kapsandığı ayrıca incelenir.
- Ameliyat öncesi ve sonrası, tarih bilgisi taşıyan fotoğraflar.
- Memnuniyetsizliğinizi hekime bildirdiğinize dair tarihli kayıt (ihtarname veya iadeli taahhütlü mektup).
- Revizyon ameliyatına ilişkin fatura, ödeme belgesi ve tıbbi kayıtlar.
- Ameliyat sonrası kontrol muayenelerine gittiğinizi gösteren kayıtlar.
Özet
- Burun ameliyatının estetik yönü ağır basıyorsa ilişki eser sözleşmesi sayılır; nitelendirmeyi Hukuk Muhakemeleri Kanunu m.33 gereği hâkim yapar.
- Eser sözleşmesinde sonuç taahhüdü vardır; sonuç gerçekleşmemişse edimin ifa edilmediği kabul edilir.
- Bilirkişi raporunda komplikasyon yazması tek başına sonuca etkili değildir; sonucun gerçekleşip gerçekleşmediği ayrıca araştırılır.
- Sonucun gerçekleşmediği ortaya konduktan sonra, illiyet bağını kesen savunma ile hastanın kusurunu ispat yükü karşı taraftadır.
- Revizyon ameliyatının bedeli ayrı bir maddi tazminat kalemidir ve belgelenmesi hâlinde hüküm altına alınır.
- İş sahibi eseri gözden geçirip ayıbı bildirmezse eseri kabul etmiş sayılır (TBK m.474 ve m.477).
- Kamu hastanesinde yapılan ameliyatta yol idari yargıdır; İYUK m.13 uyarınca önce idareye başvurulur.
- Özel sağlık kuruluşuna ilişkin tüketici davasında, TKHK m.73/A’daki istisnalardan biri yoksa dava öncesi arabuluculuk dava şartıdır.
- Nedensellik bağı kurulamasa bile, ameliyata ilişkin ayrı onam alınmamış olması manevi tazminat sebebi sayılabilir.
- Şikâyet edilen sonuç ameliyatın tedavi amaçlı bölümünden doğmuşsa, estetik yön bulunsa da vekâlet hükümleri uygulanabilir; konuyu bağlayan bir İçtihadı Birleştirme kararı yoktur.
- Aydınlatılmış onama ilişkin itiraz dava dilekçesinde kurulmalıdır; sonradan ileri sürülürse iddianın genişletilmesi yasağına takılabilir.
- Hastane, hekimin fiilinden TBK m.116 uyarınca sorumlu tutulabilir; sorumsuzluk anlaşması uzmanlık gerektiren hizmetlerde kesin olarak hükümsüzdür.
- Ameliyatı yapan hekimin uzmanlık alanı dosyanın başında araştırılmalıdır; alan dışı müdahale tıbben kusur sayılabilir.
Sıkça Sorulan Sorular
Burun ameliyatı sonrası istenen görünüm çıkmazsa tazminat davası açılabilir mi?
Müdahalenin estetik yönü ağır basıyorsa Yargıtay ilişkiyi eser sözleşmesi sayar ve yüklenicinin sonucu taahhüt ettiğini kabul eder. Sonuç gerçekleşmemişse edimin ifa edilmediği sonucuna varılır; tartışma hekimin dikkatli davranıp davranmadığı üzerinden değil, ortaya çıkan eser üzerinden yürür.
Ameliyat hem nefes darlığı hem görünüm için yapıldıysa hangi sözleşme uygulanır?
Somut olayda hangi amacın ağır bastığına bakılır. Yargıtay 6. Hukuk Dairesi bir septorinoplasti olayında, uygulanan işlemin estetik yönünün ağır bastığını dosya kapsamından ve davacının beyanlarından tespit ederek eser sözleşmesi hükümlerini uygulamıştır. Nitelendirmeyi yapmak Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 33. maddesi gereği hâkimin görevidir.
Bilirkişi raporunda komplikasyon yazıyorsa dava düşer mi?
Düşmez. Yargıtay, eser niteliğindeki estetik müdahalelerde komplikasyon olup olmamasının tek başına sonuca etkili olmadığını belirtmektedir. Ayrıca istenilen sonucun gerçekleşip gerçekleşmediğinin bilirkişi incelemesiyle ayrıca değerlendirilmesi gerekir.
Burnumu düzeltmek için ikinci bir ameliyat olmak zorunda kaldım; bedelini isteyebilir miyim?
Yargıtay 15. Hukuk Dairesi, burundaki şekil bozukluğu tıbben komplikasyon sayılsa bile eser sözleşmesinin sonucu garanti etmesi nedeniyle bozukluğun ikinci bir operasyonla düzeltilmesi gerektiğini belirtmiş ve yeniden ameliyat için ödenen bedelin bilirkişi incelemesiyle hüküm altına alınması gerektiğine karar vermiştir.
Sonuçtan memnun değilsem bunu bildirmek zorunda mıyım?
Türk Borçlar Kanunu'nun 474. maddesi iş sahibine eseri gözden geçirme ve ayıpları uygun bir süre içinde bildirme külfeti yükler. 477. maddeye göre gözden geçirmeyi ve bildirimde bulunmayı ihmal eden iş sahibi eseri kabul etmiş sayılır. Ayıp sonradan ortaya çıkarsa gecikmeksizin bildirilmesi gerekir.
Ameliyat devlet hastanesinde yapıldıysa dava yine aynı mı?
Hayır. Kamu sağlık kuruluşunda yapılan müdahalede uyuşmazlık idari yargıda tam yargı davası olarak görülür. İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 13. maddesi uyarınca dava açmadan önce idareye başvurulması gerekir; bu başvuru öğrenmeden itibaren bir yıl ve her hâlde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde yapılmalıdır.
Onam formu imzaladım; artık hiçbir şey isteyemez miyim?
İmzalanan form her riski kapsamayabilir. Danıştay 10. Daire, kamu hastanesinde yapılan bir septorinoplasti olayında onam belgesinin yalnız anesteziye ilişkin ölüm riskini taşıdığını, ameliyatın kendisine ilişkin ayrı bir onam bulunmadığını tespit etmiş ve aydınlatma yükümlülüğünün yerine getirilmemesini manevi tazminat sebebi saymıştır.
Nedensellik bağı kurulamazsa hiç tazminat alınamaz mı?
Aydınlatma eksikliği ayrı bir hukuka aykırılıktır. Danıştay 10. Daire'nin incelediği olayda idari eylem ile zarar arasında nedensellik bağı kurulamamış ve maddi tazminat istemi reddedilmişken, hastanın aydınlatılarak onay verme hakkının elinden alınması nedeniyle manevi tazminata hükmedilmesi isabetli bulunmuştur.
Manevi tazminatın miktarı neye göre belirlenir?
Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, hâkimin somut olayın özelliğini, zarar görenin ekonomik ve sosyal durumunu, paranın alım gücünü, duyulan ve ileride duyulacak elem ve ızdırabı gözetmesi gerektiğini belirtmiştir. Takdir yetkisi geniştir; ancak takdire etkili nedenler kararda nesnel ölçülere göre gösterilmelidir.
Davayı hangi mahkemede açmalıyım?
Özel sağlık kuruluşunda yapılan müdahalede uyuşmazlık tüketici işlemi sayıldığından görevli mahkeme tüketici mahkemesidir. Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin incelediği bir burun estetiği dosyasında ilk derece yargılaması da tüketici mahkemesinde görülmüştür. Kamu hastanesinde ise idare mahkemesi görevlidir.
Özel hastaneye karşı burun estetiği tazminat davasından önce arabuluculuk zorunlu mu?
Tüketici mahkemesinde görülecek uyuşmazlıklarda, 6502 sayılı Kanun'un 73/A maddesindeki istisnalardan biri bulunmadıkça dava açmadan önce arabulucuya başvurmak dava şartıdır. Kamu hastanesine ilişkin tam yargı davasında ise bu tüketici arabuluculuğu kuralı uygulanmaz.
Ameliyat sonrası bana düşen yükümlülükler dosyayı etkiler mi?
Etkileyebilir. Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, bozmadan sonra yapılacak inceleme kapsamına davacının ameliyat sonrası kendisine düşen yükümlülükleri yerine getirip getirmediğini ve bunun sonuca etkilerini de dâhil etmiştir. Bu nedenle hekim talimatlarının ve kontrol muayenelerinin kayda geçirilmesi önem taşır.
Başarısız burun estetiği tıbben nasıl anlaşılır?
Bu değerlendirme hukuki değil tıbbi bir incelemedir ve dosyada bilirkişi raporuyla yapılır. Hukuki açıdan belirleyici olan soru farklıdır: kararlaştırılan sonucun gerçekleşip gerçekleşmediği. Yargıtay bir olayda burundaki eğriliğin ve burun deliklerindeki asimetrinin düzelmemiş olmasını sonucun gerçekleşmediğinin göstergesi saymıştır.
Ameliyatım hem nefes hem görünüm içindi; şikâyetim nefes tarafındaysa hangi hükümler uygulanır?
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 2025 tarihli bir kararında, şikâyet edilen sonucun ameliyatın tedavi amaçlı septoplasti bölümünden doğduğunu tespit ederek eser sözleşmesi yerine vekâlet hükümlerini uygulamıştır. Vekâlette sonuç taahhüt edilmez; tartışma hekimin özen borcu üzerinden yürür. Bu nedenle şikâyet edilen sonucun estetik bölümle bağlantısı dosyada somut olarak kurulmalıdır. Konuyu bağlayan bir İçtihadı Birleştirme kararı bulunmamaktadır.
Onam formunun yetersiz olduğunu yargılamanın ilerleyen aşamasında ileri sürebilir miyim?
Riskli olabilir. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin incelediği dosyada davacının aydınlatılmış onama ilişkin iddiaları, iddia ve savunmanın değiştirilmesi ve genişletilmesi yasağı başladıktan sonra ileri sürüldüğü için esastan incelenmemiştir. Aydınlatma itirazına dayanmayı düşünüyorsanız bunu dava dilekçesinde kurmanız yerinde olur.
Davayı yalnız hekime mi açmalıyım, hastaneyi de gösterebilir miyim?
Hastane de davalı gösterilebilir. Türk Borçlar Kanunu'nun 116. maddesi, borçluyu yardımcılarının işi yürüttükleri sırada verdikleri zarardan sorumlu tutar. Yargıtay 15. Hukuk Dairesi bir rinoplasti dosyasında hastanenin sorumluluğunu bu madde üzerinden kurmuştur. Maddenin üçüncü fıkrası uyarınca, uzmanlık gerektiren ve izne bağlı hizmetlerde sorumsuzluk anlaşması kesin olarak hükümsüzdür.
Ameliyatı yapan hekimin uzmanlık alanı dosyayı etkiler mi?
Etkileyebilir. Yargıtay 15. Hukuk Dairesi'nin incelediği dosyada Adli Tıp raporu, ameliyatın rinoplasti olduğunu, ameliyatı yapan hekimin genel cerrahi uzmanı olduğunu ve ameliyatın genel cerrahi alanına girmediğini belirtmiş; Daire bu tespiti hekimin eylemini tıp kurallarına aykırı ve tıbben kusurlu saymak için yeterli görmüştür. Buna karşılık alan dışı müdahale iddiasının ispatlanması gerekir.
İlgili çalışma alanı: Sağlık Hukuku
← Tüm makaleler