
İçindekiler 11
- Kısa Cevap
- Bu Durumda mısınız?
- Şirketle İşlem Yapma ve Borçlanma Yasağı (TTK 395)
- Şirkete Borçlanma Yasağı (TTK 358)
- Rekabet Yasağı (TTK 396)
- İptal İstemi Üç Aylık Süreye Tabidir (TTK m.445)
- Yasağın İhlalinin Sonuçları ve Şirketin Seçimlik Hakları
- İşçinin Rekabet Yasağından Farkı
- Görevli Mahkeme
- Sık Yapılan Hatalar
- Özet
Kısa Cevap
Anonim şirket yönetim kurulu üyesi, genel kuruldan izin almadıkça şirketle işlem yapamaz ve şirkete borçlanamaz (TTK m.395); pay sahiplerinin şirkete borçlanması da TTK m.358 ile ayrıca sınırlıdır. Aynı üye, yine izinsiz olarak şirketin işletme konusuna giren işi kendi veya başkası hesabına yapamaz (TTK m.396 — rekabet yasağı). İhlalde şirketin tazminat isteme veya işlemi kendi adına sayma seçimlik hakkı vardır; bu haklar üç ay/bir yıllık kısa sürede zamanaşımına uğrar.
Bu Durumda mısınız?
- Yönetim kurulu üyesisiniz ve şirketle kendi adınıza bir sözleşme yapmak veya şirketten borç almak istiyorsunuz; genel kuruldan izin almanız gerekip gerekmediğini merak ediyorsunuz.
- Bir yönetim kurulu üyesinin, şirketinizle aynı iş kolunda başka bir şirket kurduğunu veya oraya ortak olduğunu öğrendiniz.
- Ortağı/yöneticisi olduğunuz şirketten cari hesap yoluyla para çekildi; bunun TTK m.358 kapsamında yasak bir borçlanma sayılıp sayılmayacağını sorguluyorsunuz.
- Genel kurul gündeminde yönetim kurulu üyelerine “işlem/borçlanma/rekabet yasağının kaldırılması” için izin verilecek; oylamaya kimlerin katılabileceğinden emin değilsiniz.
- Rekabet yasağını ihlal eden bir yöneticiye karşı şirketin tazminat mı istemesi, yoksa işlemi şirket adına mı sayması gerektiğine karar vermeye çalışıyorsunuz.
Bu senaryoların her birinde uygulanacak süre ve seçimlik hak farklıdır; somut durumunuz için bir avukata danışmanız yerinde olur.
Şirketle İşlem Yapma ve Borçlanma Yasağı (TTK 395)
TTK m.395/1 uyarınca yönetim kurulu üyesi, genel kuruldan izin almadan şirketle kendisi veya başkası adına herhangi bir işlem yapamaz; aksi hâlde şirket bu işlemin batıl olduğunu ileri sürebilir, diğer taraf ise aynı iddiayı öne süremez. Maddenin 2012’de değişen ikinci fıkrası ise ayrıca, pay sahibi olmayan yönetim kurulu üyelerinin ve bunların yakınlarının şirkete nakit borçlanmasını yasaklar.
“Yönetim kurulu üyesi, genel kuruldan izin almadan, şirketle kendisi veya başkası adına herhangi bir işlem yapamaz; aksi hâlde, şirket yapılan işlemin batıl olduğunu ileri sürebilir. Diğer taraf böyle bir iddiada bulunamaz.”
“(Değişik: 26/6/2012-6335/17 md.) Pay sahibi olmayan yönetim kurulu üyeleri ile yönetim kurulu üyelerinin pay sahibi olmayan 393 üncü maddede sayılan yakınları şirkete nakit borçlanamaz. Bu kişiler için şirket kefalet, garanti ve teminat veremez, sorumluluk yüklenemez, bunların borçlarını devralamaz. Aksi hâlde, şirkete borçlanılan tutar için şirket alacaklıları bu kişileri, şirketin yükümlendirildiği tutarda şirket borçları için doğrudan takip edebilir.”
(6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu m.395/1-2)
Bu yasağın kaldırılması genel kurulun iznine bağlıdır — ama izin oylamasının kendisi de ayrı bir kurala tabidir. Yargıtay, TTK 395 ve 396’nın ortak izin mekanizmasını şöyle açıklar:
“Genel kurul karar tarihi ve dava tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 6102 sayılı TTK’nın 395. maddesiyle yönetim kurulu üyelerine anonim şirketle ticari işlem yapma, şirkete borçlanma yasağı, 396. maddesiyle de şirketin işletme konusuna giren işlerde rekabet yapma yasağı getirilmiştir. Genel kurul, yönetim kurulu üyelerinin tamamı veya biri veyahut bir kaçı için bu yasakların kaldırılmasına izin verebilir.”
(Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2016/3815, K. 2017/2497, T. 27.04.2017 — bozma)
Uygulamada en çok atlanan nokta, bu izin oylamasında kimlerin oy kullanamayacağıdır. Bir sonraki bölümde aynı kararın devamıyla ele alınmıştır. İzin kararı oydan yoksunluk kuralına aykırı alınmışsa, kararın kendisi genel kurul kararının iptali davası ile ortadan kaldırılabilir.
Şirkete Borçlanma Yasağı (TTK 358)
TTK m.358’e göre pay sahipleri (dolayısıyla pay sahibi olan yönetim kurulu üyeleri de) sermaye taahhüdünden doğan vadesi gelmiş borcunu ödemedikçe ve şirketin serbest yedek akçelerle birlikte kârı geçmiş yıl zararlarını karşılayacak düzeyde olmadıkça şirkete borçlanamaz. Madde, 6335 sayılı Kanun’la 2012’de bugünkü hâlini almıştır.
“Pay sahipleri, sermaye taahhüdünden doğan vadesi gelmiş borçlarını ifa etmedikçe ve şirketin serbest yedek akçelerle birlikte kârı geçmiş yıl zararlarını karşılayacak düzeyde olmadıkça şirkete borçlanamaz.”
(6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu m.358/1)
Bu yasak yalnız anonim şirkete özgü değildir; İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi’nin verdiği bir kararda, limited şirketten dönüşen bir anonim şirkette tek yetkili temsilcinin şirket hesabından çektiği tutar, TTK 644/1-b yollaması hatırlatılarak bu yasak kapsamında değerlendirilmiştir:
“6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu(TTK)‘nun 644/1-b maddesi uyarınca şirkete karşı borçlanma yasağına ilişkin 358 inci madde, limited şirketler hakkında da uygulanacak olup, TTK’nın 358. maddesine göre, pay sahipleri, sermaye taahhüdünden doğan vadesi gelmiş borçlarını ifa etmedikçe ve şirketin serbest yedek akçelerle birlikte kârı geçmiş yıl zararlarını karşılayacak düzeyde olmadıkça şirkete borçlanamaz.”
(İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesi, E. 2021/2162, K. 2025/864, T. 19.06.2025 — istinaf başvurusunun esastan reddi)
Aynı kararda mahkeme, somut olayda banka hesabından fiziken para çeken yönetim kurulu üyesinin durumunu şu şekilde nitelendirmiştir:
“Davalının, davacı şirketten 24.02.2016 tarihinde 90.000,00 USD çektiği kendi beyanıyla sabit olup, bu işlem ödünç niteliğinde olup, davalıyı şirkete karşı borçlandırıcı niteliktedir.”
(İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesi, E. 2021/2162, K. 2025/864, T. 19.06.2025 — istinaf başvurusunun esastan reddi)
Bu, istinaf düzeyinde verilmiş bir karardır ve Yargıtay içtihadı gibi bağlayıcı değildir; yine de TTK 358’in “cari hesaptan para çekme” gibi günlük görünen işlemlere de uygulandığını somut biçimde gösterir. Kararda ayrıca, bu tür bir borçlanma uyuşmazlığında yöneticinin ibra edilmiş olmasının davayı etkilemediği ve alacağın TBK m.147/1-4 uyarınca beş yıllık zamanaşımına tabi olduğu da vurgulanmıştır.
Rekabet Yasağı (TTK 396)
TTK m.396/1 uyarınca yönetim kurulu üyelerinden biri, genel kurulun iznini almaksızın, şirketin işletme konusuna giren ticari iş türünden bir işlemi kendi veya başkası hesabına yapamaz; aynı tür ticari işlerle uğraşan bir şirkete sorumluluğu sınırsız ortak sıfatıyla da giremez.
“Yönetim kurulu üyelerinden biri, genel kurulun iznini almaksızın, şirketin işletme konusuna giren ticari iş türünden bir işlemi kendi veya başkası hesabına yapamayacağı gibi, aynı tür ticari işlerle uğraşan bir şirkete sorumluluğu sınırsız ortak sıfatıyla da giremez. Bu hükme aykırı harekette bulunan yönetim kurulu üyelerinden şirket tazminat istemekte veya tazminat yerine yapılan işlemi şirket adına yapılmış saymakta ve üçüncü kişiler hesabına yapılan sözleşmelerden doğan menfaatlerin şirkete ait olduğunu dava etmekte serbesttir.”
(6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu m.396/1)
TTK 395’te olduğu gibi, bu yasağın kaldırılmasına ilişkin genel kurul izni de oydan yoksunluk kuralına tabidir. Aynı Yargıtay kararının devamı bu noktayı netleştirir:
“Ancak, TTK’nın 395 ve 396. maddeleri çerçevesinde alınan kararlarda, hakkında izin verilen yönetim kurulu üyesi oy kullanamayacağı gibi anılan kararlar, ortak ile şirket arasındaki şahsi bir iş niteliğinde bulunduğundan somut olaya uygulanması gereken 6102 sayılı TTK’nın 436/1. maddesinde sayılan yakınların da bu kararların alınmasında oy kullanmaları mümkün bulunmamaktadır. Bununla birlikte, 6102 sayılı TTK’nın 436/1. maddesi gereğince yönetim kurulu üyesi TTK’nın 395-396. maddesi gereğince izin verilmesi hususunda kendi lehine oy kullanamaz ise de diğer yönetim kurulu üyeleri için yapılan oylamada oy kullanabilir.”
(Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2016/3815, K. 2017/2497, T. 27.04.2017 — bozma)
Kısacası: izin oylamasında yalnız hakkında izin istenen üye ve onun TTK 436/1’de sayılan yakınları oy kullanamaz; diğer yönetim kurulu üyeleri (kendi izinleri gündemde değilse) oy kullanmaya devam edebilir. Bu ayrım gözetilmeden alınan izin kararı, Yargıtay’ın bu kararda yaptığı gibi, kısmen iptale konu olabilir.
İptal İstemi Üç Aylık Süreye Tabidir (TTK m.445)
Oydan yoksunluk kuralına aykırı biçimde alınmış bir izin kararı kendiliğinden hükümsüz hâle gelmez; ortadan kaldırılması için iptal davası açılması ve bu davanın kanunun öngördüğü süre içinde açılması gerekir:
6102 sayılı TTK m.445 — İptal sebepleri
446 ncı maddede belirtilen kişiler, kanun veya esas sözleşme hükümlerine ve özellikle dürüstlük kuralına aykırı olan genel kurul kararları aleyhine, karar tarihinden itibaren üç ay içinde, şirket merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesinde iptal davası açabilirler.
Sürenin başlangıcı karar tarihidir — kararın öğrenilme tarihi değil. Üç ay geçtikten sonra izin kararı, oydan yoksunluk kuralına aykırı alınmış olsa bile iptal davasıyla ortadan kaldırılamaz; bu durumda şirketin elinde kalan yol, aşağıdaki seçimlik haklar ile üyenin sorumluluğuna ilişkin genel hükümlerdir. Davayı kimlerin açabileceği ise ayrı bir maddede (TTK m.446) sınırlı biçimde sayılmıştır. (Ayrıntı için Genel Kurul Kararının İptali Davası yazımıza bakabilirsiniz.)
Yasağın İhlalinin Sonuçları ve Şirketin Seçimlik Hakları
TTK 396/1 ihlalinde şirketin iki seçimlik hakkı vardır: tazminat istemek veya yapılan işlemi şirket adına yapılmış saymak (bu durumda üçüncü kişiler hesabına doğan menfaatler de şirkete ait sayılır). Bu iki hak birbirini dışlar; şirket ikisinden yalnızca birini seçebilir ve seçim hakkı, ihlal eden üye dışındaki yönetim kurulu üyelerine aittir.
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi, bu hakların kim tarafından ve nasıl kullanılacağını ayrıntılı biçimde açıklamıştır:
“Görüldüğü üzere, kanunda şirkete rekabet yasağını ihlal eden yönetim kurulu üyesine karşı ileri sürülmek üzere seçimlik haklar öngörülmüştür. Bu hakların kullanımı, TTK’nın 396(2)’maddede ifade edildiği gibi, rekabet yasağına aykırı davranan üye dışındaki yönetim kurulu üyelerine aittir. Söz konusu yaptırımların uygulanmasına ilişkin dava, şirket adına yönetim kurulu tarafından açılacaktır.”
(İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi, E. 2025/565, K. 2025/658, T. 28.04.2025 — istinaf başvurusunun esastan reddi)
Peki yönetim kurulu üyelerinin tamamı ihlal ederse ne olur? Aynı kararda bu özel duruma da değinilmiştir:
“Yukarıda atıf yapılan eserden de anlaşıldığı üzere, yönetim kurulu üyelerinin tamamının rekabet yasağını ihlal etmeleri halinde şirket genel kurulunun ancak adı geçen üyeyi görevden alma hakkı olup, şirket genel kurulunun yönetim kurulunun rekabet yasağını ihlal etmeyen üyesi adına seçimlik hak kullanma yetkisi bulunmamaktadır.”
(İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi, E. 2025/565, K. 2025/658, T. 28.04.2025 — istinaf başvurusunun esastan reddi)
Yani genel kurul, seçimlik hakkı bizzat kullanamaz; yalnızca ihlal eden üyeyi azledip yerine yeni üye seçebilir. Seçimlik hakkı ancak göreve gelen yeni üye(ler) kullanabilir. Bu karar istinaf düzeyindedir ve Yargıtay tarafından esastan incelenmemiştir (temyiz, çekişmesiz yargı işi sayıldığından reddedilmiştir); yine de seçimlik hak mekanizmasının işleyişini somut olarak gösterir.
Süreler kısadır: TTK 396/3 uyarınca bu haklar, ihlalin yapıldığını diğer üyelerin öğrendiği tarihten itibaren üç ay, her hâlde ihlalin gerçekleşmesinden itibaren bir yıl geçmesiyle zamanaşımına uğrar.
“Bu haklardan birinin seçilmesi birinci fıkra hükmüne aykırı harekette bulunan üyenin dışındaki üyelere aittir.”
“Bu haklar, söz konusu ticari işlemlerin yapıldığını veya yönetim kurulu üyesinin diğer bir şirkete girdiğini, diğer üyelerin öğrendikleri tarihten itibaren üç ay ve her hâlde bunların gerçekleşmesinden itibaren bir yıl geçince zamanaşımına uğrar.”
(6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu m.396/2-3)
Son olarak, davayı kim açabilir sorusu da önemlidir. Yargıtay, TTK 396 kapsamında zarar gören şirket ortaklarının dahi kendi adlarına dava açamayacağını, doğrudan menfaati ihlal edilenin şirket olduğunu ve bu nedenle davanın şirket adına açılması gerektiğini kabul etmiştir:
“davanın niteliği itibari ile 6102 sayılı Kanun’un 396 ncı maddesi anlamda tazminat istemine ilişkin olup, bu maddeye göre davacının ancak şirket olabileceği, davacıların gerek haksız rekabet gerekse yönetim kurulu üyelerinin rekabet yasağı ile ilgili iddialarla doğrudan bir ilgilerinin bulunmadığı, ileri sürülen iddiaların, ortakları olduğu şirketi ilgilendiren vakıalar olduğu, davacıların, söz konusu şirkette salt ortaklık sıfatlarının olmasının böyle bir davayı kendi adına açmaları için yeterli olmadığı, iddia olunan eylemler nedeniyle haksız rekabete maruz kalan bu nedenle doğrudan menfaati ihlal edilenin şirket olduğu, bu nedenle haksız rekabetin tespiti, önlenmesi, haksız rekabet oluşturan materyal ve dökümana el konulması, imhası, hükmün gazetede ilanına ilişkin talepleri ileri sürebilecek olanın da yine şirket olduğu, bu nedenle bu talepler ile ilgili olarak davacıların doğrudan kendi adına dava açmasına olanak bulunmadığından İlk Derece Mahkemesince yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle davacılar vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.”
(Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2022/6841, K. 2024/3263, T. 25.04.2024 — onama)
Bu üç ay/bir yıllık süreler kaçırılırsa, ihlal eden üyenin sorumluluğuna yalnızca genel şirket yöneticisinin sorumluluğu (TTK 553) hükümleri üzerinden gidilebilir; ancak TTK 396/4 bu ihtimali saklı tutmakla birlikte, artık seçimlik hak değil, şirketin gerçekte uğradığı zararın ispatına bağlı bir tazminat söz konusu olur.
İşçinin Rekabet Yasağından Farkı
TTK m.396’daki rekabet yasağı, iş hukukundaki rekabet yasağıyla (TBK m.444) sıkça karıştırılır. Oysa ikisi farklı kaynaklardan doğar ve farklı zamanlarda işler. TBK m.444 şöyle der:
“Fiil ehliyetine sahip olan işçi, işverene karşı, sözleşmenin sona ermesinden sonra herhangi bir biçimde onunla rekabet etmekten, özellikle kendi hesabına rakip bir işletme açmaktan, başka bir rakip işletmede çalışmaktan veya bunların dışında, rakip işletmeyle başka türden bir menfaat ilişkisine girişmekten kaçınmayı yazılı olarak üstlenebilir.”
(6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m.444/1)
Fark nettir: işçinin rekabet yasağı, iş sözleşmesinin bitiminden sonrası için yazılı olarak kararlaştırılan sözleşmesel bir yükümlülüktür ve ancak müşteri çevresi/üretim sırları bilgisi varsa geçerlidir. Yönetim kurulu üyesinin TTK 396 rekabet yasağı ise görev süresince doğrudan kanundan doğar; ayrıca bir sözleşme kurulmasına gerek yoktur ve ihlalin sonucu da farklıdır (tazminat/işlemi şirkete mal etme; sözleşmesel cezai şart değil). Bir kişi hem yönetim kurulu üyesi hem de aynı zamanda şirketin işçisi/genel müdürü sıfatını taşıyorsa, iki rejim aynı anda ve ayrı ayrı uygulanabilir.
Görevli Mahkeme
TTK m.4/1-(a) uyarınca, tarafların tacir olup olmadığına bakılmaksızın bu Kanunda öngörülen hususlardan doğan hukuk davaları mutlak ticari dava sayılır. Yönetim kurulu üyesinin işlem ve rekabet yasağı da Türk Ticaret Kanunu’nda düzenlendiğinden, bu yasaklara dayalı davalar ticari dava niteliğindedir. Görevli mahkemeyi ise TTK m.5/1 belirler:
“Aksine hüküm bulunmadıkça, dava olunan şeyin değerine veya tutarına bakılmaksızın asliye ticaret mahkemesi tüm ticari davalar ile ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işlerine bakmakla görevlidir.”
(6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu m.5/1)
TTK 358, 395 ve 396’dan doğan uyuşmazlıklar (genel kurul kararının iptali, tazminat istemi, temsil kayyımı atanması gibi) bu Kanunda düzenlendiğinden mutlak ticari dava niteliğindedir ve dava değerine bakılmaksızın asliye ticaret mahkemesi nedir yazımızda anlatılan asliye ticaret mahkemesinde görülür.
Sık Yapılan Hatalar
- İzin oylamasında herkesin oy kullanabileceğini sanmak. Hakkında izin istenen üye ve TTK 436/1’de sayılan yakınları oy kullanamaz; bu kurala aykırı alınan izin kararı iptale tabidir.
- Genel kurulun rekabet yasağı ihlalinde seçimlik hakkı doğrudan kullanabileceğini düşünmek. Genel kurul yalnızca ihlal eden üyeyi azledebilir; tazminat isteme veya işlemi şirkete mal etme seçimini ancak yönetim kurulu (ihlal eden üye hariç) yapabilir.
- Rekabet yasağı ihlalinde pay sahibinin kendi adına dava açabileceğini sanmak. Dava kural olarak şirket adına açılmalıdır; salt ortaklık sıfatı, kişisel dava hakkı doğurmaz.
- Üç aylık/bir yıllık sürelerin uzun zamanaşımı süreleri gibi ele alınması. TTK 396’daki süreler kısadır; ihlal öğrenilir öğrenilmez harekete geçilmelidir.
- TTK 396 rekabet yasağını işçinin TBK 444 rekabet yasağıyla karıştırmak. Biri görev süresince kanundan doğar, diğeri iş sözleşmesi bittikten sonrası için yazılı olarak kararlaştırılır.
- TTK 358’in yalnızca anonim şirkete özgü olduğunu sanmak. TTK 644/1-b yollamasıyla limited şirket müdürleri de aynı borçlanma yasağına tabidir.
Özet
- TTK 395: Yönetim kurulu üyesi genel kuruldan izin almadan şirketle işlem yapamaz; izinsiz yapılan işlemi şirket batıl sayabilir.
- TTK 358: Pay sahipleri (dolayısıyla pay sahibi yönetim kurulu üyeleri) sermaye borcunu ödemedikçe ve şirketin serbest yedek akçe+kârı geçmiş yıl zararını karşılamadıkça şirkete borçlanamaz; TTK 644/1-b ile limited şirket müdürüne de uygulanır.
- TTK 396: Yönetim kurulu üyesi izinsiz olarak şirketin iştigal konusuna giren işi yapamaz, aynı iş kolundaki şirkete sınırsız ortak olamaz; ihlalde şirketin tazminat isteme veya işlemi kendi adına sayma seçimlik hakkı doğar.
- İzin oylamasında hakkında izin istenen üye ve TTK 436/1’deki yakınları oy kullanamaz.
- Seçimlik haklar üç ay/bir yıl içinde zamanaşımına uğrar; dava şirket adına açılmalıdır.
- Bu yasaklar kanundan doğar ve görev süresince işler; işçinin TBK 444 rekabet yasağı ise sözleşmesel ve sonrası içindir — ikisi karıştırılmamalıdır.
Sıkça Sorulan Sorular
TTK 395 yönetim kurulu üyesine ne yasaklar?
Yönetim kurulu üyesinin genel kuruldan izin almadan şirketle kendisi veya başkası adına herhangi bir işlem yapmasını yasaklar; aksi hâlde şirket işlemin batıl olduğunu ileri sürebilir. Ayrıca pay sahibi olmayan yönetim kurulu üyelerinin ve bunların yakınlarının şirkete nakit borçlanmasını da yasaklar.
TTK 396 rekabet yasağı neyi kapsar?
Yönetim kurulu üyesinin, genel kurulun izni olmadan şirketin işletme konusuna giren ticari işi kendisi veya başkası hesabına yapmasını ve aynı iş kolundaki bir şirkete sınırsız sorumlu ortak olarak girmesini yasaklar. İhlalde şirketin tazminat isteme veya işlemi kendi adına sayma seçimlik hakkı doğar.
TTK 358 kimleri hangi borçlanmadan men eder?
Pay sahiplerinin (dolayısıyla pay sahibi olan yönetim kurulu üyelerinin de) sermaye taahhüdünden doğan vadesi gelmiş borcunu ödemedikçe ve şirketin serbest yedek akçelerle birlikte kârı geçmiş yıl zararlarını karşılayacak düzeyde olmadıkça şirkete borçlanmasını yasaklar. Şirketten cari hesap yoluyla para çekmek de bu kapsama girer.
Genel kurul bu yasakları her zaman kaldırabilir mi?
Genel kurul, yönetim kurulu üyelerinin tamamı veya bir kısmı için TTK 395/396 yasaklarının kaldırılmasına izin verebilir, ancak hakkında izin istenen üye ve TTK 436/1'de sayılan yakınları bu oylamada oy kullanamaz. Oydan yoksunluk kuralına uyulmadan alınan izin kararı iptale tabidir.
Rekabet yasağını ihlal eden yönetim kurulu üyesine karşı hangi seçimlik haklar var?
Şirket, ihlal eden üyeden tazminat isteyebilir veya bunun yerine yapılan işlemi şirket adına yapılmış sayıp üçüncü kişiler hesabına doğan menfaatlerin şirkete ait olduğunu dava edebilir. Bu iki hak birbirini dışlar; şirket ikisinden yalnızca birini seçebilir.
Seçimlik hakların zamanaşımı süresi ne kadardır?
TTK 396/3 uyarınca bu haklar, ihlalin yapıldığını diğer yönetim kurulu üyelerinin öğrendiği tarihten itibaren üç ay, her hâlde ihlalin gerçekleşmesinden itibaren bir yıl geçmesiyle zamanaşımına uğrar. Süreler kısa olduğundan ihlal öğrenilir öğrenilmez harekete geçilmelidir.
Rekabet yasağı ihlalinde dava açma hakkı pay sahibine mi yoksa şirkete mi aittir?
Dava, kural olarak şirket adına ve şirket tarafından açılır; salt pay sahibi olmak, ihlal eden üyeye karşı kendi adına dava açmak için yeterli değildir. Yargıtay, doğrudan menfaati ihlal edilenin şirket olduğunu ve seçimlik hakları da ancak şirketin kullanabileceğini kabul etmektedir.
Tüm yönetim kurulu üyeleri rekabet yasağını ihlal ederse ne olur?
Bu durumda genel kurul, seçimlik haklardan birini bizzat kullanamaz; yalnızca ihlal eden üyeleri görevden alıp yerlerine yeni üye seçebilir. Seçimlik hakları, göreve gelen yeni yönetim kurulu üyeleri kanuni süreler içinde kullanabilir.
İşçinin rekabet yasağı ile yönetim kurulu üyesinin rekabet yasağı aynı mı?
Hayır. İşçinin rekabet yasağı (TBK 444) iş sözleşmesinin bitiminden sonrası için yazılı olarak kararlaştırılan sözleşmesel bir yükümlülüktür. Yönetim kurulu üyesinin TTK 396 rekabet yasağı ise görev süresince doğrudan kanundan doğar, ayrı bir sözleşme gerektirmez.
Limited şirket müdürü TTK 358 ve 396'ya tabi midir?
TTK 644/1-b yollamasıyla şirkete borçlanma yasağına ilişkin 358 inci madde limited şirket müdürlerine de doğrudan uygulanır. Limited şirkette rekabet yasağı ise TTK 396 yollamasıyla değil, şirket sözleşmesi ve TTK'nın limited şirketlere özgü ayrı hükümleriyle düzenlenir.
Şirketle izinsiz yapılan işlem kendiliğinden geçersiz midir?
Hayır, TTK 395/1 işlemi kendiliğinden hükümsüz kılmaz; şirkete işlemin batıl olduğunu ileri sürme hakkı tanır. Diğer taraf (yönetim kurulu üyesi) bu butlanı kendi lehine ileri süremez; seçim şirkete aittir.
Rekabet yasağı izni veren genel kurul kararı hangi süre içinde iptal edilmelidir?
Genel kurul kararının iptali davası, TTK m.445 uyarınca karar tarihinden itibaren üç aylık hak düşürücü süreye tabidir. Oydan yoksunluk kuralına aykırı biçimde alınan izin kararları bu süre içinde açılacak iptal davasıyla ortadan kaldırılabilir.
İlgili çalışma alanı: Ticaret Hukuku
← Tüm makaleler