İcra ve İflas Hukuku

Menfi Tespit ve İstirdat Davası: Şartları ve Süreleri

Menfi tespit ve istirdat davası nedir, aralarındaki fark, bir yıllık hak düşürücü süre, teminat, tedbir ve tazminat — İİK m.72 ışığında öğrenin.

17 dk okumaYayımlanma:Son güncelleme:Yazan Av. Halit Süha Bahçeci
Gergin çelik zincir halkaları
İçindekiler 22

Kısa Cevap

Menfi tespit davası, borçlu görünen kişinin gerçekte borçlu olmadığının tespiti için açtığı davadır. Dayanağı İcra ve İflas Kanunu’nun 72. maddesidir. Dava icra takibinden önce de takip sırasında da açılabilir; ancak takipten önce mi sonra mı açıldığı, takibin durdurulup durdurulamayacağını doğrudan değiştirir.

Bu Durumda mısınız?

Aşağıdaki tablolar menfi tespit davasının tipik zeminidir:

  • Ödediğiniz bir borç için yeniden icra takibi başlatılmış, ödeme belgeniz elinizde ama senet alacaklıda kalmış.
  • Hiç imzalamadığınız ya da imzanız taklit edilerek düzenlenmiş bir senetten dolayı takiple karşılaşmışsınız.
  • Teminat amacıyla verdiğiniz bir senet, teminat ilişkisi hiç doğmadığı hâlde takibe konulmuş.
  • Ödeme emrine süresinde itiraz etmemişsiniz, takip kesinleşmiş, ancak gerçekte böyle bir borcunuz yok.
  • İcra baskısı altında borcu ödemişsiniz ve ödediğiniz parayı geri almak istiyorsunuz.

Bu tabloların her birinde izlenecek yol ve süreler farklıdır. Takibin hangi aşamada olduğu, hangi davanın açılacağını belirler.

Menfi Tespit Davası Nedir?

Menfi tespit davası, var olmayan bir borç nedeniyle icra takibine maruz kalan ya da kalması muhtemel olan kişinin borçlu olmadığının tespitini istediği davadır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu davayı şöyle tanımlar:

“Gerçekte var olmayan bir borç ya da geçersiz bir hukuki ilişki nedeniyle icra takibine maruz kalması muhtemel olan veya icra takibine maruz kalan bir kimsenin (borçlunun) gerçekte borçlu bulunmadığını ispat için açacağı dava, menfi tespit olarak adlandırılmaktadır.”

(Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2014/947, K. 2015/1725, T. 19.06.2015 — onama)

Bu tanımdaki iki unsur önemlidir. Birincisi, dava için fiilen takip başlamış olması şart değildir; takiple karşılaşma ihtimali yeterlidir. İkincisi, dava bir tespit davasıdır; amacı borcun yokluğunu hükme bağlamaktır.

Aynı kararda Hukuk Genel Kurulu davanın kapsamına da sınır çizmiştir: İİK m.72 uyarınca açılan menfi tespit davalarının konusunu ancak ve sadece takibe konu miktar oluşturur. Takip dosyasının konusu olmayan bir alacağın ödenip ödenmediği bu dava içinde tartışılamaz.

Dayandığı Kanun Maddeleri

Davanın tamamı İcra ve İflas Kanunu’nun “Menfi tesbit ve istirdat davaları” başlıklı 72. maddesinde düzenlenmiştir. Maddenin birinci fıkrası davanın kapısını açar:

“Borçlu, icra takibinden önce veya takip sırasında borçlu bulunmadığını ispat için menfi tesbit davası açabilir.”

(İcra ve İflas Kanunu m.72/1)

Maddenin fıkraları birbirinden bağımsız rejimler kurar. Aşağıdaki tablo, yazının geri kalanında ayrıntılandırılan süre, oran ve koşulları bir arada gösterir:

KonuDayanakÖlçü
Takipten önce açılan davada tedbir teminatım.72/2Alacağın yüzde onbeşinden aşağı olamaz
Takipten sonra takibin durdurulmasım.72/3Tedbir yoluyla karar verilemez
Veznedeki paranın ödenmemesi teminatım.72/3Alacağın yüzde onbeşinden aşağı olamaz
Dava alacaklı lehine biterse zararm.72/4Yüzde yirmiden aşağı tayin edilemez
Dava borçlu lehine biterse tazminatm.72/5Alacağın yüzde yirmisinden aşağı olamaz
İstirdat davası süresim.72/7Ödeme tarihinden itibaren bir sene
Yetkili mahkemem.72/8İcra dairesi yeri veya davalının yerleşim yeri
Üçüncü kişinin dava açma süresim.89/3Onbeş gün; belge teslimi yirmi gün

Menfi Tespit Davası Ne Zaman Açılır?

Dava iki ayrı anda açılabilir ve bu iki hâlin sonuçları aynı değildir. Takipten önce açılan dava, henüz başlamamış bir takibin önünü kesmeye yönelir. Takip sırasında açılan dava ise yürüyen bir takibin içinde savunma kurar.

Takipten önce dava açmış olmak, alacaklının aynı alacak için takip başlatmasını engellemez. Yargıtay 12. Hukuk Dairesi bunu açıkça ifade eder:

“İcra takibinden önce açılmış olan menfi tespit davası, aynı alacak için daha sonra takip yapılmasını önlemez ve daha sonra yapılacak icra takibini kendiliğinden durdurmaz.”

(Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, E. 2025/2200, K. 2025/4096, T. 20.05.2025 — bozma)

Pratik sonucu şudur: dava açmak tek başına yeterli değildir, ayrıca ihtiyati tedbir kararı alınması gerekir.

Takipten Önce Açılan Davada İhtiyati Tedbir ve Teminat

Takipten önce açılan menfi tespit davasında mahkeme, talep üzerine takibin durdurulması yönünde ihtiyati tedbir kararı verebilir. Bunun karşılığı teminattır:

“İcra takibinden önce açılan menfi tesbit davasına bakan mahkeme, talep üzerine alacağın yüzde onbeşinden aşağı olmamak üzere gösterilecek teminat mukabilinde, icra takibinin durdurulması hakkında ihtiyati tedbir kararı verebilir.”

(İcra ve İflas Kanunu m.72/2)

Fıkranın üç unsuru vardır. Tedbir kendiliğinden verilmez, talep gerekir. Teminat oranı alacağın yüzde onbeşidir ve bu bir alt sınırdır; mahkeme daha yükseğini isteyebilir. Karar takibin durdurulmasına yöneliktir, yani takibin ilerlemesini engeller.

Tedbir kararı alınmamasının etkisi yalnızca takibin yürümesiyle sınırlı değildir. Yukarıda anılan 12. Hukuk Dairesi kararında, kambiyo senedine dayalı bir uyuşmazlıkta, tedbir kararı bulunmayan ve takipten önce açılan menfi tespit davasının zamanaşımını kesmeyeceği sonucuna varılmıştır. Tedbir talebini ihmal etmek, borçlunun elindeki zamanaşımı savunmasını da etkileyebilir.

Takipten Sonra Açılan Davada Takip Durmaz

Takip başladıktan sonra açılan menfi tespit davasında kanun kesin bir yasak koyar:

“İcra takibinden sonra açılan menfi tesbit davasında ihtiyati tedbir yolu ile takibin durdurulmasına karar verilemez. Ancak, borçlu gecikmeden doğan zararları karşılamak ve alacağın yüzde onbeşinden aşağı olmamak üzere göstereceği teminat karşılığında, mahkemeden ihtiyati tedbir yoluyle icra veznesindeki paranın alacaklıya verilmemesini istiyebilir.”

(İcra ve İflas Kanunu m.72/3)

Yani takip yürür, hacizler konulur, satış aşamasına gidilebilir. Borçlunun elindeki tek tedbir imkânı, icra veznesine giren paranın alacaklıya ödenmesini engellemektir. Bu, takibi durdurmaz; yalnızca paranın alacaklıya çıkmasını geciktirir.

Uygulamada mahkemeler zaman zaman bu yasağı farklı adlar altında dolanmaya çalışmıştır. Yargıtay 19. Hukuk Dairesi, haczin baki kalması kaydıyla araçlar üzerindeki yakalama şerhlerinin kaldırılmasına yönelik bir tedbir kararını bozmuştur:

“haciz işleminin kanuni içeriğine aykırı olarak verilen ve takibin ilerlemesine engel olan bu kararın İİK’nun m.72/3 hükmünün amacına aykırı olduğu açıktır.”

(Yargıtay 19. Hukuk Dairesi, E. 2012/17902, K. 2013/3584, T. 26.02.2013 — bozma)

Buradaki ölçüt, tedbirin adı değil etkisidir: takibin ilerlemesine fiilen engel olan bir tedbir, başka bir başlık altında verilmiş olsa dahi m.72/3’ün amacına aykırı görülmüştür.

İstirdat Davası Nedir, Şartları ve Bir Yıllık Süre

İstirdat davası, icra baskısı altında gerçekte borçlu olunmayan bir parayı ödemek zorunda kalan kişinin ödediği parayı geri almak için açtığı eda davasıdır. Menfi tespit davasından ayrıldığı nokta ödemenin yapılmış olmasıdır: borç ödendikten sonra artık borçlu olunmadığının tespitinde hukuki yarar kalmaz, bu aşamada açılacak dava istirdat davasıdır.

Davanın üç şartı vardır. Birincisi, ödenen para gerçekte borçlu olunmayan bir para olmalıdır. İkincisi, ödeme cebri icra tehdidi altında yapılmış olmalıdır; yani borçlu takibe itiraz etmemiş veya itirazı kaldırılmış olduğu için ödemek zorunda kalmalıdır. Üçüncüsü, dava aşağıda açıklanan bir yıllık hak düşürücü süre içinde açılmalıdır. Hukuk Genel Kurulu menfi tespit ile istirdat yolunu şöyle ayırır:

“Kendisine karşı ilâmsız icra takibi yapılmış olan borçlu, ödeme emrine itiraz edilmemiş veya itiraz edilmiş olmakla birlikte yerinde görülmemiş olması sebebiyle icra takibi kesinleşse dahi maddi hukuk bakımından borçlu olmadığını ileri sürebilir.”

(Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2015/932, K. 2017/315, T. 22.02.2017 — bozma)

Kanun bu yolu iki ayrı fıkrada düzenler. Dava devam ederken borç ödenirse dava türü değişir:

“Borçlu, menfi tesbit davası zımmında tedbir kararı almamış ve borç da ödenmiş olursa, davaya istirdat davası olarak devam edilir.”

(İcra ve İflas Kanunu m.72/6)

Hiç dava açmamış olan borçlu için ise bağımsız bir istirdat davası ve kesin bir süre vardır:

“Takibe itiraz etmemiş veya itirazının kaldırılmış olması yüzünden borçlu olmadığı bir parayı tamamen ödemek mecburiyetinde kalan şahıs, ödediği tarihten itibaren bir sene içinde, umumi hükümler dairesinde mahkemeye başvurarak paranın geriye alınmasını istiyebilir.”

(İcra ve İflas Kanunu m.72/7)

Bu sürenin niteliği belirleyicidir. Hukuk Genel Kurulu şöyle demiştir:

“2004 sayılı Kanun’un 72/7. fıkrası uyarınca istirdat davası, borç olmayan paranın tamamen ödendiği tarihten itibaren 1 yıl içerisinde açılmalıdır. Bu süre hak düşürücü niteliktedir.”

(Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2015/932, K. 2017/315, T. 22.02.2017 — bozma)

Sürenin başlangıcı, kararın ifadesiyle borç olmayan paranın tamamen ödendiği tarihtir. Taksitle ödeme yapılan dosyalarda bu, son taksitin ödendiği tarihe karşılık gelir.

İstirdat davasının sınırı da vardır. Aynı kararda, maddi hukuk bakımından iadesi mümkün olmayan ödemelerin geri istenemeyeceği belirtilmiştir: ahlâki bir ödevin yerine getirilmesi için verilen şey, kanuna ve ahlâka aykırı amaçla verilenler, zamanaşımına uğramış borç için yapılan ödemeler ile kumar ve bahis borçları gibi eksik borçlar bu kapsamdadır.

Menfi Tespit ile İstirdat Farkı

İki dava aynı maddede düzenlenir ve sık karıştırılır. Ayrım ödemenin yapılıp yapılmadığındadır.

ÖlçütMenfi tespit davasıİstirdat davası
Borç ödendi miHayırEvet, cebri icra tehdidi altında
TalepBorçlu olunmadığının tespitiÖdenen paranın iadesi
Dava türüTespit davasıEda davası
SüreKanunda özel süre yokÖdemeden itibaren bir sene (m.72/7)
Sürenin niteliğiHak düşürücü
Tedbirle takibin durdurulmasıTakipten önceyse mümkün (m.72/2)Konusuz; takip zaten bitmiş
Dayanak fıkram.72/1-5m.72/6-7

İstirdat davasına özgü bir ispat kuralı da vardır. İİK m.72/8’in son cümlesi uyarınca davacı, istirdat davasında yalnız paranın verilmesi lazım gelmediğini ispata mecburdur. Bu hafifletilmiş ispat ölçüsü istirdat davasına özgüdür; menfi tespit davasının genel ispat rejimine taşınamaz.

Takip aşamasındaki itiraz yolları ve ödeme emrine itiraz süreleri için ilamsız icra takibi ve ödeme emrine itiraz yazısına bakabilirsiniz.

Menfi Tespit Davasında İspat Yükü

İspat yükü menfi tespit davasının en çok yanlış kurgulanan yönüdür. Kural, borcun varlığını iddia edenin ispat yükü altında olmasıdır; bu da davalı alacaklıdır. Ancak borçlunun iddiasını nasıl kurduğu yükü değiştirir. Hukuk Genel Kurulu ayrımı şöyle yapar:

“Fakat, menfi tespit davasını açan davacı borçlu, davalının varlığını iddia ettiği hukukî ilişkinin hiç doğmadığını iddia etmeyip bilakis bu ilişkinin doğduğunu bildirerek başka bir nedenle hukukî ilişkinin geçersiz olduğunu veya son bulduğunu ileri sürmekte ise bu iddiayı ispat yükü davacıya düşer.”

(Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2024/121, K. 2025/390, T. 25.06.2025 — bozma)

Ayrım şudur. “Böyle bir borç hiç doğmadı” demek inkârdır ve yükü alacaklıda bırakır. “Borç doğdu ama ödedim, ibra edildim, takas ettim” demek ise yeni bir vakıa ileri sürmektir ve yükü borçluya geçirir. Dilekçedeki bu tercih davanın ispat mimarisini baştan belirler.

Aynı kararda, ispat yükünün yargılama içinde yer değiştirebileceği de vurgulanmıştır. Davalı, inkârla yetinmeyip kendi savunmasının temelini oluşturan yeni bir vakıa ileri sürer ve delillerini sunarsa ispat yükünü üzerine alır; sonradan ıslahla bu savunmadan tümüyle çelişecek şekilde dönmesi dürüstlük kuralı ve çelişkili davranma yasağı karşısında korunmaz.

Kambiyo Senedinde Bedelsizlik ve İspat Yükü

Uyuşmazlık bir bono ya da çeke dayanıyorsa tablo değişir. Kambiyo senetleri illetten mücerret, yani temel ilişkiden bağımsız bir borç ikrarı içerir. Hukuk Genel Kurulu sonucu şöyle bağlar:

“menfi tespit istemiyle açılan davalarda ispat yükü kural olarak alacak iddiasında bulunan davalı tarafta ise de kambiyo senetlerinin illetten mücerret borç ikrarı içerme niteliğini haiz olması nedeniyle keşidecinin lehtara karşı bedelsizlik iddiasında bulunması hâlinde bu kez ispat yükü bu sebeple borçsuzluğunun tespitini isteyen davacıya düşer.”

(Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2024/121, K. 2025/390, T. 25.06.2025 — bozma)

Senet metnindeki bedel kaydı bu dengeyi yeniden çevirebilir:

“Bonoda bedelsizlik iddiası ileri sürüldüğünde kural olarak ispat yükü senedin bedelsiz olduğunu ileri süren tarafa aittir. Ancak senette borcun nedeni “mal” ya da “nakit” olarak belirtilmişse, davacının yazılı borç sebebine dayanmaya hakkı olacağından, ispat yükü bunun aksini ileri süren tarafa ait olacaktır.”

(Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2024/121, K. 2025/390, T. 25.06.2025 — bozma)

Bedelsizlik def’i kişisel bir def’idir; kural olarak yalnız senet lehtarına karşı ileri sürülebilir. Senedi ciro yoluyla devralan hamile karşı ileri sürülebilmesi için, düzenleyenin önce lehtara karşı bedelsizliği ispat etmesi ve ayrıca hamilin senedi bilerek kendi zararına devraldığını kanıtlaması gerekir.

İmza İnkârı: İki Ayrı Yol Birlikte İşler

Borçlu senetteki imzanın kendisine ait olmadığını ileri sürüyorsa, menfi tespit davası tek yol değildir. Kambiyo senetlerine mahsus takipte imzaya itiraz, ayrı bir usulle ve ayrı bir mercide, icra mahkemesinde incelenir. Bu iki yol birbirinin alternatifi değildir; aynı takip nedeniyle birlikte yürüyebilir.

İcra mahkemesi imzaya itirazı reddederse borçlu tazminat ve para cezasıyla karşılaşır. Ancak kanun, borçlunun menfi tespit yolunu kullanması hâlinde bu yaptırımları askıya alır:

“Borçlu menfi tespit veya istirdat davası açarsa, hükmolunan tazminatın ve para cezasının tahsili dava sonuna kadar tehir olunur ve davanın borçlu lehine sonuçlanması hâlinde daha önce hükmedilmiş olan tazminat ve para cezası kalkar.”

(İcra ve İflas Kanunu m.170/3)

Yani icra mahkemesindeki olumsuz sonuç kesin değildir; menfi tespit davasının borçlu lehine bitmesi, orada hükmedilen tazminat ve para cezasını ortadan kaldırır. Bu, genel mahkemede görülen menfi tespit davasının, icra mahkemesinin dar yetkili incelemesi karşısındaki üstünlüğünü gösterir.

Ters yönde ise bir mahsup beklentisine kapılmamak gerekir. İmzaya itirazı kabul edilen borçlu lehine icra mahkemesince hükmedilen tazminat, aynı takip nedeniyle açtığı menfi tespit davasında kazandığı tazminattan düşülmez. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu iki tazminatın niteliğini ayırır:

“Ayrıca, İİK’nun 72/5. maddesinde düzenlenen tazminat, kötü niyet tazminatı; İİK’nun 170/4. maddesinde düzenlenen tazminat ise icra inkar tazminatı olup, nitelikleri de farklı tazminat türleridir.”

(Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2013/1708, K. 2015/1025, T. 13.03.2015 — bozma)

Aynı kararda, iki tazminatın birbirinden mahsup edileceğine ilişkin yasal bir düzenleme bulunmadığı ve hangi hâllerde icra mahkemesince hükmedilen tazminatın kalkacağının kanunda açıkça düzenlendiği belirtilmiştir. Sonuç olarak imza inkârında borçlunun her iki yolu da işletmesi, iki ayrı tazminat kaleminin doğmasına imkân verir.

Davanın Kabulü Hâlinde Tazminat

Menfi tespit davasının kabulü iki sonuç doğurur. Birincisi takibin akıbetidir, ikincisi tazminattır:

“Dava borçlu lehine hükme bağlanırsa derhal takip durur. İlamın kesinleşmesi üzerine münderecatına göre ve ayrıca hükme hacet kalmadan icra kısmen veya tamamen eski hale iade edilir. Borçluyu menfi tespit davası açmaya zorlayan takibin haksız ve kötü niyetli olduğu anlaşılırşa, talebi üzerine, borçlunun dava sebebi ile uğradığı zararın da alacaklıdan tahsiline karar verilir. Takdir edilecek zarar, haksızlığı anlaşılan takip konusu alacağın yüzde yirmisinden aşağı olamaz.”

(İcra ve İflas Kanunu m.72/5)

Buradaki en yaygın yanılgı, davanın kabulüyle tazminatın kendiliğinden doğduğunu sanmaktır. Hukuk Genel Kurulu bunu açıkça reddeder:

“Takibin haksız olması tek başına yetmemekte, ayrıca kötü niyetli olması da gerekmekte olup, ispat yükü; takibin kötü niyetli olduğunu iddia eden davacının üzerindedir.”

(Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2017/1645, K. 2019/79, T. 07.02.2019 — bozma)

Aynı kararda tazminatın üç koşulu sayılmıştır: bu yönde bir talep bulunması, borçluya karşı icra takibi yapılmış olması ve takibin haksız ve kötü niyetli olması. Talep dava dilekçesinde açıkça ileri sürülmelidir; mahkeme resen hükmetmez.

Kötü niyetin ispatı pratikte davanın en zor kısmıdır. Anılan uyuşmazlıkta senetteki imzanın davacıya ait olmadığı belirlenmiş olmasına rağmen, senedi ciro yoluyla devralan alacaklı şirketin kötü niyetli sayılabilmesi için senedin sahteliğini devir tarihinde bilmesi gerektiği kabul edilmiştir. Takibin haksız çıkması, alacaklının kötü niyetli olduğunu göstermez.

Davanın Reddi Hâlinde Alacaklı Lehine Tazminat

Simetrik hüküm dördüncü fıkradadır ve ihtiyati tedbir alınmış olmasını varsayar:

“Dava alacaklı lehine neticelenirse ihtiyati tedbir kararı kalkar. Buna dair hükmün kesinleşmesi halinde alacaklı ihtiyati tedbir dolayısıyla alacağını geç almış bulunmaktan doğan zararlarını gösterilen teminattan alır. Alacaklının uğradığı zarar aynı davada takdir olunarak karara bağlanır. Bu zarar herhalde yüzde yirmiden aşağı tayin edilemez.”

(İcra ve İflas Kanunu m.72/4)

İki fıkra arasındaki fark önemlidir. Borçlu lehine tazminat (m.72/5) takibin kötü niyetli olması koşuluna bağlıdır. Alacaklı lehine zarar (m.72/4) ise kötü niyet aramaz; bu, alınan ihtiyati tedbirin bedelidir ve teminattan karşılanır. Tedbir talep edilmemişse bu fıkra işlemez.

Bu nedenle tedbir talebi iki yönlü bir karardır. Tedbir takibi durdurur ama davayı kaybetme hâlinde asgari yüzde yirmilik bir zarar sorumluluğunu da beraberinde getirir.

Hangi Tarihteki Kanun Uygulanır?

İİK m.72 bugün yürürlüktedir ve teminat oranı yüzde onbeş, tazminat alt sınırı yüzde yirmidir. Ancak beşinci fıkradaki tazminat oranı geçmişte daha yüksekti: Hukuk Genel Kurulu’nun kaydettiğine göre, 02.07.2012 tarihli ve 6352 sayılı Kanun’un 15. maddesiyle maddenin beşinci fıkrasındaki “yüzde kırkından” ibaresi “yüzde yirmisinden” olarak değiştirilmiştir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2013/1708, K. 2015/1025, T. 13.03.2015).

Aynı tespit, yukarıda anılan 2019 tarihli Hukuk Genel Kurulu kararında da yer alır. Pratik sonucu şudur: bu değişiklikten önceki döneme ilişkin uyuşmazlıklarda borçlu lehine tazminatın alt sınırı yüzde kırktı. Eski tarihli takiplere dayanan dosyalarda oranın hangi metne göre belirleneceği ayrıca değerlendirilmelidir. Güncel takipler bakımından uygulanacak alt sınır yüzde yirmidir.

Menfi Tespit ile İtirazın İptali Farkı

Bu iki dava aynı uyuşmazlığın iki ayrı yüzüdür; ayrım davacının kim olduğundadır. İtirazın iptali davasını alacaklı açar:

“Takip talebine itiraz edilen alacaklı, itirazın tebliği tarihinden itibaren bir sene içinde mahkemeye başvurarak, genel hükümler dairesinde alacağının varlığını ispat suretiyle itirazın iptalini dava edebilir.”

(İcra ve İflas Kanunu m.67/1)

ÖlçütMenfi tespit davasıİtirazın iptali davası
DavacıBorçluAlacaklı
Ön koşulYok; itiraz edilmemiş olabilirÖdeme emrine itiraz edilmiş olması
TalepBorçlu olunmadığının tespitiİtirazın iptali ve takibin devamı
SüreKanunda özel süre yokİtirazın tebliğinden itibaren bir sene
DayanakİİK m.72İİK m.67
Tazminatm.72/5 (kötü niyet koşullu)m.67/2 (icra inkâr tazminatı)

İİK m.67/2 uyarınca borçlunun itirazının haksızlığına karar verilirse borçlu, alacaklı takibinde haksız ve kötü niyetli görülürse alacaklı, diğer tarafın talebi üzerine red veya hükmolunan meblağın yüzde yirmisinden aşağı olmamak üzere tazminata mahkûm edilir. İcra inkâr tazminatının ayrıntısı için itirazın iptali davası ve icra inkâr tazminatı yazısına bakabilirsiniz.

Üçüncü Kişinin Menfi Tespit Davası

Menfi tespit davası yalnız takip borçlusuna özgü değildir. Borçlunun üçüncü kişideki alacağı ya da malı haczedildiğinde, haciz ihbarnamesine itiraz etmeyen üçüncü şahsa da bir dava yolu tanınır. İİK m.89/3 uyarınca, ikinci ihbarnameye süresinde itiraz etmeyen üçüncü şahsa onbeş gün içinde parayı ödemesi veya malı teslim etmesi yahut bu süre içinde menfi tespit davası açması bildirilir. Üçüncü şahıs, dava açtığına dair belgeyi bildirimin yapıldığı tarihten itibaren yirmi gün içinde icra dairesine teslim ederse, hakkındaki cebri icra işlemleri menfi tespit davası sonunda verilen kararın kesinleşmesine kadar durur.

Bu dava, m.72’deki menfi tespit davasından üç noktada ayrılır. İspat yükü doğrudan üçüncü şahsa yüklenmiştir; takip borçlusuna borçlu olmadığını veya malın takip borçlusuna ait olmadığını ispat etmeye mecburdur. Davayı kaybederse dava konusu şeyin yüzde yirmisinden aşağı olmamak üzere tazminata mahkûm edilir. Buna karşılık bu fıkraya göre açılacak menfi tespit davaları maktu harca tabidir.

Bu davanın sonuçları takip dosyasına da yansır. Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, üçüncü kişinin temerrüt faizinden sorumluluğunun başlangıcı konusunda şu ölçütü koymuştur:

“3. kişinin temerrüt faizinden sorumluluğunun, menfi tespit davasının kesinleştiği tarihten itibaren başladığının kabulü gerekir.”

(Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, E. 2016/30639, K. 2018/2727, T. 19.03.2018 — bozma)

Görevli ve Yetkili Mahkeme

Görev ile yetki ayrı sorulardır ve İİK m.72 yalnız ikincisini düzenler.

Yetki bakımından kanun seçimlik bir kural koyar:

“Menfi tesbit ve istirdat davaları, takibi yapan icra dairesinin bulunduğu yer mahkemesinde açılabileceği gibi, davalının yerleşim yeri mahkemesinde de açılabilir.”

(İcra ve İflas Kanunu m.72/8)

Görev ise m.72’den çıkmaz; temeldeki hukuki ilişkiye göre belirlenir. Dava genel mahkemede görülür, icra mahkemesinde değil. Hangi genel mahkemenin görevli olduğu ise uyuşmazlığın niteliğine bağlıdır.

Uyuşmazlık bir kambiyo senedinden doğuyorsa dava mutlak ticari dava sayılır. Yargıtay 20. Hukuk Dairesi, olumsuz görev uyuşmazlığını çözerken şu sonuca varmıştır:

“Somut olayda dava, kambiyo senedi özelliklerini taşıyan bonodan kaynaklanmakta olup, TTK’nın 4/1-a ve 5/1 maddeleri gereğince, mutlak ticari dava niteliğindeki uyuşmazlığın ticaret mahkemesi tarafından çözümlenmesi gerekmektedir.”

(Yargıtay 20. Hukuk Dairesi, E. 2015/5212, K. 2015/10433, T. 04.11.2015 — yargı yeri belirlenmesi)

Buna karşılık uyuşmazlık kambiyo hukukundan değil de genel hükümlerden doğuyorsa sonuç değişir. Yargıtay (Kapatılan) 17. Hukuk Dairesi, icra kefaletinden kaynaklanan bir menfi tespit davasında ilişkinin kefalet sözleşmesine dayandığını belirterek şu sonuca varmıştır:

“Davanın genel hükümler çerçevesinde Asliye Hukuk Mahkemesinde görülüp sonuçlandırılması gerekmektedir.”

(Yargıtay 17. Hukuk Dairesi, E. 2014/11671, K. 2014/17321, T. 01.12.2014 — yargı yeri belirlenmesi)

Bu iki karar birlikte okunduğunda ölçüt nettir: bakılacak olan davanın adı değil, takibe dayanak teşkil eden hukuki ilişkinin niteliğidir. Nitekim yukarıda istirdat başlığında anılan Hukuk Genel Kurulu kararına konu dosya, uyuşmazlığın iş kaybı tazminatından doğması nedeniyle iş mahkemesinde görülmüştür. Görev sorusu bu nedenle dava açılmadan önce, takibin dayanağına bakılarak çözülmelidir.

Adım Adım Ne Yapmalısınız?

  1. Takibin hangi aşamada olduğunu belirleyin. Takip başlamış mı, ödeme emri tebliğ edilmiş mi, kesinleşmiş mi? İzlenecek yol buna göre değişir.
  2. Borcun ödenip ödenmediğini tespit edin. Ödenmişse dava menfi tespit değil istirdat davasıdır ve m.72/7’deki bir senelik süre işlemeye başlamıştır.
  3. Görevli mahkemeyi temeldeki ilişkiye göre belirleyin. Kambiyo senedine dayalı uyuşmazlıkta asliye ticaret mahkemesi, genel hükümlere dayalı uyuşmazlıkta asliye hukuk mahkemesi gündeme gelir.
  4. Yetkili mahkemeyi m.72/8’deki iki seçenek arasından belirleyin.
  5. İhtiyati tedbir talebini dava dilekçesinde açıkça ileri sürün ve teminatın alacağın yüzde onbeşinden az olamayacağını hesaba katın. Takipten sonra açılan davada talebin konusu ancak veznedeki paranın ödenmemesi olabilir.
  6. İddianızı ispat yükünü bilerek kurun. İnkâr ile “borç doğdu fakat sona erdi” savunması yükü farklı taraflara yükler.
  7. Tazminat talebini dilekçeye yazın. m.72/5’e dayalı tazminat talep olmadan hükmedilmez ve takibin kötü niyetli olduğunu ispat yükü sizdedir.

Bu Davada Harç, Masraf ve Vekalet Ücreti

Menfi tespit davası, borçlu olunmadığının tespiti istendiği ve talep bir para alacağına bağlı olduğu ölçüde konusu belli bir değerle ilgili sayılır; bu hâlde karar-ilam harcı genel nispî orana (binde 68,31) tabidir ve dörtte biri açılışta peşin alınır. Buna başvurma harcı ve gider avansı eklenir.

İcra takibinin durdurulması için ihtiyati tedbir talep edilmesi hâlinde teminat ve tedbire ilişkin giderler ayrıca doğar; geçici hukuki koruma tedbirlerine ilişkin giderler de yargılama giderlerindendir (HMK m.323/ç). Bilirkişi incelemesi gerekirse ücreti gider avansına dâhil olmayıp delil avansı olarak istenir. Kalemlerin tamamı için mahkeme masrafları, bilirkişi/keşif giderlerinin hangi avanstan karşılandığı için gider avansı ve delil avansı, sayısal hesap için dava harcı hesaplama.

Avukatlık ücreti. incelenebilen 13 baro çizelgesinden 11’inde menfi tespit (ve istirdat) için ayrı satır vardır; tavsiye edilen asgari tutarlar 70.000,00 TL ile 200.000,00 TL arasında değişmekte, bazı çizelgeler buna dava değerinin %15’ini eklemektedir. Baro çizelgeleri bağlayıcı değildir ve “piyasa rayici” anlamına gelmez; yönlendirici referanstır. Bağlayıcı olan yalnız Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi’dir (Avukatlık K. m.164).

Sık Yapılan Hatalar

Dava açmakla takibin duracağını sanmak. Takipten önce açılan dava dahi takibi kendiliğinden durdurmaz; ayrıca ihtiyati tedbir kararı gerekir.

Takipten sonra takibin durdurulmasını talep etmek. m.72/3 bu kararı açıkça yasaklar. Talep, veznedeki paranın alacaklıya ödenmemesi yönünde kurulmalıdır.

Tazminatın kendiliğinden hükmedileceğini varsaymak. m.72/5 tazminatı hem talebe hem de takibin haksız ve kötü niyetli olmasına bağlar; haksızlık tek başına yetmez.

İstirdatta bir senelik süreyi kaçırmak. Süre hak düşürücüdür ve ödemenin tamamlandığı tarihten işler.

Ödemeden sonra menfi tespit davası açmak. Borç ödendikten sonra tespitte hukuki yarar kalmaz; açılacak dava istirdat davasıdır.

İstirdata özgü ispat kolaylığını menfi tespite taşımak. m.72/8’in son cümlesindeki hafifletilmiş ispat ölçüsü yalnız istirdat davasına ilişkindir.

Takip konusu olmayan alacakları davaya dahil etmek. Menfi tespit davasının konusunu ancak takibe konu miktar oluşturur.

Özet

  • Menfi tespit davası, borçlu görünen kişinin borçlu olmadığının tespitini istediği davadır; dayanağı İİK m.72’dir.
  • Takipten önce açılan davada teminat karşılığında takibin durdurulması yönünde tedbir alınabilir (m.72/2); takipten sonra bu mümkün değildir, yalnız veznedeki paranın ödenmemesi istenebilir (m.72/3).
  • Borç ödenmişse dava istirdat davasıdır; bağımsız istirdat davası ödemeden itibaren bir sene içinde açılmalıdır ve bu süre hak düşürücüdür (m.72/7).
  • İspat yükü kural olarak alacaklıdadır; borçlu ilişkinin sona erdiğini iddia ediyorsa ya da kambiyo senedinde bedelsizlik ileri sürüyorsa yük borçluya geçer.
  • Borçlu lehine tazminat için takibin haksız olması yetmez, ayrıca kötü niyetli olması ve talep bulunması gerekir (m.72/5).
  • Görev temeldeki ilişkiye göre belirlenir; yetki m.72/8 uyarınca seçimliktir.

Karıştırılmaması gereken kavram: Bu yazıda ele alınan kötü niyet tazminatı icra hukukuna özgüdür ve borçluyu menfi tespit davası açmaya zorlayan haksız, kötü niyetli takibe dayanır. İş hukukunda ise iş güvencesi kapsamı dışındaki işçinin fesih hakkının kötüye kullanılması hâlinde doğan, bildirim süresinin üç katı olarak hesaplanan ayrı bir kötü niyet tazminatı vardır; bkz. kötü niyet tazminatı (İş Kanunu). Aynı adı taşıyan bu iki kurumun dayanakları ve hesaplanma biçimleri farklıdır.

Sıkça Sorulan Sorular

Menfi tespit davası nedir?

Gerçekte var olmayan bir borç ya da geçersiz bir hukuki ilişki nedeniyle icra takibiyle karşılaşan veya karşılaşması muhtemel olan kişinin, borçlu olmadığının tespiti için açtığı davadır. Dayanağı İcra ve İflas Kanunu'nun 72. maddesidir. Borçlu bu davayı takipten önce de takip sırasında da açabilir.

Menfi tespit davası açınca icra takibi durur mu?

Kendiliğinden durmaz. Takipten önce açılan davada mahkeme, alacağın yüzde onbeşinden az olmamak üzere gösterilecek teminat karşılığında takibin durdurulması yönünde ihtiyati tedbir kararı verebilir (İİK m.72/2). Takipten sonra açılan davada ise ihtiyati tedbir yoluyla takibin durdurulmasına karar verilemez. Bu nedenle dava açmak tek başına yeterli değildir, ayrıca tedbir talep edilmelidir.

Takipten sonra menfi tespit davası açan borçlu ne isteyebilir?

İİK m.72/3 uyarınca takibin durdurulmasını isteyemez. Ancak gecikmeden doğan zararları karşılamak ve alacağın yüzde onbeşinden az olmamak üzere göstereceği teminat karşılığında, icra veznesindeki paranın alacaklıya verilmemesi yönünde ihtiyati tedbir isteyebilir. Bu karar takibi durdurmaz; hacizler devam eder, yalnızca paranın alacaklıya çıkması engellenir.

Menfi tespit ile istirdat davası arasındaki fark nedir?

Menfi tespit davasında borç henüz ödenmemiştir ve borçlu olunmadığının tespiti istenir; bu bir tespit davasıdır. İstirdat davasında ise borç cebri icra tehdidi altında ödenmiştir ve ödenen paranın iadesi istenir; bu bir eda davasıdır. Tedbir alınmamışken borç dava sırasında ödenirse, İİK m.72/6 uyarınca menfi tespit davasına istirdat davası olarak devam edilir.

İstirdat davası nedir?

İcra baskısı altında, gerçekte borçlu olunmayan bir parayı ödemek zorunda kalan kişinin ödediği parayı geri almak için açtığı eda davasıdır. Dayanağı İİK m.72'dir. Takibe itiraz etmemiş veya itirazı kaldırılmış olması yüzünden borcu ödemek zorunda kalan kişi, ödeme tarihinden itibaren bir sene içinde bu davayı açabilir.

İstirdat davası şartları nelerdir?

Üç şart aranır: ödenen paranın gerçekte borçlu olunmayan bir para olması, ödemenin cebri icra tehdidi altında yapılmış olması (takibe itiraz edilmemiş veya itiraz kaldırılmış olması) ve davanın ödeme tarihinden itibaren bir yıllık hak düşürücü süre içinde açılması. Ahlaki bir ödevin yerine getirilmesi ya da kumar ve bahis gibi eksik borç ödemeleri geri istenemez.

İstirdat davası ne kadar sürede açılmalıdır?

İİK m.72/7 uyarınca, takibe itiraz etmemiş veya itirazı kaldırılmış olması yüzünden borçlu olmadığı parayı ödemek zorunda kalan kişi, ödediği tarihten itibaren bir sene içinde dava açmalıdır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu bu sürenin hak düşürücü nitelikte olduğunu belirtmiştir. Süre, borç olmayan paranın tamamen ödendiği tarihten işlemeye başlar.

Menfi tespit davasında ispat yükü kimdedir?

Kural olarak alacağın varlığını iddia eden davalı alacaklıdadır. Ancak borçlu, ilişkinin hiç doğmadığını değil de sonradan geçersiz kaldığını veya ödeme, ibra ya da takasla sona erdiğini ileri sürüyorsa ispat yükü davacı borçluya geçer. Kambiyo senedine dayalı bedelsizlik iddiasında da yük iddiayı ileri süren davacıdadır. Dilekçedeki bu tercih davanın ispat mimarisini belirler.

Dava kabul edilirse alacaklı tazminat öder mi?

Otomatik değildir. İİK m.72/5 uyarınca tazminata hükmedilmesi için borçlunun talebi bulunmalı, takip yapılmış olmalı ve takibin haksız olmasının yanında ayrıca kötü niyetli olduğu da anlaşılmalıdır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, haksızlığın tek başına yetmediğini ve kötü niyeti ispat yükünün davacıda olduğunu belirtmiştir. Koşullar varsa tazminat alacağın yüzde yirmisinden az olamaz.

Dava reddedilirse borçlu tazminat öder mi?

İhtiyati tedbir kararı alınmışsa evet. İİK m.72/4 uyarınca dava alacaklı lehine sonuçlanırsa tedbir kalkar ve hükmün kesinleşmesi üzerine alacaklı, alacağını geç almaktan doğan zararını gösterilen teminattan alır. Bu zarar aynı davada takdir olunur ve herhalde yüzde yirmiden aşağı tayin edilemez. Bu fıkra kötü niyet aramaz; tedbirin bedelidir.

Menfi tespit davasında görevli mahkeme hangisidir?

İİK m.72 yalnız yetkiyi düzenler, görevi değil. Dava genel mahkemede görülür, icra mahkemesinde değil. Görev temeldeki hukuki ilişkiye göre belirlenir. Bonoya dayalı uyuşmazlıkta dava mutlak ticari dava sayıldığından asliye ticaret mahkemesi görevlidir. Uyuşmazlık kefalet gibi genel hükümlere dayanıyorsa asliye hukuk mahkemesi görevli olur.

Menfi tespit davası nerede açılır?

İİK m.72/8 seçimlik yetki tanır. Dava, takibi yapan icra dairesinin bulunduğu yer mahkemesinde açılabileceği gibi davalının yerleşim yeri mahkemesinde de açılabilir. Aynı yetki kuralı istirdat davası için de geçerlidir. Yetki ile görev ayrı sorulardır; bu fıkra hangi mahkemenin görevli olduğunu belirlemez.

Menfi tespit ile itirazın iptali davası arasındaki fark nedir?

Davacı taraf farklıdır. Menfi tespit davasını borçlu açar ve borçlu olmadığının tespitini ister; kanunda özel bir süreye bağlı değildir. İtirazın iptali davasını ise ödeme emrine yapılan itiraz üzerine alacaklı açar ve İİK m.67 uyarınca itirazın tebliğinden itibaren bir sene içinde, genel hükümler dairesinde alacağının varlığını ispat eder.

Üçüncü kişi menfi tespit davası açabilir mi?

Evet. İİK m.89/3 uyarınca ikinci haciz ihbarnamesine itiraz etmeyen üçüncü şahsa, onbeş gün içinde ödeme yapması yahut menfi tespit davası açması bildirilir. Dava açtığına dair belgeyi yirmi gün içinde icra dairesine teslim ederse cebri icra işlemleri kararın kesinleşmesine kadar durur. Bu davada ispat yükü üçüncü şahsa aittir ve dava maktu harca tabidir.

Borcu ödedikten sonra menfi tespit davası açılabilir mi?

Borç ödendikten sonra sırf borçlu olunmadığının tespitinde hukuki yarar kalmaz; bu aşamada açılacak dava istirdat davasıdır. Menfi tespit davası devam ederken tedbir kararı alınmamış ve borç ödenmişse, İİK m.72/6 uyarınca davaya istirdat davası olarak devam edilir. Hiç dava açılmamışsa m.72/7'deki bir senelik hak düşürücü süre işler.

Senetteki imzayı inkâr eden borçlu menfi tespit davası da açabilir mi?

Evet, iki yol birlikte yürüyebilir. Kambiyo takibinde imzaya itiraz icra mahkemesinde incelenir; menfi tespit davası ise genel mahkemede görülür. İİK m.170/3 uyarınca borçlu menfi tespit veya istirdat davası açarsa, icra mahkemesince hükmedilen tazminat ve para cezasının tahsili ertelenir ve dava borçlu lehine biterse bunlar kalkar.

İcra mahkemesindeki tazminat menfi tespitteki tazminattan düşülür mü?

Düşülmez. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, İİK m.72/5'teki kötü niyet tazminatı ile m.170/4'teki icra inkâr tazminatının nitelikleri farklı tazminat türleri olduğunu belirtmiştir. İkisinin birbirinden mahsup edileceğine dair yasal bir düzenleme bulunmadığından, borçlu her iki yolu da işletirse iki ayrı tazminat kalemi doğabilir.

Menfi tespit davasının konusu ne kadarlık alacaktır?

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, İİK m.72 uyarınca açılan menfi tespit davalarının konusunu ancak ve sadece takibe konu miktarın oluşturduğunu kabul etmiştir. Takip dosyasının konusu olmayan bir alacağın ödenip ödenmediği bu dava içinde tartışılamaz. Taraflar arasındaki diğer alacaklar için ayrı dava açılması gerekir.

Yazar

Av. Halit Süha Bahçeci

Kurucu Avukat

TBB Sicil No: 196866

LinkedIn

İcra takibi, haciz, itirazın iptali ve istihkak süreçlerini alacaklı ve borçlu tarafında yürütür.

Yayın Politikası

← Tüm makaleler
AraWhatsApp