
İçindekiler 12
Kısa Cevap
Munzam zarar, borçlunun geç ödemesi yüzünden alacaklının uğradığı ve temerrüt faiziyle karşılanamayan ek zarardır. Türk Borçlar Kanunu’nun 122. maddesinde düzenlenmiştir. Yargıtay uzun süredir bu zararın somut delillerle ispatını aramış, Anayasa Mahkemesi ise 2025’te bu uygulamanın etkili bir hukuk yolu sunmadığını saptamıştır.
Bu Durumda mısınız?
- Alacağınızı yıllar sonra faiziyle tahsil ettiniz, ancak eline geçen para gerçek kaybınızı karşılamadı.
- Ödeme geciktiği için kredi kullanmak, varlık satmak ya da bir işi kaçırmak zorunda kaldınız.
- Kamulaştırma, istirdat veya alacak davanız uzun sürdü ve paranın alım gücü belirgin biçimde düştü.
- Açtığınız munzam zarar davası “zarar somut olarak ispatlanamadı” gerekçesiyle reddedildi.
- Alacağınızın enflasyon karşısında eridiğini düşünüyor, başvurulabilecek yolları araştırıyorsunuz.
Her dosya kendi koşullarında değerlendirilir; adım atmadan önce bir avukata danışmanız yerinde olur.
Munzam Zarar Nedir?
Munzam zarar, öğretide ve kararlarda aşkın zarar olarak da anılır. Temerrüt faizi, geç ödemenin yol açtığı zararı götürü biçimde karşılar. Alacaklının gerçek kaybı bu götürü karşılığın üstündeyse, aradaki farkın giderilmesi bu kurumla istenir.
Dayandığı Kanun Maddesi
TBK m.122 — Aşkın zarar
“MADDE 122- Alacaklı, temerrüt faizini aşan bir zarara uğramış olursa, borçlu kendisinin hiçbir kusuru bulunmadığını ispat etmedikçe, bu zararı da gidermekle yükümlüdür. Temerrüt faizini aşan zarar miktarı görülmekte olan davada belirlenebiliyorsa, davacının istemi üzerine hâkim, esas hakkında karar verirken bu zararın miktarına da hükmeder.”
(6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m.122)
Maddenin kuruluşunda iki nokta dikkat çeker. Birincisi, kusur bakımından ispat yükü terse çevrilmiştir: alacaklı borçlunun kusurunu kanıtlamak zorunda değildir, borçlu kusursuzluğunu kanıtlarsa sorumluluktan kurtulur. İkincisi, zarar görülmekte olan davada belirlenebiliyorsa hâkim ayrı dava beklemeden hükmedebilir.
Munzam Zararın Şartları
Hukuk Genel Kurulu, kusur koşulunu şöyle kurmuştur:
“Aşkın (munzam) zararın varlığı için gereken üçüncü koşul; borçlunun temerrüde düşmede kusurlu olmasıdır. Zira aşkın (munzam) zarar sorumluluğu, temerrüt faizinden sorumluluktan farklı olarak kusur sorumluluğuna dayanmakta olup burada aranan kusur, borçlunun temerrüde düşmekteki kusurudur.”
(Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2021/938, K. 2022/401, T. 29.03.2022 — onama)
Buna göre aranan kusur, borcun doğumundaki değil temerrüde düşmekteki kusurdur ve varlığı asıl kabul edilir.
İspat Yükü: Genel Ekonomik Olumsuzluklar Yetmez
Uygulamadaki asıl güçlük buradadır. Aynı kararda Genel Kurul, ispat ölçütünü şöyle belirlemiştir:
“Hâl böyle olunca, TBK’nın 122. maddesinde karşılanması öngörülen faizi aşan aşkın (munzam) zararın, genel ekonomik olumsuzlukların (ülkede cari enflasyon oranı, yüksek ve değişken döviz kurları, mevduat faizleri, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma) dışında davacının durumuna özgü somut vakıalarla ispatlanması gerekir. Burada kanıtlanacak olgular; ekonomik şartlar sonucu ortaya çıkan olumsuzluklar gibi genel ve soyut hususlardan ziyade geç ödeme nedeniyle davacının kendisinin, şahsen ve somut olarak uğradığı zarardır.”
(Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2021/938, K. 2022/401, T. 29.03.2022 — onama)
Bu çizgiye göre “enflasyon yüksekti, param eridi” savunması tek başına yeterli görülmez; davacının kendi malvarlığında somutlaşan bir kayıp gösterilmelidir. Örneğin geç ödeme yüzünden kredi kullanıldığının ve faiz ödendiğinin belgelenmesi bu türden bir vakıadır.
Daireler Arasında Görüş Farkı: Sepet Yöntemi
Bu katı çizgi Yargıtay içinde tek sesli değildir. 15. Hukuk Dairesi, Anayasa Mahkemesi’nin 2017 tarihli bir bireysel başvuru kararı sonrasında uygulamasını değiştirdiğini açıkça yazmıştır:
“Dairemizce uzun yıllar munzam zararın varlığını davacı alacaklının somut delillerle kanıtlamak zorunda olduğu kabul edilip uygulanmış olmakla birlikte, Anayasa Mahkemesi’nin bireysel başvuru sonucunda vermiş olduğu, 21.12.2017 gün ve 2014/2267 sayılı başvuru nolu kararına konu uyuşmazlıkta, başvurucunun mülkiyet hakkı kapsamındaki alacağının enflasyon karşısında önemli ölçüde değer kaybına uğratılarak ödendiği anlaşıldığından başvurucuya şahsi ve olağan dışı bir külfet yüklendiği”
(Yargıtay 15. Hukuk Dairesi, E. 2018/3765, K. 2018/4907, T. 06.12.2018 — bozma)
- Hukuk Dairesi ise 2025 tarihli kararında hesap yöntemini kalem kalem saymıştır:
“Munzam zararın hesap yönteminde dikkate alınacak ekonomik veriler; 1 . Her yıl itibariyle gerçekleşen TEFE- TÜFE, oranı 2. Bankaların 3 aylık ortalama vadeli mevduat faiz oranları, 3. Devlet tahvillerine verilen faiz oranları 4. Döviz kurlarındaki Amerikan Doları ve Euro değişim oranları 5. Asgari ücret artışı 6. Altın fiyatlarındaki artış Sepetteki bu verilerin ortalamasının mahkemece zararın hesaplanmasında dikkate alınması gerekir.”
(Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, E. 2024/3534, K. 2025/15, T. 13.01.2025 — bozma)
Tablo şudur: aynı Yargıtay çatısı altında, daire kararları somut ispat aramaktan uzaklaşırken Genel Kurul 2022’de katı çizgiyi teyit etmiştir. Bu bir görüş ayrılığıdır; içtihadı birleştirme kararıyla giderilmiş değildir. Dilekçe kurarken hangi dairenin bakacağı ve dosyanın niteliği bu nedenle önem taşır.
Anayasa Mahkemesi’nin Pilot Kararı
Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu, 2025 tarihli kararında bu tabloyu bir bütün olarak değerlendirmiştir:
“munzam zarar davasının alacakların enflasyon karşısında uğradığı değer kaybının tazmin edilmesini güvence altına almadığı ve bu yöndeki içtihadın etkili bir hukuk yolunun bulunduğu yönünde gelişme göstermediği görülmüştür. Bu nedenle alacağın enflasyon nedeniyle uğradığı değer kaybının tazmin edilmesi açısından 818 sayılı mülga Kanun’un 105. ve 6098 sayılı Kanun’un 122. maddeleri kapsamında munzam zarar davasının da teorik düzeyde başarı şansı sunma kapasitesinin bulunmadığı değerlendirilmiştir.”
(Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu, B. No: 2024/41763, T. 08.07.2025 — mülkiyet hakkıyla bağlantılı etkili başvuru hakkının ihlali)
Bu kararın ne olduğu kadar ne olmadığı da önemlidir. Mahkeme, Türk Borçlar Kanunu’nun 122. maddesini iptal etmemiştir. Saptadığı şey, maddenin yargı uygulamasındaki yorumu altında davanın etkili bir giderim yolu sunmadığıdır. İhlali yapısal sorun sayarak pilot karar usulünü uygulamış ve durumu yasama organına bildirmiştir.
1 Eylül 2026: Kanuni Faiz Yönünden İptal
Aynı eksende, bu alanı doğrudan etkileyecek bir değişiklik yürürlüğe girmek üzeredir. Anayasa Mahkemesi, kanuni faiz oranını belirleyen hükmü belirli bir yönden iptal etmiştir:
““Sözleşmeden kaynaklanmayan borç ilişkileri” yönünden Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, Muhterem İNCE ile Ömer ÇINAR’ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA, iptal hükmünün Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrası ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince KARARIN RESMÎ GAZETE’DE YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK DOKUZ AY SONRA YÜRÜRLÜĞE GİRMESİNE OYBİRLİĞİYLE,”
(Anayasa Mahkemesi, E. 2024/24, K. 2025/164, T. 22.07.2025 — iptal)
Karar 1 Aralık 2025 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanmıştır; dokuz aylık süre buna göre 1 Eylül 2026’da dolar.
Kapsamına dikkat edilmelidir: iptal maddenin tamamına değil, sözleşmeden kaynaklanmayan borç ilişkileri yönündendir. Haksız fiilden doğan tazminat alacakları tam da bu kümededir.
İptalin yürürlük tarihi gelmeden madde yeniden yazılmıştır: 7589 sayılı Kanunun 10. maddesiyle değiştirilen yeni metin 31.07.2026’da yürürlüğe girmiş, önceki düzenlemedeki sabit yüzde kaldırılmıştır. Bugün yürürlükte olan metin şudur:
3095 sayılı Kanun m.1 — Kanuni faiz
“11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu ile 13/1/2011 tarihli ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununa göre faiz ödenmesi gereken hallerde, miktarı sözleşme ile tespit edilmemişse bu ödeme yıllık, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının önceki yılın 31 Aralık günü kısa vadeli kredi işlemlerinde uyguladığı reeskont oranının yüzde sekseni üzerinden yapılır. Söz konusu reeskont oranı, 30 Haziran günü önceki yılın 31 Aralık günü uygulanan reeskont oranından beş puan veya daha çok farklı ise, yılın ikinci yarısında 30 Haziran günü belirlenen oranın yüzde sekseni geçerli olur.”
(3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun m.1)
Kanuni faiz artık kanunda yazan sabit bir yüzde değil, Merkez Bankası reeskont oranına endeksli bir orandır. Bu nedenle dosyanızda uygulanacak oran için olay ve temerrüt tarihindeki yürürlükteki düzenlemeye bakılması gerekir; 31.07.2026’dan öncesini kapsayan dönemlerde o dönemin metni esas alınır (TBK m.120/1). İptal kararının yeniden yazılan lafza etkisi burada değerlendirilmemektedir; ayrıntı için bkz. Temerrüt Faizi Nedir? Oranı Nasıl Belirlenir? (TBK 120)
Zamanaşımı
Genel Kurul, munzam zararın süresini asıl alacağın süresinden ayırmıştır:
“Munzam zarar asıl temel ilişkiden bağımsızdır. Bu durumda temel ilişkideki zamanaşımına ilişkin tarihler dikkate alınamaz.”
(Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2013/201, K. 2014/58, T. 05.02.2014 — bozma)
Sürenin uzunluğu bakımından uygulamada on yıllık süre kabul edilmektedir. Ancak başlangıç anı konusunda kararlar arasında fark vardır: 19. Hukuk Dairesi alacağın muaccel olduğu tarihi esas alırken, 6. Hukuk Dairesi’nin yukarıda anılan 2025 tarihli kararı alacağın tamamının tahsil edildiği tarihi başlangıç saymaktadır. Bu fark, eski tarihli alacaklarda sonucu doğrudan değiştirebilecek niteliktedir.
Sık Yapılan Hatalar
- Yalnız enflasyon verisine dayanmak. Genel Kurul çizgisinde bu tek başına yeterli görülmemektedir; dosyaya özgü somut kayıp ortaya konmalıdır.
- Zamanaşımını asıl alacağa bağlamak. Genel Kurul munzam zararı temel ilişkiden bağımsız saymıştır; başlangıç anını asıl alacağa göre hesaplamak hak kaybına yol açabilir.
- Ayrı dava açmanın zorunlu olduğunu varsaymak. Madde, zarar görülmekte olan davada belirlenebiliyorsa hâkimin aynı davada hükmedebileceğini öngörür.
- Borçlunun kusurunu ispata çalışmak. İspat yükü bu noktada terstir; kusursuzluğunu kanıtlaması gereken borçludur.
- Daire ayrılığını görmezden gelmek. Sepet yöntemini benimseyen kararlar ile Genel Kurul çizgisi farklıdır; dilekçe her iki ihtimali de karşılayacak biçimde kurulabilir.
Özet
- Munzam zarar, temerrüt faiziyle karşılanamayan ek zarardır ve TBK m.122’de düzenlenmiştir.
- Kusur bakımından ispat yükü terstir: borçlu kusursuzluğunu kanıtlamadıkça sorumludur.
- Hukuk Genel Kurulu 2022’de, genel ekonomik olumsuzlukların dışında davacıya özgü somut vakıa aramıştır.
-
- ve 6. Hukuk Daireleri bu katı çizgiden ayrılmış, 6. Hukuk Dairesi 2025’te sepet yöntemini saymıştır; ayrılık içtihadı birleştirmeyle giderilmemiştir.
- Anayasa Mahkemesi 8 Temmuz 2025’te davanın etkili bir yol sunmadığını saptayarak pilot karar usulünü uygulamıştır; madde iptal edilmemiştir.
- Kanuni faizi düzenleyen 3095 sayılı Kanun m.1 31.07.2026’da yeniden yazılmıştır (7589 sK m.10): oran artık sabit yüzde değil, MB reeskont oranının yüzde sekseni. Madde ayrıca sözleşmeden kaynaklanmayan borç ilişkileri yönünden kısmen iptal edilmiş olup iptalin yürürlüğü 1 Eylül 2026’dır.
Tazminat kalemlerinin genel çerçevesi için maddi ve manevi tazminat davası yazımıza, alacaklarda faiz ve zamanaşımının işleyişi için işçilik alacakları, kalemler, zamanaşımı ve faiz yazımıza bakabilirsiniz. Dava sırasında talebin artırılması konusunda davada ıslah yazımız yol gösterici olabilir.
Sıkça Sorulan Sorular
Munzam zarar ne demek?
Alacaklının, borçlunun temerrüdü nedeniyle uğradığı ve temerrüt faiziyle karşılanamayan ek zarardır. Türk Borçlar Kanunu'nun 122. maddesinde düzenlenmiştir. Uygulamada aşkın zarar da denir.
Munzam zarar davası açmak için önce faizi almak gerekir mi?
Munzam zarar, temerrüt faizini aşan kısmı karşılamaya yöneliktir. Bu nedenle talep, faizle karşılanmayan bakiye zarara ilişkindir. Somut dosyanın aşamasına göre değerlendirilmesi gerekir.
Enflasyonun yüksek olması munzam zararı tek başına ispatlar mı?
Hukuk Genel Kurulu'nun 2022 tarihli kararına göre hayır. Karara göre enflasyon, döviz kuru ve mevduat faizi gibi genel ekonomik olumsuzlukların dışında, davacının kendi durumuna özgü somut vakıaların ortaya konması aranır.
Yargıtay daireleri bu konuda aynı görüşte mi?
Hayır. 15. Hukuk Dairesi 2018'de katı ispat uygulamasından vazgeçtiğini açıkça yazmış, 6. Hukuk Dairesi 2025'te sepet yöntemini benimsemiştir. Hukuk Genel Kurulu ise 2022'de katı çizgiyi sürdürmüştür.
Sepet yöntemi nedir?
6. Hukuk Dairesi'nin 2025 tarihli kararında sayılan ekonomik verilerin ortalamasının esas alınmasıdır. Karar TEFE-TÜFE, mevduat faizi, devlet tahvili faizi, döviz kuru, asgari ücret artışı ve altın fiyatlarını saymaktadır.
Anayasa Mahkemesi munzam zarar hakkında ne karar verdi?
Genel Kurul, 8 Temmuz 2025 tarihli kararında munzam zarar davasının enflasyon kaynaklı değer kaybı bakımından etkili bir hukuk yolu sağlamadığını saptamış ve mülkiyet hakkıyla bağlantılı etkili başvuru hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir.
Anayasa Mahkemesi Borçlar Kanunu'nun 122. maddesini iptal etti mi?
Hayır. Mahkeme maddeyi iptal etmemiş, maddenin yargı uygulamasındaki yorumu altında davanın etkili bir yol sunmadığını tespit etmiştir. İhlali yapısal sorun sayarak pilot karar usulünü uygulamıştır.
Munzam zarar davasında zamanaşımı kaç yıldır?
Hukuk Genel Kurulu munzam zararın asıl temel ilişkiden bağımsız olduğunu belirtmiştir. Uygulamada on yıllık süre kabul edilmekle birlikte sürenin başlangıcı konusunda kararlar arasında fark bulunmaktadır.
Zamanaşımı ne zaman başlar?
Bu nokta tartışmalıdır. 19. Hukuk Dairesi alacağın muaccel olduğu tarihi esas alırken, 6. Hukuk Dairesi'nin 2025 tarihli kararı alacağın tamamının tahsil edildiği tarihi başlangıç saymaktadır.
Borçlu kusursuz olduğunu ispatlarsa sorumlu olmaz mı?
Türk Borçlar Kanunu'nun 122. maddesine göre borçlu hiçbir kusuru bulunmadığını ispat ederse bu zarardan sorumlu olmaz. İspat yükü bu noktada borçludadır, alacaklının borçlunun kusurunu kanıtlaması gerekmez.
Kanuni faiz oranı hakkında yaklaşan bir değişiklik var mı?
Evet. Anayasa Mahkemesi 22 Temmuz 2025 tarihli kararıyla kanuni faizi düzenleyen hükmü sözleşmeden kaynaklanmayan borç ilişkileri yönünden iptal etmiştir. İptal 1 Eylül 2026 tarihinde yürürlüğe girecektir.
Munzam zarar hangi mahkemede istenir?
Talep, asıl alacağın niteliğine ve tarafların sıfatına göre görevli hukuk mahkemesinde ileri sürülür. Ticari nitelikteki uyuşmazlıklarda asliye ticaret mahkemesi gündeme gelir. Görev dosyaya göre değerlendirilir.