
İçindekiler 11
- Kısa Cevap
- Bu Durumda mısınız?
- Tek Satıcılık (Distribütörlük) ve Bayilik Sözleşmesi Nedir?
- Tek Satıcı, Acente ve Bayi Farkı
- Tekel Hakkı ve Tarafların Borçları
- Bayinin Satış Fiyatını Belirleyebilir misiniz? Rekabet Hukuku Sınırı
- Sözleşmenin Sona Ermesi ve Haksız Fesih
- Denkleştirme Talebi Tek Satıcıya Uygulanır mı?
- Görevli Mahkeme
- Sık Yapılan Hatalar
- Özet
Kısa Cevap
Bayilik, tek satıcılık ve distribütörlük; kanunda ayrıca düzenlenmemiş, sürekli ve çerçeve nitelikli sözleşmelerdir. Ortak nokta, dağıtıcının malı kendi ad ve hesabına alıp satmasıdır. Bu da onu, başkası adına aracılık eden acenteden ayırır. Bir bayilik sözleşmesini “tek satıcılık” yapan unsur, belirli bir bölgede tanınan tekel hakkıdır. Sözleşme haksız feshedilirse tazminat yanında, şartları varsa TTK m.122’deki denkleştirme (portföy) tazminatı da istenebilir.
Bu Durumda mısınız?
- İmzaladığınız “bayilik sözleşmesi”nin aslında tek satıcılık sözleşmesi sayılıp sayılmayacağını merak ediyorsunuz.
- Yıllardır sürdürdüğünüz dağıtım ilişkisi tek taraflı ve gerekçesiz olarak feshedildi.
- Bölgenizde oluşturduğunuz müşteri portföyünden sağlayıcının sizden sonra da yararlanmaya devam ettiğini düşünüyor, denkleştirme (portföy) tazminatı talep edip edemeyeceğinizi soruyorsunuz.
- Sağlayıcı taraf olarak, dağıtıcınızın “tek satıcı” sıfatıyla tazminat talep etmesiyle karşılaştınız ve sözleşmenizde tekel hakkı bulunmadığını savunuyorsunuz.
- Sözleşmeden doğan bir davanın hangi mahkemede açılması gerektiğini araştırıyorsunuz.
Bu senaryoların her birinde sonucu belirleyen unsur farklıdır; somut sözleşme metniniz ve fiili uygulama için bir avukata danışmanız yerinde olur.
Tek Satıcılık (Distribütörlük) ve Bayilik Sözleşmesi Nedir?
Tek satıcılık, bayilik ve distribütörlük; Türk Borçlar Kanunu’nda veya özel bir kanunda ayrıca düzenlenmemiş, isimsiz (atipik) sözleşme türleridir. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, tek satıcılık sözleşmesini şöyle tanımlar:
“Tek satıcılık sözleşmesi, üretici/sağlayıcı ile distribütör (dağıtıcı) arasındaki hukuki ilişkileri düzenleyen çerçeve niteliğinde ve öyle bir sözleşmedir ki, sağlayıcı yani üretici mallarının tamamını ya da bir kısmını belli bir bölgede satmak üzere bedeli mukabilinde distribütöre göndermeyi, distribütörün de üreticinin ya da sağlayıcının dağıtım ağına dahil olarak sözleşme kapsamındaki mal veya hizmetleri kendi adına ya da hesabına satıp bu mal veya hizmetlerin sürümünü arttırıcı faaliyetlerde bulunmayı üstlenir.”
(Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2022/5800, K. 2024/3826, T. 13.05.2024 — bozma)
Aynı kararda Daire, bu sözleşmelerin hukuki rejimini de netleştirir. Kanunda düzenlenmedikleri için genel hükümlere ve benzer sözleşme tiplerine kıyasen başvurulur:
“Bilindiği üzere tek satıcılık ve bayiilik sözleşmeleri kanunda düzenlenmeyen atipik sözleşmelerdendir. O nedenle bu sözleşmeler kendine özgü (Sui Generis) yapısı olan atipik sözleşmelerdir. Dolayısıyla bu sözleşmelere Türk Borçlar Kanunun genel hükümleri ile niteliğine uygun düştüğü ölçüde acentelik, vekalet, adi ortaklık, satış ve hizmet sözleşmesi hükümleri uygulanabilmektedir.”
(Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2022/5800, K. 2024/3826, T. 13.05.2024 — bozma)
Pratik sonucu şudur: sözleşmenize hangi başlığı koyduğunuz (bayilik, tek satıcılık, distribütörlük, genel dağıtıcılık) tek başına belirleyici değildir. Mahkeme, uyuşmazlık çıktığında sözleşmenin içeriğine ve fiilen uygulanan ilişkiye bakar. Bu noktada tek satıcılık sözleşmesi, uygulama ve içerik açısından franchise sözleşmesinden de ayrılır: franchise’da marka, işletme sistemi ve know-how’ın bütün olarak kullandırılması söz konusuyken, tek satıcılıkta esas olan mal akışı ve satış tekelidir.
Tek Satıcı, Acente ve Bayi Farkı
Üç kavram sık karıştırılır ama unsurları farklıdır. Önce bayilik ile tek satıcılık arasındaki ilişkiyi Yargıtay’ın kendi ifadesiyle görelim:
“Bayilik sözleşmesinde ise, dağıtıcı ile bayii arasında akdedilen dağıtıcının ürünleri temin etmeyi, bayinin de bunları satmayı taahhüt ettiği rızai ve tam iki tarafa borç yükleyen sözleşmedir. Anlaşıldığı üzere bayilik sözleşmesinde belli bir bölgede satmak unsuru bulunmamaktadır. Bu unsurun dışındaki unsurlar ise tek satıcılık sözleşmesi ile aynıdır. Esasen tek satıcılık sözleşmesi bayilik sözleşmesinin bir alt türüdür.”
(Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2022/5800, K. 2024/3826, T. 13.05.2024 — bozma)
Yani her tek satıcı bir bayidir, ama her bayi tek satıcı değildir. Aradaki fark belirli bir bölgede tanınan tekel hakkıdır (bir sonraki bölümde ayrıntılı). Acentelik sözleşmesi ise tamamen farklı bir kategoridir: TTK m.102, acenteyi şöyle tanımlar:
“MADDE 102 - (1) Ticari mümessil, ticari vekil, satış memuru veya işletmenin çalışanı gibi işletmeye bağlı bir hukuki konuma sahip olmaksızın, bir sözleşmeye dayanarak, belirli bir yer veya bölge içinde sürekli olarak ticari bir işletmeyi ilgilendiren sözleşmelerde aracılık etmeyi veya bunları o tacir adına yapmayı meslek edinen kimseye acente denir.”
Acente, malın mülkiyetini hiç üstüne almaz; ya sözleşme kurulmasına aracılık eder ya da sözleşmeyi doğrudan tacir adına yapar. Tek satıcı ise tam tersine, malı üreticiden kendi adına ve hesabına satın alır ve yine kendi adına satar. Üreticiyi temsil yetkisi yoktur, satış riski kendisine aittir. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, bu ayrımı somut bir uyuşmazlıkta şöyle uygulamıştır:
“Somut olayda, davacının, davalı adına değil kendi adına ve hesabına satış yaptığı, sözleşmeleri de kendi adına düzenlediği gözetildiğinde taraflar arasında bir acentelik ilişkisinin bulunduğu söylenemeyeceği…”
(Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2013/8848, K. 2014/14716, T. 26.09.2014 — bozma)
Kısacası ayrımı belirleyen tek soru şudur: taraf, malı kendi hesabına mı satıyor (bayi/tek satıcı), yoksa başkası adına aracılık mı ediyor (acente)? Uygulamada “bayilik sözleşmesi” başlıklı bir sözleşmenin aslında acentelik unsurları taşıdığı, ya da tam tersi de görülebilir; isim değil, edimlerin niteliği belirleyicidir.
Tekel Hakkı ve Tarafların Borçları
Tek satıcılık sözleşmesini sıradan bir bayilikten ayıran unsur, sağlayıcının belirli bir bölgede başka hiç kimseye mal satmama taahhüdüdür; yani tek satıcıya tanınan tekel (münhasırlık) hakkı. Bu hak sözleşmede açıkça düzenlenmemişse, taraflar sözleşmeye “tek satıcılık” adını verse bile mahkemeler ilişkiyi sıradan bayilik sayabilir.
Tekel hakkının karşılığında tek satıcının da tipik yükümlülükleri vardır. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi bunları şöyle sıralar:
“Tek satıcılık sözleşmelerinde tek satıcının asgari alım, sürümü arttırmak için faaliyette bulunma, bilgi verme, müşteri hizmetlerini yerine getirme,yapımcının menfaatlerini koruma, sır saklama, rekabet yasağı gibi yükümlülükleri bulunmaktadır.”
(Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2020/5477, K. 2022/2637, T. 31.03.2022 — bozma)
Bu yükümlülüklerden ikisi ayrı birer inceleme konusudur. Sır saklama borcunun kapsamı, hangi bilginin korunduğu ve ihlalinin sonuçları için ticari sır yazımıza; taraflar arasında ayrıca bir gizlilik taahhüdü düzenlenecekse gizlilik sözleşmesi (NDA) yazımıza bakabilirsiniz. Tek satıcının rekabet yasağı, sözleşmeden doğan bir borçtur; iş sözleşmesiyle çalışan işçinin TBK m.444-447’deki rekabet yasağından farklı bir rejime tabidir.
Bu yükümlülüklerden asgari alım özellikle önemlidir: sözleşmede kararlaştırılan asgari alım miktarının sürekli olarak yerine getirilmemesi, sağlayıcıya sözleşmeyi haklı nedenle fesih imkânı verebilir. Diğer yandan sağlayıcının da tekel bölgesine sadık kalma, malı zamanında ve sözleşmeye uygun şekilde tedarik etme yükümlülüğü vardır; sağlayıcının tekel bölgesine kendisi veya üçüncü kişiler eliyle mal sokması, sözleşmenin ihlali ve tek satıcı yönünden haklı fesih sebebi olabilir.
Bayinin Satış Fiyatını Belirleyebilir misiniz? Rekabet Hukuku Sınırı
Bayilik ve distribütörlük sözleşmelerinin en sık gözden kaçan boyutu, sözleşme hukuku değil rekabet hukukudur. Taraflar sözleşme serbestisiyle pek çok şeyi kararlaştırabilir; ancak sağlayıcının, malı satın alan bayinin o malı hangi fiyattan satacağını belirlemesi ayrı bir rejime tabidir. Konunun adı yeniden satış fiyatının tespitidir.
Sınır, 2002/2 sayılı Dikey Anlaşmalara İlişkin Grup Muafiyeti Tebliği’nin 4. maddesinde çizilmiştir. Bu madde, dikey anlaşmayı grup muafiyetinin dışına çıkaran sınırlamaları sayar ve ilk sırada alıcının kendi satış fiyatını belirleme serbestisinin engellenmesini anar. Ayrım şöyledir:
| Sağlayıcının uygulaması | Durum |
|---|---|
| Satış fiyatını tavsiye etmek | Kural olarak mümkün |
| Azami (tavan) fiyat belirlemek | Kural olarak mümkün |
| Sabit fiyat belirlemek | Muafiyet dışı |
| Asgari (taban) fiyat belirlemek | Muafiyet dışı |
Ancak tebliğ bu serbestiyi bir koşula bağlar: tavsiye veya tavan fiyat, taraflardan herhangi birinin baskısı veya teşvik etmesi sonucu sabit veya asgari satış fiyatına dönüşmemelidir. Uygulamada belirleyici olan da budur. Sözleşmede “tavsiye edilen fiyat” ifadesinin bulunması tek başına koruma sağlamaz. Tavsiyeye uymayan bayiye mal verilmemesi, iskontosunun kesilmesi, uyarı gönderilmesi veya uyan bayilere ek prim verilmesi gibi uygulamalar, kâğıt üzerindeki tavsiyeyi fiilen sabit ya da asgari fiyata dönüştürür.
Sözleşme kaleme alınırken iki noktaya dikkat edilmelidir. Birincisi, fiyat maddesinin lafzı kadar yaptırım mekanizması önemlidir: tavsiyeye uymamanın sözleşmesel bir sonucu varsa, o madde artık tavsiye değildir. İkincisi, bu yasağın ihlali yalnızca sözleşmenin ilgili hükmünün geçersizliğiyle sınırlı kalmaz; 4054 sayılı Kanun kapsamında ciro üzerinden idari para cezası riski doğurur. Çerçevenin bütünü için rekabet hukuku ve 4054 sayılı Kanun yazımıza, Rekabet Kurumu’nun inceleme süreci için şikâyet ve soruşturma süreci yazımıza bakabilirsiniz.
Aynı tebliğ, bayinin satış yapacağı bölge ve müşterilere ilişkin kısıtlamaları da sınırlar; münhasır bölge tahsisinde aktif satış kısıtlaması belirli koşullarla mümkünken, pasif satışların ve son kullanıcılara yönelik satışların geniş biçimde kısıtlanması muafiyet dışına çıkabilir. Tekel (münhasırlık) hakkını düzenlerken bu ayrımın gözetilmesi gerekir.
Sözleşmenin Sona Ermesi ve Haksız Fesih
Tek satıcılık ve bayilik sözleşmeleri süreli veya süresiz kurulabilir; süresiz sözleşmelerde taraflar dürüstlük kuralı çerçevesinde makul bir süre önceden bildirimde bulunarak sözleşmeyi sona erdirebilir. Bildirim yapılmadan veya haklı bir neden bulunmadan yapılan fesih, haksız fesih sayılır ve tazminat sorumluluğu doğurur.
Haksız fesih hâlinde tek satıcının talep edebileceği zarar kalemlerinden biri müspet zarardır; yani sözleşme devam etseydi elde edilecek kazanç. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi bu zararın hesap yöntemini şöyle belirler:
“Dairemizin yerleşik kararları gereğince de, sözleşmenin haksız feshi halinde davacı, davalı tarafça sözleşmenin feshi üzerine aynı nitelikteki bir işi, aynı koşullarda, ne kadar sürede temin edebilecek ise bu süre için müspet zarar isteminde bulunabilir.”
(Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2023/3589, K. 2024/1639, T. 29.02.2024 — bozma)
Yani tazminat, sözleşmenin süresiz devam edeceği varsayımıyla değil, tek satıcının makul sürede benzer bir iş ilişkisi kurabileceği varsayımıyla sınırlı olarak hesaplanır. Aynı kararda Daire, denkleştirme benzeri portföy tazminatının kökenine de değinir. Bu tazminat, TTK 6102 öncesinde de (6762 sayılı eski Ticaret Kanunu döneminde) kanunda açık hüküm olmamasına rağmen hakkaniyet gereği tanınıyordu:
“Taraflar arasındaki sözleşmede ve sözleşmenin kurulup devam ettiği dönemde yürürlükte bulunan 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nda (6762 sayılı Kanun) portföy tazminatına dair bir hüküm bulunmamakla birlikte öğretide ve Yargıtay uygulamasında taraflar arasındaki ilişkinin devam ettiği süre ve ilişkinin ileriye dönük menfaat sağlayıp sağlamayacağı hususları nazara alınmak suretiyle hakkaniyete uygun bir tazminata hükmedilmesi gerektiği kabul edilmiştir.”
(Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2023/3589, K. 2024/1639, T. 29.02.2024 — bozma)
Denkleştirme Talebi Tek Satıcıya Uygulanır mı?
Bu, uygulamada en çok tartışılan konudur. TTK m.122, “Denkleştirme istemi” başlığı altında acente için düzenlenmiştir: sözleşme sona erdikten sonra müvekkil, acentenin kazandırdığı müşterilerden önemli menfaatler elde etmeye devam ediyorsa ve acente bu müşterilerden kaynaklanacak ileriki kazançtan mahrum kalıyorsa, hakkaniyete uygun bir tazminat istenebilir. Maddenin tam metni şöyledir:
“MADDE 122 - (1) Sözleşme ilişkisinin sona ermesinden sonra; a) Müvekkil, acentenin bulduğu yeni müşteriler sayesinde, sözleşme ilişkisinin sona ermesinden sonra da önemli menfaatler elde ediyorsa, b) Acente, sözleşme ilişkisinin sona ermesinin sonucu olarak, onun tarafından işletmeye kazandırılmış müşterilerle yapılmış veya kısa bir süre içinde yapılacak olan işler dolayısıyla sözleşme ilişkisi devam etmiş olsaydı elde edeceği ücret isteme hakkını kaybediyorsa ve c) Somut olayın özellik ve şartları değerlendirildiğinde, ödenmesi hakkaniyete uygun düşüyorsa, acente müvekkilden uygun bir tazminat isteyebilir. (2) Tazminat, acentenin son beş yıllık faaliyeti sonucu aldığı yıllık komisyon veya diğer ödemelerin ortalamasını aşamaz. Sözleşme ilişkisi daha kısa bir süre devam etmişse, faaliyetin devamı sırasındaki ortalama esas alınır. (3) Müvekkilin, feshi haklı gösterecek bir eylemi olmadan, acente sözleşmeyi feshetmişse veya acentenin kusuru sebebiyle sözleşme müvekkil tarafından haklı sebeplerle feshedilmişse, acente denkleştirme isteminde bulunamaz. (4) Denkleştirme isteminden önceden vazgeçilemez. Denkleştirme istem hakkının sözleşme ilişkisinin sona ermesinden itibaren bir yıl içinde ileri sürülmesi gerekir. (5) Bu hüküm, hakkaniyete aykırı düşmedikçe, tek satıcılık ile benzeri diğer tekel hakkı veren sürekli sözleşme ilişkilerinin sona ermesi hâlinde de uygulanır.”
Kritik olan 5. fıkradır: bu hüküm, tek satıcılık gibi tekel hakkı veren sürekli sözleşmelere de kıyasen uygulanır. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, bu genişletmeyi kendi kararında açıkça teyit eder:
“Tek satıcılık sözleşmesinde, tek satıcıya o bölgede tekel hakkı tanınmakta olup, 6102 sayılı TTK.nın 122/5.maddesine göre acentelikle ilgili denkleştirme kuralları hakkaniyete aykırı düşmedikçe tek satıcılık sözleşmelerine de uygulanır.”
(Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2020/5477, K. 2022/2637, T. 31.03.2022 — bozma)
Ancak bu uygulama otomatik değildir — üç koşul aranır: (1) taraflar arasında gerçekten bir tek satıcılık ilişkisi bulunmalı, (2) bu ilişkide tek satıcıya bölgesel bir tekel hakkı tanınmış olmalı, (3) denkleştirmenin hakkaniyete aykırı düşmemesi gerekir. Yukarıdaki kararda Daire, tam da bu unsurların incelenmediği gerekçesiyle yerel mahkeme kararını bozmuştur. Mahkeme, tek satıcılık ilişkisinin varlığını ve tekel unsurunu somut olarak irdelemeden denkleştirme tazminatına hükmetmiştir. Bir başka deyişle, sözleşmenizde “tek satıcılık” yazması, denkleştirme talebini kendiliğinden doğurmaz; tekel hakkının fiilen var olduğunun ispatı gerekir. Ayrıca TTK m.122/4 uyarınca denkleştirme isteme hakkı, sözleşmenin sona ermesinden itibaren bir yıl içinde ileri sürülmelidir; bu süre hak düşürücüdür.
Görevli Mahkeme
Tek satıcılık ve bayilik sözleşmelerinden doğan davalar için özel bir görev kuralı yoktur. Hukuk Genel Kurulu bu noktayı açıkça vurgular:
“Somut olayda uyuşmazlık akaryakıt bayilik sözleşmelerinden kaynaklanmaktadır. Bayilik sözleşmesi, Türk Borçlar Kanunu’nda veya özel yasalarda düzenlenmemiş olmakla birlikte öğretide kendine özgü bir sözleşme türü olarak kabul edilmekte ve taraflardan birinin (bayi) diğer tarafın mallarını satmak ve sürümünü artırmak üzere kendi adına ve hesabına dağıtmayı üstlendiği sürekli çerçeve sözleşme olarak tanımlanmaktadır. Bu tür sözleşmelerden kaynaklanan davaların ticari dava olduğuna ya da asliye ticaret mahkemelerinde görüleceğine dair yasal bir düzenleme bulunmamaktadır. Bu nedenle, eldeki davanın ticari dava olarak kabulü için uyuşmazlık konusunun her iki tarafın da ticari işletmesiyle ilgili olması ve her iki tarafın da tacir olması gerekmektedir.”
(Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2017/1658, K. 2017/1464, T. 29.11.2017 — bozma)
Uygulamada, tek satıcılık/bayilik sözleşmesinin tarafları genellikle her iki yönden de tacir sıfatını taşıyan ticari işletmelerdir; bu durumda TTK m.4/1 anlamında nispi ticari dava söz konusu olur ve TTK m.5 uyarınca asliye ticaret mahkemesi görevlidir. Ancak taraflardan biri (örneğin bir kooperatif ya da esnaf) tacir sıfatını taşımıyorsa, görev tartışmalı hâle gelebilir ve genel mahkemelerin görevi gündeme gelebilir. Bu nedenle karşı tarafın hukuki statüsü, dava açmadan önce ayrıca incelenmelidir.
Sık Yapılan Hatalar
- Sözleşmenin başlığına güvenmek. “Bayilik sözleşmesi” yazan bir sözleşme, içeriğinde tekel hakkı varsa hukuken tek satıcılık sayılabilir; tersi de mümkündür. Mahkeme, başlığa değil edimlerin niteliğine bakar.
- Tekel hakkını sözleşmede açıkça düzenlememek. Tek satıcılık iddiasının en sık düştüğü tuzak budur. Bölgesel münhasırlık hükmü yoksa denkleştirme talebi reddedilebilir.
- Denkleştirmeyi otomatik hak sanmak. TTK m.122/5 “hakkaniyete aykırı düşmedikçe” kaydıyla uygulanır; tek satıcılık ilişkisinin ve tekel unsurunun ayrıca ispatı gerekir.
- Bir yıllık hak düşürücü süreyi kaçırmak. Denkleştirme istemi, sözleşmenin sona ermesinden itibaren bir yıl içinde ileri sürülmezse artık talep edilemez.
- Acentelik ile tek satıcılığı karıştırmak. Malı kendi adına ve hesabına alıp satan bir taraf, sözleşmeye “acentelik” dense bile acente sayılmaz; bu ayrım tazminat rejimini doğrudan etkiler.
- Karşı tarafın tacir olup olmadığını sorgulamadan dava açmak. Görevli mahkeme, karşı tarafın tacir sıfatına bağlı olabilir; bu inceleme yapılmadan açılan dava usulden reddedilebilir.
Özet
- Tek satıcılık, bayilik ve distribütörlük; kanunda düzenlenmemiş, sürekli ve çerçeve nitelikli atipik sözleşmelerdir.
- Tek satıcılık, bölgesel tekel hakkı tanınmış bir bayilik sözleşmesidir; tekel hakkı yoksa sıradan bayilikten söz edilir.
- Acenteden farkı: acente başkası adına aracılık eder, tek satıcı ise malı kendi adına ve hesabına alıp satar.
- Haksız fesihte tek satıcı, aynı işi makul sürede temin edebileceği süre için müspet zarar talep edebilir.
- TTK m.122/5 uyarınca acenteye özgü denkleştirme tazminatı, hakkaniyete aykırı düşmedikçe tek satıcılığa da uygulanır. Ancak tek satıcılık ilişkisinin ve tekel hakkının ispatı şarttır; talep bir yıl içinde ileri sürülmelidir.
- Görevli mahkeme için özel bir kural yoktur; taraflar tacirse ve uyuşmazlık ticari işletmeleriyle ilgiliyse asliye ticaret mahkemesi görevlidir.
Sıkça Sorulan Sorular
Tek satıcılık sözleşmesi nedir?
Üretici veya sağlayıcının mallarının tamamını ya da bir kısmını belirli bir bölgede satmak üzere bedeli karşılığında tek satıcıya göndermeyi, tek satıcının da bu malları kendi adına ve hesabına satıp sürümünü artırmayı üstlendiği, kanunda ayrıca düzenlenmemiş sürekli ve çerçeve nitelikli bir sözleşmedir.
Bayilik ile tek satıcılık sözleşmesi arasındaki fark nedir?
Yargıtay'a göre bayilik sözleşmesinde belirli bir bölgede tekel hakkı unsuru bulunmaz; diğer unsurlar aynıdır. Tek satıcılık sözleşmesi, bölgesel tekel hakkı tanınmış bayilik sözleşmesinin bir alt türü olarak kabul edilir. Bir bayilik sözleşmesinde tekel/münhasırlık hükmü yoksa, tek satıcılıktan söz edilemez.
Tek satıcı ile acente arasındaki fark nedir?
Acente, tacir adına ve hesabına sözleşme kurulmasına aracılık eder veya sözleşmeleri o tacir adına yapar; malın mülkiyeti hiç kendi üzerine geçmez. Tek satıcı ise malı üreticiden kendi adına ve hesabına satın alıp yeniden kendi adına satar; üreticiyi temsil yetkisi yoktur ve satış riskini kendisi taşır.
Distribütörlük sözleşmesi ile tek satıcılık sözleşmesi aynı şey midir?
Uygulamada ve Yargıtay kararlarında "distribütörlük" ve "tek satıcılık" terimleri çoğunlukla eş anlamlı kullanılır; ikisi de üreticinin mallarını belirli bir bölgede kendi ad ve hesabına dağıtmayı üstlenen tarafı ifade eder. Sözleşmenin adı değil, içeriğindeki tekel/münhasırlık hükmü belirleyicidir.
Tek satıcılık sözleşmesinin tekel hakkı unsuru neden önemlidir?
Tekel hakkı, bir bayilik ilişkisini tek satıcılığa taşıyan unsurdur; bu hak sayesinde üretici, sözleşme bölgesinde tek satıcıdan başkasına mal satamaz. Tekel hakkı sözleşmede açıkça yoksa mahkemeler ilişkiyi sıradan bayilik sayabilir; bu da denkleştirme tazminatı talebini etkiler.
Tek satıcılık sözleşmesi haksız feshedilirse ne olur?
Haksız fesih hâlinde tek satıcı, sözleşmenin feshi üzerine aynı nitelikte bir işi aynı koşullarda temin edebileceği süre için müspet zarar (kâr kaybı) talep edebilir; ayrıca şartları varsa denkleştirme (portföy) tazminatı istenebilir. Feshin haklı olup olmadığı sözleşme hükümleri ve somut olayın koşullarına göre değerlendirilir.
Denkleştirme (portföy) tazminatı nedir, tek satıcıya uygulanır mı?
Denkleştirme, TTK m.122'de acente için düzenlenmiş, sözleşme sona erdikten sonra müvekkilin acentenin kazandırdığı müşterilerden yararlanmaya devam etmesi karşılığında ödenen tazminattır. TTK m.122/5 uyarınca bu hüküm, hakkaniyete aykırı düşmedikçe, tek satıcılık gibi tekel hakkı veren sürekli sözleşmelerin sona ermesinde de uygulanır; Yargıtay bunu kabul eder.
Denkleştirme tazminatı talep etmek için süre sınırı var mı?
TTK m.122/4 uyarınca denkleştirme isteme hakkı, sözleşme ilişkisinin sona ermesinden itibaren bir yıl içinde ileri sürülmelidir; bu süre geçtikten sonra talepte bulunulamaz ve denkleştirme isteminden önceden feragat de geçerli değildir.
Tek satıcılık sözleşmesinden doğan davada görevli mahkeme neresidir?
Tek satıcılık ve bayilik sözleşmelerini doğrudan ticari dava sayan özel bir kanun hükmü yoktur. Uyuşmazlığın ticari dava sayılması için TTK m.4/1 uyarınca her iki tarafın da tacir olması ve işin her ikisinin de ticari işletmesiyle ilgili olması gerekir; bu şartlar varsa asliye ticaret mahkemesi görevlidir.
Tek satıcılık sözleşmesi yazılı olmak zorunda mıdır?
Kanunda tek satıcılık veya bayilik sözleşmesi için özel bir şekil şartı öngörülmemiştir; sözleşme sözlü kurulabilir ve tarafların fiilen uyguladığı ilişkiden de doğabilir. Ancak tekel hakkı, bölge, süre ve fesih gibi unsurların ispatı yazılı sözleşme olmadan güçleşir; uyuşmazlık hâlinde bu unsurlar mahkemece ayrıca araştırılır.
Tek satıcılık sözleşmesinde asgari alım yükümlülüğüne uyulmazsa ne olur?
Asgari alım, tek satıcının tipik yükümlülüklerindendir; sözleşmede belirlenmiş asgari alım miktarının sürekli olarak karşılanmaması, sağlayıcıya sözleşmeyi haklı nedenle fesih imkânı verebilir. Bu durumun haklı fesih sayılıp sayılmayacağı, ihlalin süresi ve sözleşme hükümlerine göre somut olayda değerlendirilir.
Franchise sözleşmesi tek satıcılık sözleşmesinden farklı mıdır?
Evet. Tek satıcılık sözleşmesinde sadece mal akışı ve satış tekeli düzenlenirken franchise sözleşmesinde bunlara ek olarak marka, işletme sistemi, know-how ve iş modelinin bütün olarak kullandırılması söz konusudur. İki sözleşme türü farklı yükümlülükler ve farklı risk dağılımı içerir.
İlgili çalışma alanı: Sözleşmeler Hukuku
← Tüm makaleler