İş Hukuku

İş Kazası Bildirimi: Üç İş Günü Kuralı ve Yaptırımı

İş kazası SGK'ya kaç günde bildirilir, süre ne zaman başlar, geç bildirilirse ne olur? 5510 ve 6331 sayılı Kanunların ayrı rejimleri, kolluğa derhal bildirim ve iki farklı yaptırım.

21 dk okumaYayımlanma:Son güncelleme:Yazan Av. Halit Süha Bahçeci
Korkuluk üzerinde kırmızı baret
İçindekiler 20

Kısa Cevap

İşveren iş kazasını kolluk kuvvetlerine derhal, SGK’ya en geç kazadan sonraki üç işgünü içinde bildirmek zorundadır. Kaza günü süreye dâhil değildir ve yalnız işgünleri sayılır. Geç bildirimin iki ayrı sonucu vardır: 5510 sayılı Kanun bakımından bildirim tarihine kadar ödenen geçici iş göremezlik ödeneği işverenden tahsil edilir; 6331 sayılı Kanun bakımından ayrıca idari para cezası uygulanır. Geç bildirim, olayı iş kazası olmaktan çıkarmaz.

Bu Durumda mısınız?

  • İşyerinizde kaza oldu ve kaç gün içinde bildirim yapmanız gerektiğini bilmiyorsunuz.
  • Üç günlük süreyi takvim günü sanıp hesabı yanlış yaptınız.
  • Kaza servis aracında veya şantiye dışında oldu; sürenin ne zaman başladığını çözemiyorsunuz.
  • Bildirimi geç yaptınız ve SGK size bir tahsilat yazısı gönderdi.
  • İş müfettişi denetiminde “bildirim yükümlülüğü ihlali” tutanağı tutuldu.
  • İşçi tazminat davası açtı ve olayın SGK’ya hiç bildirilmediği ortaya çıktı.

İki Ayrı Bildirim Rejimi Vardır

Uygulamadaki en yaygın hata, iş kazası bildirimini tek bir yükümlülük sanmaktır. Aslında birbirinden bağımsız iki kanun aynı olaya ayrı ayrı yükümlülük ve ayrı ayrı yaptırım bağlar:

5510 sayılı Kanun m.136331 sayılı Kanun m.14
AmaçSigorta yardımlarının işletilmesiİş sağlığı ve güvenliği denetimi
SüreKazadan sonraki üç işgünüKazadan sonraki üç iş günü
Kolluğa bildirimVar (derhal)Yok
Kayıt/rapor tutmaYokVar (m.14/1)
YaptırımÖdeneğin işverenden tahsili (m.21/2)İdari para cezası (m.26)
Cezayı verenSGK (genel kuralın istisnası, m.26/2)

Bu ayrım teorik değildir: iki yaptırım aynı anda doğabilir ve biri diğerinin yerine geçmez.

Dayandığı Kanun Maddeleri

5510 sayılı Kanun m.13 — Bildirim yükümlüsü ve süresi

“a) (a) bendi ile 5 inci madde kapsamında bulunan sigortalılar bakımından bunları çalıştıran işveren tarafından, o yer yetkili kolluk kuvvetlerine derhal ve Kuruma da en geç kazadan sonraki üç işgünü içinde, b) (b) bendi kapsamında bulunan sigortalı bakımından kendisi tarafından, bir ayı geçmemek şartıyla rahatsızlığının bildirim yapmaya engel olmadığı günden sonra üç işgünü içinde,”

Maddenin bu fıkrasındaki (c) bendi mülgadır (17/4/2008 tarihli ve 5754 sayılı Kanunla yürürlükten kaldırılmıştır); bugün yürürlükte olan bildirim yükümlüleri yalnız yukarıdaki (a) ve (b) bentleridir.

5510 sayılı Kanun m.13 — Bildirimin şekli ve sürenin kayması

“iş kazası ve meslek hastalığı bildirgesi ile doğrudan ya da taahhütlü posta ile Kuruma bildirilmesi zorunludur. Bu fıkranın (a) bendinde belirtilen süre, iş kazasının işverenin kontrolü dışındaki yerlerde meydana gelmesi halinde, iş kazasının öğrenildiği tarihten itibaren başlar.”

5510 sayılı Kanun m.13 — Soruşturma ve gerçeğe aykırı bildirim

“Kuruma bildirilen olayın iş kazası sayılıp sayılmayacağı hakkında bir karara varılabilmesi için gerektiğinde, Kurumun denetim ve kontrol ile yetkilendirilen memurları tarafından veya Bakanlık iş müfettişleri vasıtasıyla soruşturma yapılabilir. Bu soruşturma sonunda yazılı olarak bildirilen hususların gerçeğe uymadığı ve olayın iş kazası olmadığı anlaşılırsa, Kurumca bu olay için yersiz olarak yapılmış bulunan ödemeler, ödemenin yapıldığı tarihten itibaren gerçeğe aykırı bildirimde bulunanlardan, 96 ncı madde hükmüne göre tahsil edilir.”

5510 sayılı Kanun m.21 — Geç bildirimin yaptırımı

“İş kazasının, 13 üncü maddenin ikinci fıkrasının (a) bendinde belirtilen sürede işveren tarafından Kuruma bildirilmemesi halinde, bildirim tarihine kadar geçen süre için sigortalıya ödenecek geçici iş göremezlik ödeneği, Kurumca işverenden tahsil edilir.”

6331 sayılı Kanun m.14 — Kayıt ve bildirim

“(1) İşveren; a) Bütün iş kazalarının ve meslek hastalıklarının kaydını tutar, gerekli incelemeleri yaparak bunlar ile ilgili raporları düzenler.”

“(2) İşveren, aşağıdaki hallerde belirtilen sürede Sosyal Güvenlik Kurumuna bildirimde bulunur: a) İş kazalarını kazadan sonraki üç iş günü içinde. b) Sağlık hizmeti sunucuları veya işyeri hekimi tarafından kendisine bildirilen meslek hastalıklarını, öğrendiği tarihten itibaren üç iş günü içinde.”

“(4) Sağlık hizmeti sunucuları kendilerine intikal eden iş kazalarını, yetkilendirilen sağlık hizmeti sunucuları ise meslek hastalığı tanısı koydukları vakaları en geç on gün içinde Sosyal Güvenlik Kurumuna bildirir.”

6331 sayılı Kanun m.26 — İdari para cezası

“e) 14 üncü maddesinin birinci fıkrasında belirtilen yükümlülükleri yerine getirmeyen işverene her bir yükümlülük için ayrı ayrı binbeşyüz Türk Lirası, ikinci fıkrasında belirtilen yükümlülükleri yerine getirmeyen işverene ikibin Türk Lirası, dördüncü fıkrasında belirtilen yükümlülükleri yerine getirmeyen sağlık hizmeti sunucuları veya yetkilendirilen sağlık hizmeti sunucularına ikibin Türk Lirası,”

6331 sayılı Kanun m.26 — Çalışan sayısı ve tehlike sınıfına göre artırım

“(3) (Ek: 4/4/2015-6645/4 md.) Bu maddede belirtilen idari para cezaları; a) Ondan az çalışanı bulunan işyerlerinden; 1) Az tehlikeli sınıfta yer alanlar için aynı miktarda, 2) Tehlikeli sınıfta yer alanlar için yüzde yirmi beş oranında artırılarak, 3) Çok tehlikeli sınıfta yer alanlar için yüzde elli oranında artırılarak, b) On ila kırk dokuz çalışanı bulunan işyerlerinden; 1) Az tehlikeli sınıfta yer alanlar için aynı miktarda, 2) Tehlikeli sınıfta yer alanlar için yüzde elli oranında artırılarak, 3) Çok tehlikeli sınıfta yer alanlar için yüzde yüz oranında artırılarak, c) Elli ve daha fazla çalışanı bulunan işyerlerinden; 1) Az tehlikeli sınıfta yer alanlar için yüzde elli oranında artırılarak, 2) Tehlikeli sınıfta yer alanlar için yüzde yüz oranında artırılarak, 3) Çok tehlikeli sınıfta yer alanlar için yüzde iki yüz oranında artırılarak, uygulanır.”

“(4) (Ek: 4/4/2015-6645/4 md.) İşin durdurulması hâlinde, durdurmaya sebep olan fiilden dolayı ilgili idari para cezası uygulanmaz.”

“(5) (Ek: 4/4/2015-6645/4 md.) Çalışan sayısıyla çarpılarak verilen idari para cezalarında üçüncü fıkra hükümleri uygulanmaz.”

Maddedeki tutarlar kanunun taban rakamlarıdır. Bu tutarların ne kadar artacağını iki ayrı mekanizma belirler ve ikisi de aşağıda ayrı ayrı ele alınmıştır: maddenin kendi üçüncü fıkrasındaki çalışan sayısı–tehlike sınıfı artırımı ile her yıl uygulanan yeniden değerleme.

5510 sayılı Kanun m.96 — Yersiz ödemelerin geri alınması

“MADDE 96- Kurumca işverenlere, sigortalılara, isteğe bağlı sigortalılara gelir veya aylık almakta olanlara ve bunların hak sahiplerine, genel sağlık sigortalılarına ve bunların bakmakla yükümlü olduğu kişilere, fazla veya yersiz olarak yapıldığı tespit edilen bu Kanun kapsamındaki her türlü ödemeler; a) Kasıtlı veya kusurlu davranışlarından doğmuşsa, hatalı işlemin tespit tarihinden geriye doğru en fazla on yıllık sürede yapılan ödemeler, bu ödemelerin yapıldığı tarihlerden, b) Kurumun hatalı işlemlerinden kaynaklanmışsa, hatalı işlemin tespit tarihinden geriye doğru en fazla beş yıllık sürede yapılan ödemeler toplamı, ilgiliye tebliğ edildiği tarihten itibaren yirmidört ay içinde yapılacak ödemelerde faizsiz, yirmidört aylık sürenin dolduğu tarihten sonra yapılacak ödemelerde ise bu süre sonundan,”

“itibaren hesaplanacak olan kanunî faizi ile birlikte, ilgililerin Kurumdan alacağı varsa bu alacaklarından mahsup edilir, alacakları yoksa genel hükümlere göre geri alınır.”

Bu madde, m.13’ün gerçeğe aykırı bildirim fıkrasının yollama yaptığı hükümdür; aşağıda ayrı bir başlıkta ele alınmıştır.

Süre Nasıl Hesaplanır?

Kanunun lafzı iki noktada kesindir ve ikisi de sık atlanır.

Birincisi, kaza günü sayılmaz. Metin “kazadan sonraki üç işgünü” der. Kazanın gerçekleştiği gün başlangıç günü değildir; süre ertesi işgününden itibaren işlemeye başlar.

İkincisi, gün değil işgünü sayılır. Araya giren hafta tatili ve resmî tatil günleri hesaba girmez. Bu iki kural birlikte uygulandığında, hafta sonuna denk gelen bir kazada bildirim için gerçekte kullanılabilecek takvim süresi çoğu kişinin sandığından uzundur, ama tersi de doğrudur: takvim günüyle yapılan hesap süreyi erken doldurmuş gösterip gereksiz bir geç bildirim endişesi yaratır.

Bu, dosyalarda en çok tartışılan noktadır; bir bildirimin süresinde olup olmadığı çoğu zaman hukuki değil, takvimsel bir uyuşmazlıktır.

Sürenin Başlangıcını Kaydıran Tek Hâl

Kanun, sürenin başlangıcını kaydıran tek bir istisna tanır: kazanın işverenin kontrolü dışındaki yerlerde meydana gelmesi. Bu hâlde süre kaza tarihinden değil, iş kazasının öğrenildiği tarihten itibaren başlar.

Uygulamada bu hüküm; görevli olarak başka bir yere gönderilen çalışanın orada geçirdiği kaza, işverence sağlanan taşıtla gidiş geliş sırasındaki kaza ve şantiye dışı işlerde gündeme gelir. Ancak istisna otomatik işlemez: işverenin kazayı hangi tarihte öğrendiğini ortaya koyabilmesi gerekir. Öğrenme tarihini belgeleyen bir kayıt (tutanak, yazışma, sağlık kuruluşu bildirimi) yoksa Kurum başlangıcı kaza tarihi kabul edebilir.

Dikkat: bu kayma yalnız işverenin bildirim süresi bakımından öngörülmüştür. Kendi nam ve hesabına çalışan sigortalı için kanun ayrı bir başlangıç anı düzenler.

Kolluğa “Derhal” Bildirim Ayrı Bir Yükümlülüktür

5510 sayılı Kanun m.13, işveren bakımından iki muhatap öngörür: o yer yetkili kolluk kuvvetleri ve Kurum. Kolluğa bildirim için kanun bir gün sayısı vermez; “derhal” der.

Bu ayrım pratikte şu sonucu doğurur: SGK bildirimi üç işgünü içinde yapılmış olsa dahi, kolluğa hiç bildirim yapılmamışsa m.13’ün bu ayağı ihlal edilmiş olur. Özellikle ölümlü ve ağır yaralanmalı olaylarda kolluk bildiriminin yokluğu, sonradan yürütülecek ceza soruşturmasında delillerin toplanmasını da güçleştirir.

Bildirimi Kim Yapar?

Kanun sigortalının statüsüne göre ayrım yapar:

  • Hizmet akdiyle çalışanlar (m.4/1-a) ve m.5 kapsamındakiler için bildirimi işveren yapar. Süre kazadan sonraki üç işgünüdür.
  • Kendi adına ve hesabına bağımsız çalışanlar (m.4/1-b) için bildirimi sigortalının kendisi yapar. Süre, bir ayı geçmemek şartıyla rahatsızlığının bildirim yapmaya engel olmadığı günden sonra üç işgünüdür.

İkinci hâldeki “bir ayı geçmemek şartıyla” kaydı önemlidir: rahatsızlık bildirim yapmaya ne kadar uzun süre engel olursa olsun, sürenin başlangıcı kazadan itibaren bir ayı aşamaz.

Geç Bildirimin İki Ayrı Sonucu

1. Ödeneğin işverenden tahsili (5510 m.21/2)

Kanun, iş kazasının süresinde bildirilmemesi hâlinde bildirim tarihine kadar geçen süre için sigortalıya ödenecek geçici iş göremezlik ödeneğinin Kurumca işverenden tahsil edileceğini düzenler.

Bu hükmün üç özelliği vardır:

  1. İşçi zarar görmez. Sigortalı ödeneğini alır; Kurum yalnızca bu tutarı işverene rücu eder. “Geç bildirim yüzünden işçinin ödeneği yandı” yönündeki yaygın kanı kanun metniyle bağdaşmaz.
  2. Tahsil, geçen süreyle sınırlıdır. Bildirim tarihinden sonraki ödemeler bu kapsamda değildir; yaptırım gecikmenin uzunluğuyla orantılı büyür.
  3. Yalnız (a) bendi bildirimine bağlıdır. Hüküm açıkça m.13’ün ikinci fıkrasının (a) bendine atıf yapar; yani işverenin bildirim yükümlülüğüne. Sigortalının kendi bildirimindeki gecikme bu hükmün konusu değildir.

Aynı maddenin iki fıkrası, iki ayrı taleptir

m.21’in birinci fıkrası ile ikinci fıkrası sık sık birbirine karıştırılır. Birinci fıkra, iş kazası işverenin kastı veya sigortalıların sağlığını koruma ve iş güvenliği mevzuatına aykırı bir hareketi sonucu meydana gelmişse Kurumun yaptığı ve ileride yapacağı ödemeleri işverene ödettirmesini. Yani rücuyu — düzenler; uygulanması işverenin kusuruna bağlıdır ve istenebilecek tutar, sigortalının işverenden isteyebileceği miktarla sınırlıdır. Fıkranın birebir metni ve kaçınılmazlık payı tartışması için meslek hastalığı tazminat davası sayfasına bakınız. İkinci fıkra ise kusurdan bağımsızdır, tek dayanağı bildirimin süresinde yapılmamış olmasıdır ve yalnız bildirim tarihine kadarki ödeneği kapsar.

Ayrım pratikte tek bir icra takibinde ikisi birlikte istendiğinde ortaya çıkar ve Yargıtay, her iki fıkranın şartlarının ayrı ayrı araştırılmasını aramaktadır:

“Ancak Mahkemece anılan Kanunun 21’nci maddesinin 1’inci ve 2’nci fıkrası şartlarının oluşup oluşmadığının irdelenmesi, sonucuna göre talep olunan asıl alacağın yanısıra faiz ve tebligat masrafının da talep edildiği hususunun da gözetilmek suretiyle karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.”

(Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2015/25114, K. 2017/9016, T. 18.12.2017 — BOZULMASINA, oy birliği)

İşverenin kusuru bulunmadığını ortaya koyması birinci fıkraya dayanan talebi karşılayabilir; ancak bu, ikinci fıkraya dayanan ödenek tahsilini kendiliğinden düşürmez. İkisi ayrı ayrı savunulur.

Tahsil kendiliğinden işlemez: bildirimin nereye yapıldığı araştırılır

Süresinde bildirim yapılmadığı görüşü, tek başına m.21/2 tahsilini kesinleştirmez. Bildirimin başka bir kuruma yapılmış olduğu hâllerde Yargıtay, işverenin yükümlülüğünü yerine getirip getirmediğinin araştırılmasını aramış ve Sosyal Güvenlik Kurumunun Bakanlığın ilgili kuruluşu olmasını bu araştırmada gözetilecek bir olgu saymıştır:

“Mahkemece, davacı tarafça İstanbul Bölge Çalışma Müdürlüğüne yapılan bildirime ilişkin belgelerin tamamı getirtilerek, Sosyal Güvenlik Kurumu, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığına bağlı olup, ilgili kuruluşu olduğu ve Bakanlığın Kuruluş amacı ile aynı amaca hizmet ettikleri gözetilerek, davacı tarafça, 3 iş günlük süre içinde Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Bölge Müdürlüğü’ne dilekçe vererek, üzerine düşen bildirim yükümlülüğünü yerine getirip getirmediği araştırılarak hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması, usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.”

(Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2015/10088, K. 2017/2072, T. 14.03.2017 — BOZULMASINA, oy birliği)

Karar, başka bir kuruma yapılan bildirimin Kuruma bildirim yerine geçtiğini söylemez; söylediği, mahkemenin bu belgeleri getirtip yükümlülüğün yerine getirilip getirilmediğini araştırması gerektiğidir. Doğru davranış hâlâ bildirimi doğrudan Kuruma yapmaktır; karar, süresinde başka bir mercie başvurmuş işverenin bu olgusunun incelenmeden geçilemeyeceğini gösterir.

Ödeneğin kendisi ve oranları ayrı bir konudur; ayrıntı için iş göremezlik raporu sayfasına bakılabilir.

2. İdari para cezası (6331 m.26)

İdari para cezasının kaynağı 6331 sayılı Kanundur. m.26, m.14’ün fıkralarına göre ayrı ayrı ceza öngörür: kayıt/rapor yükümlülüğü (m.14/1) için her bir yükümlülük için ayrı ayrı, bildirim yükümlülüğü (m.14/2) için tek bir tutar.

Cezayı kimin kestiği ve nasıl itiraz edileceği ise burada özel bir rejime bağlanmıştır ve bu, maddenin en çok atlanan hükmüdür:

6331 sayılı Kanun m.26 — Cezayı veren merci ve itiraz usulü

“14 üncü maddede belirtilen bildirim yükümlülüğünü yerine getirmeyenlere uygulanacak idari para cezaları ise doğrudan Sosyal Güvenlik Kurumunca verilir. Sosyal Güvenlik Kurumunca verilen idari para cezalarının tebliğ, itiraz ve tahsilinde 5510 sayılı Kanunun 102 nci maddesi hükümleri uygulanır.”

Yani 6331 sayılı Kanundaki idari para cezaları kural olarak Çalışma ve İş Kurumu il müdürünce verilirken, m.14 bildirim ihlali bu kuralın dışında tutulmuş ve doğrudan Sosyal Güvenlik Kurumuna bırakılmıştır. Sonuç olarak ceza 6331’den doğar, ancak tebliğ–itiraz–tahsil zinciri 5510 m.102 üzerinden yürür.

Ceza tutarını maddedeki rakam değil, çalışan sayısı ve tehlike sınıfı belirler

m.26/1’deki rakamlar tabandır. Aynı maddenin üçüncü fıkrası, bu tutarları işyerinin çalışan sayısı ve tehlike sınıfına göre artırır. İkisi birlikte dokuz ihtimalli bir tablo oluşturur:

Çalışan sayısıAz tehlikeliTehlikeliÇok tehlikeli
10’dan azaynı miktarda+%25+%50
10 – 49aynı miktarda+%50+%100
50 ve üzeri+%50+%100+%200

Uçtan uca fark üç kata çıkar: aynı fiil, on kişiden az çalışanı olan az tehlikeli bir işyerinde taban tutar olarak uygulanırken, elli ve daha fazla çalışanı olan çok tehlikeli bir işyerinde yüzde iki yüz artırımla, yani taban tutarın üç katı olarak, uygulanır. Bu nedenle “bildirim cezası şu kadar liradır” biçimindeki tek rakamlı cevaplar yanıltıcıdır; tutar, işyerinin tehlike sınıfına ve çalışan sayısına bakılmadan bulunamaz.

Fıkranın kendi istisnası da vardır: m.26/5 uyarınca üçüncü fıkra, “çalışan sayısıyla çarpılarak verilen” cezalarda uygulanmaz; yani zaten kişi başına hesaplanan bir ceza ikinci kez çalışan sayısına göre artırılmaz.

Artırımın bildirim cezasına fiilen uygulandığı, Danıştay önüne gelen somut bir dosyada görülmektedir: bir devlet hastanesine, iş kazası ve meslek hastalığı bildirimlerinin süresinde yapılmadığından bahisle m.26/1-(e) bendi ile aynı maddenin üçüncü fıkrası birlikte uygulanarak 370.311,00 TL idari para cezası verilmiştir (Danıştay 10. Dairesi, E. 2019/7570, K. 2023/285, T. 08.02.2023 — maddi olay tespiti).

Bunun üzerine bir de her yıl işleyen yeniden değerleme gelir. Bunun dayanağı 6331 sayılı Kanun değil, Kabahatler Kanununun bütün idari para cezaları için geçerli genel hükümleridir: idari para cezaları her takvim yılı başından geçerli olmak üzere yeniden değerleme oranında artırılarak uygulanır. Bu hükmün birebir metni, hesaba giren küsur kuralı ve nispi cezalara ilişkin istisnası için idari para cezası nedir sayfasına bakınız. Güncel tutar, cezanın dayandığı yılın rakamı üzerinden hesaplanır.

En Sık Yapılan Hata: Ceza ile Ödenek Tahsilini Karıştırmak

Uygulamada, iş kazasının geç bildirilmesinin tek bir “SGK cezası” doğurduğu sanılır. Oysa ortaya iki ayrı ve birbirinden bağımsız talep çıkar ve ikisinin hukuki niteliği farklıdır.

Birincisi idari para cezasıdır. Kaynağı 6331 m.26’dır; 5510 sayılı Kanunun idari para cezalarını düzenleyen m.102’sinde iş kazası bildirimine ilişkin bir ceza kalemi bulunmaz — m.102, sigortalı işe giriş bildirgesi ve benzeri prim/tescil belgelerine ilişkin cezaları sayar. m.102’nin bu olaydaki rolü ceza koymak değil, 6331 m.26’nın açık yollamasıyla usul sağlamaktır.

İkincisi ödenek tahsilidir. 5510 m.21/2 uyarınca Kurum, bildirim tarihine kadar sigortalıya ödediği geçici iş göremezlik ödeneğini işverenden ister. Bu bir ceza değil, Kurum alacağıdır; kabahat rejiminin süre ve mercilerine değil, kendi rejimine tabidir.

Ayrım pratikte belirleyicidir: aynı gecikme nedeniyle işverene gelen iki ayrı yazıdan birine karşı 5510 m.102’nin itiraz usulü, diğerine karşı Kurum alacağına ilişkin savunmalar geçerlidir. Hangisinin elde olduğu yanlış tespit edilirse itiraz yolu ve süresi de yanlış seçilir.

İdari para cezalarının genel itiraz çerçevesi için idari para cezasına itiraz, 5510 m.102 kapsamındaki prim ve tescil cezaları için sigortasız işçi çalıştırma cezası sayfasına bakılabilir.

Cezaya İtiraz: Önce Kuruma, Sonra Hangi Mahkemeye?

İlk aşama tartışmasızdır: 5510 m.102, idari para cezasının tebliğle tahakkuk edeceğini, tebliğden itibaren on beş gün içinde ödenebileceğini veya aynı süre içinde Kuruma itiraz edilebileceğini, itirazın takibi durduracağını düzenler. Madde, itirazı reddedilenlerin ret kararının tebliğinden itibaren otuz gün içinde başvurmamaları hâlinde cezanın kesinleşeceğini de açıkça belirtir. Danıştay da bu aşamayı, maddedeki itiraz ifadesinin Kuruma yapılan bir idari başvuru yolu olduğunu belirterek nitelendirmiştir. Süreler ve bu aşamanın işleyişi için sigortasız işçi çalıştırma cezası sayfasındaki m.102 çerçevesine bakınız.

İkinci aşama ise uzun süre tartışmalı kalmıştır ve bu tartışma doğrudan iş kazası bildirimi cezası üzerinden yürümüştür. Kaynak sorun şudur: 6331 sayılı Kanun kendi cezaları için bir kanun yolu göstermez, yalnız 5510 m.102’ye yollama yapar. Bu yollamanın kanun yolunu da kapsayıp kapsamadığı iki yargı kolunda farklı okunmuştur.

Danıştay, yollamayı dar okumuştur:

“6331 sayılı Kanunda, bu Kanun uyarınca verilecek para cezalarına karşı gidilecek “kanun yolu” gösterilmemiştir. Anılan Kanunda, bu Kanun uyarınca Sosyal Güvenlik Kurumunca verilen idari para cezalarının tebliğ, itiraz ve tahsilinde 5510 sayılı Kanun’un 102. maddesi hükümlerinin uygulanacağı belirtilmekte ise de, maddeye yapılan bu atıf “tebliğ, itiraz ve tahsille” sınırlı tutulmuştur. 5510 sayılı Kanunun 102. maddesinde ifade edilen “itiraz” Kuruma yapılan bir idari başvuru yolu olup, maddede yer alan ve idari para cezalarına karşı dava açılacak yargı yerini İdare Mahkemesi olarak gösteren kanun yoluna ilişkin hükme yapılan bir atfı içermemektedir. Bu durumda, davacı idare hakkında 6331 sayılı Kanun’un 26. maddesinin 1. fıkrasının (e) bendi uyarınca verilen idari para cezasına karşı 5326 sayılı Kanun hükümleri gereğince Sulh Ceza Mahkemesine itiraz edilebileceği anlaşılmakla, davanın adli yargının görevine girdiği sonucuna ulaşılmıştır.”

(Danıştay 10. Dairesi, E. 2019/7570, K. 2023/285, T. 08.02.2023 — görev yönünden BOZULMASINA, oy birliği, kesin)

Uyuşmazlık Mahkemesi ise sonradan ve aksi yönde karar vermiştir: 6331’in 5510 m.102’ye yaptığı yollama nedeniyle görevli mahkemenin gösterilmiş sayılacağını ve uyuşmazlığın idari yargıda görüleceğini benimsemiş, idare mahkemesinin görevsizlik kararını kaldırmıştır (Uyuşmazlık Mahkemesi, E. 2025/60, K. 2025/184, T. 03.03.2025 — idari yargının görevli olduğuna, oy birliği, kesin). Bu kararın birebir gerekçesi ve yollama–“aksine hüküm” ilişkisinin genel çerçevesi için idari para cezasına itiraz sayfasına bakınız.

İki kararın aynı ceza türünü konu aldığını ayrıca belirtmek gerekir; aksi hâlde çelişki görünüşte kalırdı. Her ikisinde de ceza, 6331 m.14’teki bildirim yükümlülüğüne aykırılık nedeniyle m.26/1-(e) bendi ile aynı maddenin üçüncü fıkrası uyarınca ve Sosyal Güvenlik Kurumunca verilmiştir. Yani tartışma, bu sayfanın konusu olan cezanın tam üzerindedir.

Fark önemsiz bir ayrıntı değildir: biri sulh ceza hâkimliğine, diğeri idare mahkemesine götürür ve yanlış yola yapılan başvuru görevsizlikle sonuçlanır. Yargı kolları arasındaki görev uyuşmazlıklarını çözmekle görevli merci Uyuşmazlık Mahkemesi olduğundan ve 2025 tarihli karar sonraki tarihli olduğundan, uygulamanın yöneldiği yön idari yargıdır. Buna karşılık bu, dosyanızda kendiliğinden güvenli bir sonuç değildir: tebliğ edilen ceza kararının üzerindeki kanun yolu açıklaması okunmalı ve başvuru, süre kaçırma riski taşıdığı için bir avukatla birlikte yapılmalıdır.

Gerçeğe Aykırı Bildirim: Ayrı ve Daha Ağır Risk

Geç bildirimden farklı bir risk, gerçeğe aykırı bildirimdir. Kanun, Kuruma bildirilen olayın iş kazası sayılıp sayılmayacağı konusunda gerektiğinde soruşturma yapılabileceğini; soruşturma sonunda bildirilen hususların gerçeğe uymadığı ve olayın iş kazası olmadığı anlaşılırsa yersiz yapılmış ödemelerin ödeme tarihinden itibaren gerçeğe aykırı bildirimde bulunanlardan tahsil edileceğini düzenler.

İki fark dikkat çekicidir. Birincisi, tahsil ödeme tarihinden itibaren işler. Geç bildirimdeki gibi bildirim tarihiyle sınırlı değildir. İkincisi, muhatap “işveren” değil “gerçeğe aykırı bildirimde bulunanlar” dır; bildirimi kim düzenlediyse sorumluluk ona yönelir.

Tahsilin nasıl yapılacağını m.13 değil, yollama yaptığı m.96 belirler

Maddenin bu fıkrası tahsilin kendisini düzenlemez; “96 ncı madde hükmüne göre” diyerek başka bir hükme yollar. Okurun asıl merak ettiği sorular (ne kadar geriye gidilir, faiz ne zaman başlar, nasıl tahsil edilir) o maddede cevaplanır. Yukarıda birebir verilen m.96, yersiz ödemeleri iki ayrı kola ayırır:

  • Kasıtlı veya kusurlu davranıştan doğmuşsa: hatalı işlemin tespit tarihinden geriye doğru en fazla on yıllık sürede yapılan ödemeler, bu ödemelerin yapıldığı tarihlerden itibaren hesaplanacak kanunî faiziyle istenir.
  • Kurumun hatalı işleminden kaynaklanmışsa: geriye doğru en fazla beş yıllık sürede yapılan ödemeler toplamı istenir ve tebliğden itibaren yirmi dört ay içinde ödenirse faiz işlemez; bu süre dolduktan sonra kanunî faiz işler.

Tahsil, ilgilinin Kurumdan alacağı varsa o alacaktan mahsup edilir; alacağı yoksa genel hükümlere göre geri alınır.

İki koldaki geriye dönük tarama da sabit bir takvim tarihinden değil, “hatalı işlemin tespit tarihi”nden geriye işler. Ve bu tarihin ne olduğu iş kazası dosyalarında ayrıca belirlenir. Kurum hatasından kaynaklanan bir yersiz ödeme dosyasında Yargıtay, bu anı olayın iş kazası olduğunu ortaya koyan mahkeme kararının kesinleşmesine bağlamıştır:

“Oysa ilgili maddede belirtildiği üzere, hatalı işlemin tespit tarihinden (olayın iş kazası olduğuna dair mahkeme hükmünün kesinleşme tarihi) geriye doğru beş yıllık sürede yapılan yersiz ödemeler dikkate alınıp mahsuplaşmanın da buna göre hesaplanması gerekmektedir.”

(Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2017/3005, K. 2017/6653, T. 10.10.2017 — BOZULMASINA, oy birliği)

Karar, beş yıllık (b) kolu hesabına ilişkindir; taranacak sürenin uzunluğunu değil, nereden geriye sayılacağını belirlediği için her iki kol bakımından da yol göstericidir.

Bu nedenle, olayın iş kazası sayılıp sayılmayacağından emin olunmayan hâllerde doğru yol bildirimi yapmamak değil, olguları olduğu gibi bildirip nitelendirmeyi Kuruma bırakmaktır.

Bildirim Yapılmamışsa Kaza İş Kazası Olmaktan Çıkar mı?

Çıkmaz. Bildirim, olaya iş kazası niteliğini kazandıran bir işlem değildir; nitelik kanunun m.13/1’deki tanımından doğar. Bildirim, Kurumun olayı değerlendirmesini ve gerektiğinde soruşturmasını sağlayan usulî bir yükümlülüktür.

Buna karşılık bildirimin yokluğu tazminat davasını usulen etkiler. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, iş kazasından doğan maddi tazminat davasının Kurum yardımlarıyla karşılanmayan zararın giderilmesi ilkesine dayandığını belirterek şunu benimsemiştir:

“İş kazasından dolayı işverene karşı açılacak maddi tazminat davaları, Kurum tarafından yapılan yardımlar ve bağlanan gelirlerle karşılanmayan zararın giderilmesi ilkesine dayanır. Bu nedenle, öncelikle Kuruma olayın bildirilip bildirilmediği ve Kurumca olayın bir iş kazası sayılıp sayılmadığı mahkemece araştırılacak ve bunun sonucu davacılara Kurumdan gelir bağlanıp bağlanmayacağı saptanacaktır.”

(Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2016/1033, K. 2020/508, T. 01.07.2020)

Uygulamada bu araştırma, olay Kuruma hiç bildirilmemişse davacıya iş kazasının tespiti davası açması için önel verilmesine ve bu davanın bekletici sorun yapılmasına yol açabilir.

Ancak bu sonuç her dosyada zorunlu değildir. Aynı kararda Hukuk Genel Kurulu, bağlanması muhtemel ilk peşin sermaye değerli gelirin hesaplanıp tazminattan mahsup edildiği ve böylece mükerrer tazmin ile Kurumun olası hak kaybının önüne geçildiği somut olayda şu sonuca varmıştır:

“Dolayısıyla Kurum tarafından iş göremezlik oranı konusunda daha sonra oluşması muhtemel farklı uygulamanın da itiraz üzerine değiştirilmesi her zaman mümkün olduğundan, somut uyuşmazlıkta davacının Kuruma ihbarda bulunması gerekmemektedir.”

(Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2016/1033, K. 2020/508, T. 01.07.2020)

Karar, ihbar zorunluluğunu genel olarak kaldırmamakta; mükerrer tazmin riskinin hesap yoluyla bertaraf edildiği hâllerde usul ekonomisi gereği önel verilmesine gerek olmadığını söylemektedir. Bu nedenle karar, “bildirim hiç gerekmez” biçiminde okunamaz. Dosyanın hesap yapısına bağlı, sınırlı bir sonuçtur.

Neden ayrı bir tespit davası gerekir: taraflar aynı değildir

Buradaki en çok atlanan nokta şudur: olayın iş kazası olup olmadığı, açılmış tazminat davasının içinde bir ön sorun olarak çözülemez. Sebebi hukuk tekniğidir. Tespit hükmü hem işverenin hem Kurumun hak alanını etkilediği hâlde, tazminat davasında Kurum, rücu davasında ise sigortalı taraf değildir. Hukuk Genel Kurulu bu zinciri kurmuştur:

“Kurum tarafından iş kazası olarak kabul edilmeyen bir olayın sigortalı (veya hak sahipleri) tarafından iş kazası olduğunun ileri sürülmesi durumunda bu konuda tespit davası açılması gerekmektedir. Bu tür bir davada mahkemece verilecek hüküm gerek işverenin gerekse Kurumun hak alanını doğrudan etkileyecektir. Zira mahkemece olayın iş kazası olduğunun tespiti durumunda sigortalıya (veya hak sahiplerine) sigorta yardımları yapılması ve gelir bağlanması söz konusu olabilecektir. Daha sonra Kurum yaptığı masrafları olayda kusuru olan işverenden veya üçüncü kişiden talep edebilecektir. Bu itibarla sigortalının (veya hak sahiplerinin) açacağı iş kazasının tespitine ilişkin davada işveren ile Kurum arasında zorunlu dava arkadaşlığı bulunduğu açıktır. Buna bağlı olarak sigortalı/kazalı işçi tarafından işverene karşı açılan tazminat davasında Kurum; Kurum tarafından işverene karşı açılan rücu davasında ise sigortalı (veya hak sahipleri) taraf olmadığından sözü edilen davalarda olayın iş kazası olup olmadığının ön sorun olarak çözüme kavuşturulmasına olanak bulunmamaktadır.”

(Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2022/998, K. 2023/745, T. 12.07.2023 — direnme kararının BOZULMASINA, oy çokluğu, kesin)

Bunun iki pratik sonucu vardır. Birincisi, tespit davası hem Kuruma hem işverene yöneltilir; yalnız birine açılan dava taraf teşkili yönünden eksik kalır. İkincisi, tazminat davasına bakan mahkeme bu davanın sonucunu 6100 sayılı Kanun m.165 uyarınca bekletici sorun yapar. Kararın dayandığı hüküm de budur. Aynı karar, izlenecek sırayı da adım adım göstermektedir:

“Yukarıda yapılan açıklamalara göre Bölge Adliye Mahkemesince öncelikle davacı tarafa iddia olunan olayın Sosyal Güvenlik Kurumuna ihbarı için süre verilmeli, talebin Kurum tarafından reddedilmesi hâlinde Kuruma ve işverene karşı iş kazasının tespiti yönünde dava açması için süre verilmeli, dava açıldığı takdirde bekletici mesele yapılarak sonucuna göre karar verilmelidir.”

(Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2022/998, K. 2023/745, T. 12.07.2023 — direnme kararının BOZULMASINA, oy çokluğu, kesin)

Sıralama dikkat çekicidir: tespit davası ilk adım değildir. Önce olayın Kuruma ihbar edilmesi için süre verilir; tespit davası ancak Kurum bu talebi reddederse gündeme gelir. Yani bildirimin hiç yapılmamış olması davayı bitirmez, fakat davaya bir ihbar–ret–tespit halkası ekleyerek uzatır.

Tazminat davasının esasına ilişkin çerçeve için iş kazası nedeniyle tazminat davası sayfasına bakılabilir. Meslek hastalığında bildirim süresi kaza tarihinden değil öğrenme tarihinden işlediği için ayrı bir düzen geçerlidir; bu kol için meslek hastalığı tazminat davası sayfasına bakınız.

Sık Yapılan Hatalar

  • Takvim günü saymak. Kanun işgünü der; hafta sonu ve resmî tatiller hesaba girmez ve kaza günü başlangıç günü değildir.
  • Kolluk bildirimini atlamak. SGK bildirimi yapılmış olması m.13’ün kolluk ayağını karşılamaz; kanun burada gün değil “derhal” der.
  • Cezanın kaynağı ile usulünü karıştırmak. Ceza 6331 m.26’dan doğar, cezayı SGK verir ve itiraz usulü 5510 m.102’den gelir; m.102’de iş kazası bildirimine ilişkin bir ceza kalemi yoktur.
  • İtirazı Çalışma ve İş Kurumu il müdürlüğüne yöneltmek. m.14 bildirim cezası 6331’in genel merci kuralının dışındadır; ilk itirazın muhatabı Sosyal Güvenlik Kurumudur ve bu on beş günlük idari aşama, mahkemeye gitmeden önce tüketilir.
  • Dava aşamasında yargı kolunu yoklamadan seçmek. Bu cezada görevli yargı kolu Danıştay ile Uyuşmazlık Mahkemesi arasında farklı okunmuştur; başvurudan önce tebliğ edilen kararın kanun yolu açıklaması okunmalıdır.
  • Cezayı maddedeki taban rakam sanmak. m.26/3, tutarı çalışan sayısı ve tehlike sınıfına göre aynı miktardan +%200’e kadar artırır; üstüne her yıl yeniden değerleme işler.
  • İki ayrı talebi tek sanmak. İdari para cezası ile m.21/2 uyarınca istenen ödenek tahsili farklı hukuki niteliktedir ve ayrı ayrı savunulur.
  • m.21’in iki fıkrasını birbirine karıştırmak. Birinci fıkra kusura bağlı rücudur, ikinci fıkra kusurdan bağımsız ödenek tahsilidir; kusursuzluğun ispatı ikinci fıkrayı düşürmez.
  • Tespit davasını yalnız işverene yöneltmek. İş kazasının tespiti davasında işveren ile Kurum arasında zorunlu dava arkadaşlığı vardır; dava ikisine birden açılır.
  • Sürenin kaymasını genel kural sanmak. Öğrenme tarihinden başlama yalnız kazanın işverenin kontrolü dışındaki yerlerde meydana geldiği hâle özgüdür ve öğrenme tarihi belgelenmelidir.
  • Şüpheli olayı hiç bildirmemek. “İş kazası sayılmaz” değerlendirmesini işveren yapamaz; nitelendirme Kuruma aittir ve bildirmemenin yaptırımı, bildirip yanılmaktan ağırdır.
  • Kayıt tutma yükümlülüğünü bildirimle karıştırmak. 6331 m.14/1 kayıt, inceleme ve rapor düzenlemeyi ayrıca arar; bu yükümlülükler bildirimden bağımsız olarak ve her biri için ayrı ayrı cezalandırılır.
  • Ramak kala olayları göz ardı etmek. Yaralanma veya ölüme yol açmayan ancak zarar potansiyeli taşıyan olayların incelenip raporlanması da m.14/1 kapsamındadır.

Özet

İş kazası bildirimi tek değil iki rejime tabidir. 5510 sayılı Kanun m.13, işverenden kolluğa derhal ve Kuruma kazadan sonraki üç işgünü içinde bildirim ister; süre kaza gününü saymaz ve yalnız işgünlerini hesaba katar. Kaza işverenin kontrolü dışındaki bir yerde olmuşsa süre öğrenme tarihinden başlar. Geç bildirim iki ayrı sonuç doğurur: 5510 m.21/2 uyarınca bildirim tarihine kadar ödenen geçici iş göremezlik ödeneği işverenden tahsil edilir; ayrıca 6331 m.26’dan doğan bir idari para cezası uygulanır. Bu tahsil kendiliğinden işlemez. M.21’in birinci ve ikinci fıkralarının şartları ayrı ayrı araştırılır. Ceza, 6331’in genel kuralının aksine Sosyal Güvenlik Kurumunca verilir ve tebliğ–itiraz–tahsilinde 5510 m.102 hükümleri uygulanır; tutarı ise maddedeki taban rakam değil, m.26/3’ün çalışan sayısı–tehlike sınıfı artırımı belirler. Cezaya karşı önce on beş gün içinde Kuruma itiraz edilir; sonraki aşamada görevli yargı kolu Danıştay ile Uyuşmazlık Mahkemesi arasında farklı okunmuştur. Gerçeğe aykırı bildirimde tahsil m.96’ya göre yürür: kasıt veya kusur varsa geriye doğru on yıl, Kurum hatası varsa beş yıl. Bildirimin yapılmamış olması olayı iş kazası olmaktan çıkarmaz; ancak tazminat davasına, Kuruma ihbar ve gerekirse Kuruma ve işverene birlikte açılacak bir iş kazasının tespiti davası halkası ekler.

Sıkça Sorulan Sorular

İş kazası SGK'ya kaç gün içinde bildirilir?

İşveren, iş kazasını Kuruma en geç kazadan sonraki üç işgünü içinde bildirmek zorundadır. Bu süre 5510 sayılı Kanun m.13'te düzenlenmiştir. 6331 sayılı Kanun m.14 de aynı süreyi "kazadan sonraki üç iş günü" olarak tekrar eder.

Üç günlük süre kaza gününden mi başlar?

Hayır. Kanun "kazadan sonraki üç işgünü" der; kazanın olduğu gün süreye dâhil değildir. Süre ertesi işgününden itibaren sayılır ve yalnız işgünleri hesaba katılır.

Hafta sonu ve resmî tatil süreye dâhil mi?

Değildir. Kanun gün değil işgünü esasını kullanır. Araya giren hafta tatili ve resmî tatil günleri üç günlük hesaba girmez; bu nedenle takvim günü ile işgünü karıştırıldığında süre erken dolmuş sanılır.

Kaza işyeri dışında olduysa süre ne zaman başlar?

Kanun, kazanın işverenin kontrolü dışındaki yerlerde meydana gelmesi hâlinde sürenin iş kazasının öğrenildiği tarihten itibaren başlayacağını açıkça düzenler. Bu, sürenin başlangıcını kaydıran tek kanuni hâldir ve yalnız işveren bildirimi bakımından geçerlidir.

Kolluğa da bildirim yapmak zorunlu mu?

Zorunludur ve ayrı bir yükümlülüktür. 5510 sayılı Kanun m.13, işverenin o yer yetkili kolluk kuvvetlerine derhal bildirimde bulunmasını arar. Kuruma üç işgünü içinde bildirim yapılmış olması kolluğa derhal bildirim yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz.

Kendi nam ve hesabına çalışanlarda bildirimi kim yapar?

Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi kapsamındaki sigortalı bakımından bildirimi sigortalının kendisi yapar. Süre, bir ayı geçmemek şartıyla rahatsızlığının bildirim yapmaya engel olmadığı günden sonra üç işgünüdür.

İş kazası geç bildirilirse idari para cezası kesilir mi?

Kesilir. Cezanın kaynağı 5510 sayılı Kanun değil, 6331 sayılı Kanun m.26'dır; m.102'de iş kazası bildirimine ilişkin bir ceza kalemi yer almaz. m.102'nin buradaki rolü ceza koymak değil, 6331 m.26'nın yollamasıyla tebliğ, itiraz ve tahsil usulünü sağlamaktır.

İş kazası bildirim cezasını hangi kurum keser?

Sosyal Güvenlik Kurumu. 6331 sayılı Kanundaki idari para cezaları kural olarak Çalışma ve İş Kurumu il müdürünce verilirken, m.14'teki bildirim yükümlülüğünün ihlali bu kuralın açıkça dışında tutulmuş ve doğrudan Sosyal Güvenlik Kurumuna bırakılmıştır.

Bu cezaya nasıl itiraz edilir?

6331 m.26, Sosyal Güvenlik Kurumunca verilen idari para cezalarının tebliğ, itiraz ve tahsilinde 5510 sayılı Kanunun 102 nci maddesi hükümlerinin uygulanacağını düzenler. Bu nedenle itiraz yolu ve süreleri 6331'in genel rejiminden değil, m.102'den çıkar.

Geç bildirimin 5510 sayılı Kanundaki sonucu nedir?

Ödeneğin işverenden geri alınmasıdır. 5510 m.21/2, iş kazasının süresinde Kuruma bildirilmemesi hâlinde bildirim tarihine kadar geçen süre için sigortalıya ödenecek geçici iş göremezlik ödeneğinin Kurumca işverenden tahsil edileceğini düzenler.

Geç bildirim yaparsam işçinin ödeneği kesilir mi?

Kesilmez. Yaptırım işçiye değil işverene yöneliktir; sigortalı ödeneğini alır, Kurum bu tutarı işverene rücu eder. İşçinin hakkını geç bildirim nedeniyle kaybettiği yönündeki yaygın kanı kanun metniyle bağdaşmaz.

Bildirimi geç yapmak kazayı iş kazası olmaktan çıkarır mı?

Çıkarmaz. Bildirim, olayın iş kazası niteliğini doğuran değil, Kurumca değerlendirilmesini sağlayan usulî bir yükümlülüktür. Kanun, bildirilen olayın iş kazası sayılıp sayılmayacağının gerektiğinde soruşturmayla belirleneceğini öngörür.

Bildirim yapılmamışsa tazminat davası nasıl etkilenir?

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, iş kazasından doğan maddi tazminat davasında öncelikle olayın Kuruma bildirilip bildirilmediğinin ve Kurumca iş kazası sayılıp sayılmadığının mahkemece araştırılacağını benimser. Uygulamada bu, tespit davası açılması için önel verilmesine yol açabilir.

Bu araştırma her dosyada zorunlu mu?

Her dosyada aynı sonucu doğurmaz. Hukuk Genel Kurulu, bağlanması muhtemel ilk peşin sermaye değerli gelirin tazminattan mahsup edildiği ve mükerrer tazmin riskinin bertaraf edildiği somut olayda davacının Kuruma ihbarda bulunmasının gerekmediğine karar vermiştir. Sonuç dosyanın somut durumuna bağlıdır.

Gerçeğe aykırı bildirimin sonucu nedir?

Kanun, soruşturma sonunda bildirilen hususların gerçeğe uymadığı ve olayın iş kazası olmadığı anlaşılırsa, yersiz yapılmış ödemelerin ödeme tarihinden itibaren gerçeğe aykırı bildirimde bulunanlardan tahsil edileceğini düzenler. Bu, geç bildirimden ayrı ve daha ağır bir risktir.

Meslek hastalığı bildirimi hangi sürede yapılır?

6331 sayılı Kanun m.14, sağlık hizmeti sunucuları veya işyeri hekimi tarafından işverene bildirilen meslek hastalıklarının öğrenildiği tarihten itibaren üç iş günü içinde Kuruma bildirilmesini arar. Başlangıç anı kaza değil, öğrenme tarihidir.

Sağlık kuruluşunun bildirim yükümlülüğü var mı?

Vardır. Sağlık hizmeti sunucuları kendilerine intikal eden iş kazalarını, yetkilendirilen sağlık hizmeti sunucuları ise meslek hastalığı tanısı koydukları vakaları en geç on gün içinde Kuruma bildirir. Bu yükümlülük işverenin bildirim borcunu ortadan kaldırmaz.

Kayıt tutma yükümlülüğü bildirimle aynı şey mi?

Değildir. 6331 m.14'ün birinci fıkrası, işverenin bütün iş kazalarının ve meslek hastalıklarının kaydını tutmasını, inceleme yapmasını ve rapor düzenlemesini ayrıca arar. Yaralanma veya ölümle sonuçlanmayan ramak kala olayları da bu kapsamdadır ve ayrı ayrı cezalandırılır.

İş kazası bildirim cezası ne kadardır?

Maddede yazan rakam tabandır. 6331 m.26'nın üçüncü fıkrası bu tutarı işyerinin çalışan sayısı ve tehlike sınıfına göre artırır. On kişiden az çalışanı olan az tehlikeli bir işyerinde taban tutar aynen uygulanırken, elli ve daha fazla çalışanı olan çok tehlikeli bir işyerinde yüzde iki yüz oranında artırılarak uygulanır. Bu artırımın üstüne her takvim yılı için yeniden değerleme de eklenir.

Çalışan sayısı artırımı her cezaya uygulanır mı?

Uygulanmaz. 6331 m.26'nın beşinci fıkrası, çalışan sayısıyla çarpılarak verilen idari para cezalarında üçüncü fıkra hükümlerinin uygulanmayacağını düzenler. Yani zaten kişi başına hesaplanan bir ceza ikinci kez çalışan sayısına göre artırılmaz.

Bildirim cezasına nereye itiraz edilir?

İlk aşamada Sosyal Güvenlik Kurumuna. 5510 m.102 uyarınca ceza tebliğle tahakkuk eder ve tebliğden itibaren on beş gün içinde Kuruma itiraz edilebilir; itiraz takibi durdurur. Bu idari aşama, mahkemeye başvurmadan önce tüketilir.

Kuruma itiraz reddedilirse hangi mahkemeye gidilir?

Bu nokta yargı kolları arasında farklı okunmuştur. Danıştay 10. Dairesi 2023 tarihli kararında 6331'in 5510 m.102'ye yaptığı yollamayı tebliğ, itiraz ve tahsille sınırlı sayarak uyuşmazlığın adli yargıda görüleceği sonucuna varmıştır. Uyuşmazlık Mahkemesi ise 2025 tarihli kararında görevli mahkemenin gösterilmiş sayılacağını ve idari yargının görevli olduğunu benimsemiştir. Başvurudan önce tebliğ edilen kararın üzerindeki kanun yolu açıklaması okunmalı ve bir avukata danışılmalıdır.

Gerçeğe aykırı bildirimde ne kadar geriye gidilir?

Tahsil rejimini 5510 m.96 belirler. Yersiz ödeme kasıtlı veya kusurlu davranıştan doğmuşsa hatalı işlemin tespit tarihinden geriye doğru en fazla on yıllık sürede yapılan ödemeler istenir. Kurumun hatalı işleminden kaynaklanmışsa bu süre en fazla beş yıldır ve tebliğden itibaren yirmi dört ay içinde ödenirse faiz işlemez.

Ödenek tahsili geç bildirimle kendiliğinden doğar mı?

Doğmaz. Yargıtay, 5510 sayılı Kanun m.21'in birinci ve ikinci fıkralarının şartlarının ayrı ayrı irdelenmesini aramaktadır. Ayrıca bildirimin başka bir kuruma yapıldığı hâllerde, işverenin yükümlülüğünü yerine getirip getirmediğinin belgeler getirtilerek araştırılması gerektiğine karar verilmiştir.

İş kazasının tespiti davası kime karşı açılır?

Hem Sosyal Güvenlik Kurumuna hem işverene. Hukuk Genel Kurulu, iş kazasının tespitine ilişkin davada işveren ile Kurum arasında zorunlu dava arkadaşlığı bulunduğunu belirtmiştir. Aynı sebeple olayın iş kazası olup olmadığı, açılmış tazminat veya rücu davasının içinde bir ön sorun olarak çözülemez.

Tespit davası hemen mi açılır?

Hayır. Hukuk Genel Kurulunun gösterdiği sıraya göre önce olayın Kuruma ihbarı için süre verilir; tespit davası ancak talep Kurum tarafından reddedilirse gündeme gelir. Dava açılırsa 6100 sayılı Kanun m.165 uyarınca bekletici sorun yapılır.

Yazar

Av. Halit Süha Bahçeci

Kurucu Avukat

TBB Sicil No: 196866

LinkedIn

Kıdem ve ihbar tazminatı, fazla mesai alacakları ve işe iade uyuşmazlıklarında arabuluculuk ve dava süreçlerini yürütür.

Yayın Politikası

İlgili çalışma alanı: İş Hukuku

← Tüm makaleler
AraWhatsApp