
İçindekiler 20
- Kısa Cevap
- Bu Durumda mısınız?
- Vesayet Nedir?
- Kimler Vesayet Altına Alınır?
- Küçüklük
- Akıl Hastalığı veya Akıl Zayıflığı
- Savurganlık, Bağımlılık, Kötü Yaşama Tarzı ve Kötü Yönetim
- Kendi İsteği
- Özgürlüğü Bağlayıcı Ceza
- Kısıtlama Usulü: Rapor ve Dinlenme Şartı
- Resmî Sağlık Kurulu Raporu
- Kişinin Dinlenilmesi
- Vasi Nasıl Atanır? Kimler Vasi Olabilir?
- Vesayet mi, Kayyımlık mı?
- Kayyım Ne Demek?
- Vasinin Yetkileri ve İzin Gereken İşler
- Vesayet Nasıl Kaldırılır?
- Hangi Tarihteki Kanun Uygulanır?
- Sık Yapılan Hatalar
- Özet
Kısa Cevap
Vesayet, kendi işlerini göremeyen veya korunmaya muhtaç kişilerin haklarının ve malvarlığının mahkemece atanan bir vasi eliyle korunmasını sağlayan hukuki kurumdur. Velayet altında bulunmayan her küçük ile kanunda sayılan sebeplerle kısıtlanan erginler vesayet altına alınır. Vesayet organları, vesayet daireleri ile vasi ve kayyımlardan oluşur; vesayet makamı sulh hukuk mahkemesi, denetim makamı asliye hukuk mahkemesidir (TMK m.396, m.397).
Bu Durumda mısınız?
- Yaşlı ya da ağır hasta bir yakınınız işlerini yürütemiyor ve onun adına banka, tapu veya sağlık işlemi yapabilmek için yetki arıyorsunuz.
- Bir yakınınızın akıl hastalığı veya akıl zayıflığı sebebiyle kısıtlanması gerekip gerekmediğini araştırıyorsunuz.
- Kendinize vasi atanmasını ya da başkasına vasi olmayı düşünüyor, şartları ve yükümlülükleri merak ediyorsunuz.
- Vasi olarak atandınız ve hangi işlemler için mahkeme izni gerektiğini bilmeniz gerekiyor.
- Daha önce konulmuş bir kısıtlamanın kaldırılmasını istiyorsunuz.
- Durumun vesayeti mi yoksa daha hafif bir tedbir olan kayyımlığı mı gerektirdiğinden emin değilsiniz.
Vesayet kişinin fiil ehliyetini doğrudan etkileyen ağır bir sonuç doğurduğundan, somut durumunuzu mutlaka bir avukatla değerlendirin.
Vesayet Nedir?
Vesayet, korunmaya muhtaç kişinin kişiliğinin ve malvarlığının, mahkeme denetimi altında görev yapan bir vasi tarafından korunmasını amaçlar. Kanun önce vesayetin organlarını belirler:
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m.396
Vesayet organları, vesayet daireleri ile vasi ve kayyımlardır.
Bu organların hangi mahkemeler olduğu ise ayrı bir maddede gösterilmiştir. Uygulamada en çok karıştırılan nokta budur. Vesayet davaları aile mahkemesinde değil, sulh hukuk mahkemesinde görülür:
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m.397
Kamu vesayeti, vesayet makamı ve denetim makamından oluşan vesayet daireleri tarafından yürütülür.
Vesayet makamı, sulh hukuk mahkemesi; denetim makamı, asliye hukuk mahkemesidir.
İstisnaî olarak, vesayet altındaki kişinin menfaati haklı gösteriyorsa (özellikle bir işletmenin veya ortaklığın sürdürülmesi gerekiyorsa) vesayet bir aileye de verilebilir; bu durumda vesayet makamının yetki, görev ve sorumluluğu kurulacak aile meclisine geçer (TMK m.398). Uygulamada bu yol nadiren işletilir; kural olan kamu vesayetidir.
Kimler Vesayet Altına Alınır?
Vesayet altına alma sebepleri kanunda sınırlı sayıda düzenlenmiştir. Bunların dışında bir gerekçeyle kişinin ehliyeti kısıtlanamaz.
Küçüklük
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m.404
Velâyet altında bulunmayan her küçük vesayet altına alınır.
Görevlerini yaparlarken vesayeti gerektiren böyle bir hâlin varlığını öğrenen nüfus memurları, idarî makamlar, noterler ve mahkemeler, bu durumu hemen yetkili vesayet makamına bildirmek zorundadırlar.
Buradaki ölçüt yaş değil, velayet boşluğudur. Anne babası bulunan ve velayet altındaki çocuk vesayet altına alınmaz; velayet hiç kurulmamış ya da kaldırılmışsa vesayet devreye girer.
Akıl Hastalığı veya Akıl Zayıflığı
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m.405
Akıl hastalığı veya akıl zayıflığı sebebiyle işlerini göremeyen veya korunması ve bakımı için kendisine sürekli yardım gereken ya da başkalarının güvenliğini tehlikeye sokan her ergin kısıtlanır.
Görevlerini yaparlarken vesayet altına alınmayı gerekli kılan bir durumun varlığını öğrenen idarî makamlar, noterler ve mahkemeler, bu durumu hemen yetkili vesayet makamına bildirmek zorundadırlar.
Maddede üç alternatif ölçüt vardır ve birinin gerçekleşmesi yeterlidir: işlerini görememe, sürekli yardıma muhtaçlık veya başkalarının güvenliğini tehlikeye sokma. Teşhis tek başına yetmez; teşhisin bu sonuçlardan birini doğurması aranır.
Savurganlık, Bağımlılık, Kötü Yaşama Tarzı ve Kötü Yönetim
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m.406
Savurganlığı, alkol veya uyuşturucu madde bağımlılığı, kötü yaşama tarzı veya malvarlığını kötü yönetmesi sebebiyle kendisini veya ailesini darlık veya yoksulluğa düşürme tehlikesine yol açan ve bu yüzden devamlı korunmaya ve bakıma muhtaç olan ya da başkalarının güvenliğini tehdit eden her ergin kısıtlanır.
Bu sebepte de salt savurganlık veya bağımlılık yetmez; bunun darlık veya yoksulluğa düşürme tehlikesi doğurması ve kişiyi devamlı korunmaya muhtaç hâle getirmesi gerekir.
Kendi İsteği
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m.408
Yaşlılığı, engelliliği, deneyimsizliği veya ağır hastalığı sebebiyle işlerini gerektiği gibi yönetemediğini ispat eden her ergin kısıtlanmasını isteyebilir.
Bu, uygulamada yaşlı ya da ağır hasta kişilerin kendi talebiyle işletilen en pratik yoldur. Yargıtay, istek üzerine kısıtlamada da maddi ölçütün araştırılmasını ve kişinin usulünce dinlenilmesini arar:
“Yaşlılığı, sakatlığı, deneyimsizliği veya ağır hastalığı sebebiyle işlerini gerektiği gibi yönetmediğini kanıtlayan her ergin kısıtlanmasını isteyebilir. Böyle bir kimse dinlenilmeden isteği sebebiyle kısıtlanamaz (TMK.md.409). Mahkemece kısıtlanması istenilen, usulünce davet edilerek delilleri sorulup bu çerçevede değerlendirilerek sonucu itibariyle karar vermek gerekirken, dinlenilmeden yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.”
(Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2010/3790, K. 2010/14976, T. 21.07.2010 — bozma)
Özgürlüğü Bağlayıcı Ceza
Hükümlülük sebebiyle kısıtlama, bu maddeler arasında 2024’te köklü biçimde değişen tek sebeptir. Yürürlükteki metin şöyledir:
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m.407 (2/3/2024 tarihli 7499 sayılı Kanun’la değişik)
Kesinleşmiş hapis cezasının infazı amacıyla ceza infaz kurumunda bulunan ergin bir kişi, isteği üzerine kısıtlanır veya kendisine kayyım atanır.
Toplam beş yıl veya daha fazla kesinleşmiş hapis cezasının infazı amacıyla ceza infaz kurumunda bulunan ergin bir kişi, isteği bulunmasa dahi kişiliğinin veya malvarlığının korunması bakımından gerekli görülmesi hâlinde kısıtlanabilir. Cezayı yerine getirmekle görevli makam hapis cezasının infazına başlandığını derhâl vesayet makamına bildirir.
Vesayet makamı karar vermeden önce hükümlüyü dinler.
Bu Kanunun kayyımlığa ilişkin hükümleri niteliğine uygun düştüğü ölçüde bu madde için de uygulanır.
Bu değişikliğin arka planı ve eski olaylara hangi metnin uygulanacağı aşağıda ayrı bir başlıkta ele alınmıştır.
Kısıtlama Usulü: Rapor ve Dinlenme Şartı
Kısıtlama, kişinin fiil ehliyetini doğrudan etkilediği için kanun iki güçlü usul güvencesi öngörür. Her ikisi de aynı maddededir:
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m.409
Bir kimse dinlenilmeden savurganlığı, alkol veya uyuşturucu madde bağımlılığı, kötü yaşama tarzı, kötü yönetimi veya isteği sebebiyle kısıtlanamaz.
Akıl hastalığı veya akıl zayıflığı sebebiyle kısıtlamaya ancak resmî sağlık kurulu raporu üzerine karar verilir. (Değişik cümle: 2/3/2024-7499/6 md.) Resmî sağlık kurulu raporunun tanzimi için gereklilik bulunması halinde 436 ncı madde hükümleri uygulanır. Hâkim, karar vermeden önce, kurul raporunu göz önünde tutarak kısıtlanması istenen kişiyi dinleyebilir.
Bu iki güvence farklı sebeplere bağlanmıştır ve karıştırılmamalıdır: dinlenme zorunluluğu savurganlık, bağımlılık, kötü yaşama tarzı, kötü yönetim ve istek sebeplerinde geçerlidir; resmî sağlık kurulu raporu şartı ise akıl hastalığı ve akıl zayıflığı sebebine özgüdür.
Resmî Sağlık Kurulu Raporu
Akıl hastalığı veya akıl zayıflığı sebebiyle kısıtlamada rapor bir seçenek değil, ön şarttır. Yargıtay bu noktada istikrarlı davranır ve rapor alınmadan verilen kararı eksik inceleme sayarak bozar:
“Türk Medeni Kanununun 409. maddesi hükmü uyarınca akıl hastalığı veya akıl zayıflığı sebebiyle kısıtlamaya ancak resmi sağlık kurulu raporu üzerine karar verilir.”
(Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2009/4380, K. 2009/15312, T. 09.09.2009 — bozma)
Dikkat edilmesi gereken nokta, bu kuralın iki yönde de işlediğidir: rapor alınmadan kısıtlama kararı verilmesi nasıl bozma sebebiyse, rapor alınmadan kısıtlama talebinin reddedilmesi de aynı sebeple bozulur. Yani mahkeme, raporu almadan ne “evet” ne “hayır” diyebilir. Uygulamada tek hekim raporu veya bilirkişi görüşü bu şartı karşılamaz; kanunun aradığı, tam teşekküllü bir sağlık kuruluşunun düzenlediği resmî sağlık kurulu raporudur.
Kişinin Dinlenilmesi
Rapor dışındaki sebeplerde ise kişinin bizzat dinlenilmesi zorunludur:
“Türk Medeni Kanununun 409/1. maddesine göre bir kimse dinlenilmeden savurganlığı, alkol veya uyuşturucu madde bağımlılığı, kötü yaşama tarzı, kötü yönetimi veya isteği sebebiyle kısıtlanamaz.”
(Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2008/15327, K. 2009/1183, T. 02.02.2009 — bozma)
Bu güvence şeklî bir formalite değildir; kişiye kendi ehliyetini ilgilendiren bir yargılamada söz hakkı tanır. Yukarıda aktarılan 2010 tarihli kararda daire, kişinin yalnızca dinlenilmesini değil, usulünce davet edilip delillerinin sorulmasını da aramıştır.
Vasi Nasıl Atanır? Kimler Vasi Olabilir?
Kısıtlama kararıyla birlikte mahkeme bir vasi atar. Vasinin belirlenmesinde temel kural yeterliliktir:
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m.413
Vesayet makamı, bu görevi yapabilecek yetenekte olan bir ergini vasi olarak atar.
Gereken durumlarda, bu görevi birlikte veya vesayet makamı tarafından belirlenen yetkileri uyarınca ayrı ayrı yerine getirmek üzere birden çok vasi atanabilir.
Rızaları bulunmadıkça birden çok kimse vesayeti birlikte yürütmekle görevlendirilemez.
Kural tek vasidir; birden çok vasi atanması istisnaîdir ve gerekçe ister. Yargıtay bu dengeyi şöyle kurar:
“Kural olarak bir kişi vasi olarak tayin edilir. Ancak işlerin durumu, malların başka yerlerde olmaları veya özel sebepler dikkate alınarak her biri ayrı işleri görmek veya birlikte bütün işleri yürütmek üzere birden çok kişi de vasi olarak atanabilir. Ancak rızaları bulunmadıkça birden çok kimse vesayeti birlikte yürütmekle görevlendirilemez. (TMK.md. 413/3)”
(Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2007/20545, K. 2008/4551, T. 02.04.2008 — bozma)
Vasi seçiminde kanun ailenin içine öncelik tanır:
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m.414
Haklı sebepler engel olmadıkça, vesayet makamı, vesayet altına alınacak kişinin öncelikle eşini veya yakın hısımlarından birini, vasilik koşullarına sahip olmaları kaydıyla bu göreve atar. Bu atamada yerleşim yerlerinin yakınlığı ve kişisel ilişkiler göz önünde tutulur.
Ayrıca haklı sebepler engel olmadıkça, kısıtlananın ya da ana veya babasının gösterdiği kişi vasiliğe atanır (TMK m.415). Bu iki madde birlikte okunduğunda, uygulamada vasiliğin çoğunlukla eş veya çocuk gibi yakın bir aile üyesine verildiği görülür.
Vasiliğe atanan kişinin bu görevi kabul etmesi kural olarak zorunludur (TMK m.416). Bununla birlikte kanun, kaçınma sebeplerini ayrıca sayar:
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m.417
Aşağıdaki kişiler vasiliği kabul etmeyebilirler:
Altmış yaşını doldurmuş olanlar,
Bedensel engelleri veya sürekli hastalıkları sebebiyle bu görevi güçlükle yapabilecek olanlar,
Dörtten çok çocuğun velisi olanlar,
Üzerinde vasilik görevi olanlar,
Cumhurbaşkanı, Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri, Cumhurbaşkanı yardımcıları, bakanlar, hâkimlik ve savcılık mesleği mensupları.
Bunların yanında bazı kişiler hiç vasi olamaz:
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m.418
Aşağıdaki kişiler vasi olamazlar:
Kısıtlılar,
Kamu hizmetinden yasaklılar veya haysiyetsiz hayat sürenler,
Menfaati kendisine vasi atanacak kişinin menfaati ile önemli ölçüde çatışanlar veya onunla aralarında düşmanlık bulunanlar,
İlgili vesayet daireleri hâkimleri.
Üçüncü bent uygulamada önemlidir: kısıtlanan kişiyle arasında miras, alacak-borç veya husumet ilişkisi bulunan bir yakın, aile içinden olsa dahi menfaat çatışması sebebiyle vasi atanamaz.
Vesayet mi, Kayyımlık mı?
Kayyım Ne Demek?
Kayyım, bir kişinin belirli bir işini görmek veya malvarlığını yönetmek üzere mahkemece atanan kişidir. Halk arasında kayyum biçiminde de yazılır; kanundaki yazım “kayyım”dır ve ikisi aynı kurumu anlatır. Vasi ile kayyım arasındaki sınırı kanun tek maddede çizer:
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m.403
Vasi, vesayet altındaki küçüğün veya kısıtlının kişiliği ve malvarlığı ile ilgili bütün menfaatlerini korumak ve hukukî işlemlerde onu temsil etmekle yükümlüdür.
Kayyım, belirli işleri görmek veya malvarlığını yönetmek için atanır.
Bu Kanunun vasi hakkındaki hükümleri, aksi belirtilmiş olmadıkça kayyım hakkında da uygulanır.
Aradaki fark iki cümlede özetlenebilir: vasinin görevi geneldir, kişinin bütün menfaatlerini kapsar ve kısıtlılık kararına bağlıdır. Kayyımın görevi sınırlıdır, yalnız atandığı iş veya malvarlığı bakımından yetkilidir. Uzun süredir haber alınamayan bir kişinin malvarlığı da bu ayrımın içine düşer; kaybolan kişi hakkında ayrıca gaiplik kararı istenebilir ve bunun mirasa, evliliğe ve sürelere ilişkin kendine özgü sonuçları vardır (bkz. Gaiplik Nedir? Şartları, Süreleri ve Sonuçları. Kayyım atanması kısıtlama kararı gerektirmez; kanun bunu açıkça vesayetin dışında bir hâl olarak düzenler:)
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m.427
Vesayet altına alınması için yeterli bir sebep bulunmamakla beraber, bir kişi malvarlığını kendi başına yönetmek veya bunun için temsilci atamak gücünden yoksunsa,
Not: Buradaki kayyım, medeni hukuktaki koruma kurumudur. Basında sık geçen “şirkete kayyım atanması” (TMSF veya ceza yargılaması kapsamındaki kayyımlık) ayrı bir rejimdir; ayrıntısı için şirkete kayyum atanması yazımıza bakabilirsiniz.
En sık karıştırılan ayrım budur. Kayyımlık, vesayetin eşiği altındaki durumlar için öngörülmüş daha hafif bir tedbirdir. Vesayet kişinin fiil ehliyetini genel olarak etkilerken, kayyım yalnızca belirli işleri görmek ya da malvarlığını yönetmek üzere atanır. Hukuk Genel Kurulu bu tipolojiyi açıkça ortaya koyar:
“4721 sayılı TMK’da kayyımlık; temsil kayyımlığı (TMK m. 426), yönetim kayyımlığı (TMK m. 427) ve isteğe bağlı kayyımlık (TMK m. 428) olmak üzere üç türde düzenlenmiştir. Bu düzenlemelerin hukuki sonuçları birbirinden farklı olup, aynı Kanun’un 403. maddesine göre kayyımın, belirli işleri görmek ya da mal varlığını yönetmek için atanacağı hüküm altına alınmıştır.”
(Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2017/2772, K. 2020/937, T. 24.11.2020 — bozma)
Aynı kararda Genel Kurul, yönetim kayyımlığının tam olarak hangi boşluğu doldurduğunu gösterir:
“TMK’nın 427. maddesinde yönetim kayyımlığı düzenlenmiştir. Anılan maddeye göre, bir kimse uzun süreden beri bulunamaz ve oturduğu yer de bilinemezse bu kişinin mallarının yönetimi için yönetim kayyımı atanır. Yönetim kayyımı atanmasını gerektiren diğer hâller ise maddede ‘2. Vesayet altına alınması için yeterli bir sebep bulunmamakla beraber, bir kişi malvarlığını kendi başına yönetmek veya bunun için temsilci atamak gücünden yoksunsa, …’ şeklinde sayılmıştır.”
(Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2017/2772, K. 2020/937, T. 24.11.2020 — bozma)
Karar bağlayıcı nitelikte olmamakla birlikte (bağlayıcı içtihat yalnızca içtihadı birleştirme kararlarıdır), Genel Kurul kararları yerleşik ve güçlü içtihat sayılır. Buradan çıkan pratik ölçüt nettir: kişi vesayeti gerektirecek durumda değilse ama malvarlığını kendi başına yönetemiyorsa, doğru yol vesayet değil yönetim kayyımlığıdır. Ayrıca ivedi bir işini görebilecek durumda olmayan ya da yasal temsilcisiyle menfaati çatışan kişiler için temsil kayyımı atanır (TMK m.426).
Bu ayrımın önemi pratiktir: gereksiz yere vesayet talep edilmesi, kişinin ehliyetini gereğinden geniş biçimde sınırlandırır ve mahkemece reddedilebilir.
Vasinin Yetkileri ve İzin Gereken İşler
Vasi, vesayet altındaki kişinin her işlemini tek başına yapamaz. Kanun on dört hâlde vesayet makamının iznini şart koşar:
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m.462
Aşağıdaki hâllerde vesayet makamının izni gereklidir:
Taşınmazların alımı, satımı, rehnedilmesi ve bunlar üzerinde başka bir aynî hak kurulması,
Olağan yönetim ve işletme ihtiyaçları dışında kalan taşınır veya diğer hak ve değerlerin alımı, satımı, devri ve rehnedilmesi,
Olağan yönetim sınırlarını aşan yapı işleri,
Ödünç verme ve alma,
Kambiyo taahhüdü altına girme,
Bir yıl veya daha uzun süreli ürün ve üç yıl veya daha uzun süreli taşınmaz kirası sözleşmeleri yapılması,
Vesayet altındaki kişinin bir sanat veya meslekle uğraşması,
Acele hâllerde vasinin geçici önlemler alma yetkisi saklı kalmak üzere, dava açma, sulh olma, tahkim ve konkordato yapılması,
Mal rejimi sözleşmeleri, mirasın paylaştırılması ve miras payının devri sözleşmeleri yapılması,
Borç ödemeden aciz beyanı,
Vesayet altındaki kişi hakkında hayat sigortası yapılması,
Çıraklık sözleşmesi yapılması,
Vesayet altındaki kişinin bir eğitim, bakım veya sağlık kurumuna yerleştirilmesi,
Vesayet altındaki kişinin yerleşim yerinin değiştirilmesi.
Bu liste uygulamada en çok gözden kaçan noktadır. Özellikle taşınmaz satışı (1. bent), dava açma ve sulh olma (8. bent) ve kısıtlının bir bakım kurumuna yerleştirilmesi (13. bent) izne tabidir. İzin alınmadan yapılan işlem, vesayet altındaki kişiyi bağlamama riski taşır.
Vesayet Nasıl Kaldırılır?
Kısıtlama kalıcı bir damga değildir; sebep ortadan kalktığında vesayet kaldırılır. Kanun burada, kısıtlama koyarken aradığı güvenceyi simetrik biçimde kaldırma aşamasında da arar:
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m.474
Akıl hastalığı veya akıl zayıflığı yüzünden kısıtlanmış olan kişi üzerindeki vesayetin kaldırılmasına, ancak kısıtlama sebebinin ortadan kalkmış olduğunun resmî sağlık kurulu raporu ile belirlenmesi hâlinde karar verilebilir.
Yargıtay bu simetriyi açıkça uygular; rapor alınmadan verilen kaldırma kararı da bozulur:
“Türk Medeni Kanunu 474.madde uyarınca, kısıtlama nedeninin ortadan kalkmış olduğu resmi sağlık kurulu raporu ile belirlenmeden yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır.”
(Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2007/18496, K. 2008/2068, T. 21.02.2008 — bozma)
Kendi isteğiyle kısıtlanmış kişide ise rapor şartı aranmaz; kaldırma, kısıtlamayı gerektiren sebebin ortadan kalkmasına bağlıdır (TMK m.476). Hükümlülük sebebiyle kısıtlamada ise vesayet, hapis hâlinin hukuka uygun biçimde sona ermesiyle kendiliğinden ortadan kalkar (TMK m.471).
Hangi Tarihteki Kanun Uygulanır?
Vesayet hükümlerinin bir bölümü 2024’te değişmiştir ve bu, eski olaylar bakımından hangi metnin uygulanacağı sorusunu doğurur. Türk hukukunda kural, uyuşmazlığa bugünkü değil olay anındaki metnin uygulanmasıdır.
Değişen maddeler ve arka planı şöyledir:
| Madde | Durum | Dayanak |
|---|---|---|
| TMK m.407 (hükümlülükte kısıtlama) | Kısmen iptal + yeniden düzenleme | AYM E. 2022/105, K. 2023/54 (22.03.2023, yürürlük 23.03.2024) · 7499 sayılı Kanun m.5 (02.03.2024) |
| TMK m.409 (rapor ve dinlenme) | Bir cümle bakımından kısmen iptal + değişiklik | AYM E. 2020/30, K. 2023/12 (25.01.2023, yürürlük 27.03.2024) · 7499 sayılı Kanun m.6 (02.03.2024) |
| TMK m.471 (hükümlülerde sona erme) | İptal edilip yeniden düzenlendi | AYM E. 2022/105, K. 2023/54 · 7499 sayılı Kanun m.8 (02.03.2024) |
| TMK m.404, 405, 406, 408, 413-418, 462, 474, 476 | Değişiklik veya iptal kaydı yok | — |
Burada dikkat çekici bir zamanlama vardır: Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararlarının yürürlüğe girişi ertelenmiş, yasa koyucu bu tarih gelmeden önce 02.03.2024’te ilgili hükümleri 7499 sayılı Kanun’la yeniden düzenlemiştir. Yani iptal fiilen yürürlüğe girdiğinde, iptal edilen lafız çoğu yönden zaten değiştirilmiş durumdaydı.
Pratik sonucu şudur: 2024 öncesine ait bir olayda (örneğin 2020’de infaza başlanmış bir hükümlünün kısıtlanması ya da o tarihte verilmiş bir kısıtlama kararına itiraz) yukarıdaki güncel metinler doğrudan uygulanmaz; o tarihte yürürlükte olan lafız esas alınır. Böyle bir dosyanız varsa, ilgili maddenin olay tarihindeki metnini ayrıca teyit ettirmeniz gerekir.
Buna karşılık kısıtlama usulünün çekirdeği değişmemiştir: akıl hastalığı veya akıl zayıflığı sebebiyle kısıtlamaya ancak resmî sağlık kurulu raporu üzerine karar verilebileceği kuralı, hem eski hem yeni metinde aynıdır ve iptal bu cümleyi hedeflememiştir. Bu nedenle yukarıda aktarılan raporla ilgili Yargıtay kararları bugün de geçerliliğini korur.
Sık Yapılan Hatalar
- Vesayet davasını aile mahkemesinde açmak. Vesayet makamı sulh hukuk mahkemesidir (TMK m.397). Boşanma, velayet ve nafaka aile mahkemesinde görülür; kısıtlama ve vasi atanması görülmez.
- Tek hekim raporuyla kısıtlama beklemek. Akıl hastalığı veya akıl zayıflığı sebebiyle kısıtlamada kanun resmî sağlık kurulu raporu arar (TMK m.409/2); tek hekim raporu veya uzman görüşü yetmez ve karar bozulur (Yargıtay 2. HD).
- Her durumda vesayet talep etmek. Kişi vesayeti gerektirecek durumda değil ama malvarlığını yönetemiyorsa doğru yol yönetim kayyımlığıdır (TMK m.427; Yargıtay HGK). Gereksiz vesayet talebi ehliyeti aşırı sınırlar ve reddedilebilir.
- Vasinin her işlemi tek başına yapabileceğini sanmak. Taşınmaz satışı, dava açma, sulh olma ve bakım kurumuna yerleştirme dâhil on dört hâlde vesayet makamının izni şarttır (TMK m.462).
- Menfaat çatışmasını göz ardı etmek. Kısıtlanan kişiyle arasında önemli menfaat çatışması veya düşmanlık bulunan yakın, aile üyesi olsa dahi vasi olamaz (TMK m.418/3).
- Kısıtlamayı kalıcı sanmak. Sebep ortadan kalktığında vesayet kaldırılır; akıl hastalığı/zayıflığında bunun için yine resmî sağlık kurulu raporu gerekir (TMK m.474; Yargıtay 2. HD).
- 2024 öncesi olaya bugünkü metni uygulamak. TMK m.407, 409 ve 471 2024’te değişti; eski olayda o tarihteki lafız esastır.
Özet
- Vesayet, korunmaya muhtaç kişinin hak ve malvarlığının vasi eliyle korunmasıdır; vesayet makamı sulh hukuk mahkemesidir (TMK m.396, m.397).
- Kısıtlama sebepleri sınırlı sayıdadır: küçüklük (m.404), akıl hastalığı/zayıflığı (m.405), savurganlık ve bağımlılık (m.406), hükümlülük (m.407) ve kişinin kendi isteği (m.408).
- Akıl hastalığı/zayıflığında resmî sağlık kurulu raporu, diğer sebeplerde kişinin dinlenilmesi zorunludur (TMK m.409; Yargıtay 2. HD). Rapor iki yönde de aranır.
- Vasi kural olarak tek kişidir ve öncelikle eş veya yakın hısım atanır (TMK m.413, m.414); menfaat çatışması bulunanlar vasi olamaz (m.418).
- Kayyımlık vesayetin altında bir tedbirdir; vesayeti gerektirecek sebep yoksa ama kişi malvarlığını yönetemiyorsa yönetim kayyımı atanır (TMK m.427; Yargıtay HGK).
- Vasi, on dört hâlde vesayet makamından izin almak zorundadır (TMK m.462).
- TMK m.407, 409 ve 471 2024’te değişmiştir; eski olaylarda olay tarihindeki metin uygulanır.
İlgili yazılar: Velayet Davası · Boşanma Davası Nasıl Açılır? · Nafaka Nedir? · Boşanmada Mal Paylaşımı
Sıkça Sorulan Sorular
Vesayet nedir?
Vesayet, kendi işlerini göremeyen ya da korunmaya muhtaç kişilerin haklarının ve malvarlığının bir vasi eliyle korunmasını sağlayan hukuki kurumdur. Vesayet organları, vesayet daireleri ile vasi ve kayyımlardan oluşur (TMK m.396). Vesayet makamı sulh hukuk mahkemesi, denetim makamı asliye hukuk mahkemesidir (TMK m.397).
Kimler vesayet altına alınır?
Velayet altında bulunmayan her küçük vesayet altına alınır (TMK m.404). Erginler bakımından ise dört kısıtlama sebebi vardır; akıl hastalığı veya akıl zayıflığı (TMK m.405), savurganlık ile alkol veya uyuşturucu madde bağımlılığı, kötü yaşama tarzı veya malvarlığını kötü yönetme (TMK m.406), özgürlüğü bağlayıcı cezanın infazı (TMK m.407) ve kişinin kendi isteği (TMK m.408).
Akıl hastalığı sebebiyle kısıtlama için hangi rapor gerekir?
Resmî sağlık kurulu raporu gerekir. Kanun açıkça, akıl hastalığı veya akıl zayıflığı sebebiyle kısıtlamaya ancak resmî sağlık kurulu raporu üzerine karar verilebileceğini söyler (TMK m.409/2). Yargıtay, rapor alınmadan verilen kısıtlama kararlarını eksik inceleme sayarak bozmaktadır. Tek hekim raporu ya da uzman görüşü bu şartı karşılamaz.
Kısıtlanacak kişi mahkemede dinlenir mi?
Savurganlık, alkol veya uyuşturucu madde bağımlılığı, kötü yaşama tarzı, kötü yönetim ve istek sebeplerinde kişi dinlenilmeden kısıtlanamaz (TMK m.409/1). Bu bir usul güvencesidir ve Yargıtay, kişi usulünce davet edilip dinlenilmeden karar verilmesini bozma sebebi saymaktadır.
Kimler vasi olarak atanır?
Vesayet makamı, görevi yapabilecek yetenekte olan bir ergini vasi atar (TMK m.413). Haklı sebepler engel olmadıkça öncelikle kısıtlananın eşi veya yakın hısımlarından biri atanır; bu atamada yerleşim yerlerinin yakınlığı ve kişisel ilişkiler gözetilir (TMK m.414). Kural olarak tek vasi atanır.
Kimler vasi olamaz?
Kısıtlılar, kamu hizmetinden yasaklılar veya haysiyetsiz hayat sürenler, menfaati vesayet altına alınacak kişiyle önemli ölçüde çatışanlar ya da onunla aralarında düşmanlık bulunanlar ve ilgili vesayet daireleri hâkimleri vasi olamazlar (TMK m.418).
Vasiliği kabul etmek zorunlu mudur?
Kural olarak evet. Vesayet altına alınan kişinin yerleşim yerinde oturanlardan vasiliğe atananlar bu görevi kabul etmekle yükümlüdür (TMK m.416). Ancak altmış yaşını doldurmuş olanlar, bedensel engeli veya sürekli hastalığı bulunanlar, dörtten çok çocuğun velisi olanlar, üzerinde zaten vasilik görevi olanlar ve kanunda sayılan bazı kamu görevlileri vasiliği kabul etmeyebilir (TMK m.417).
Vesayet ile kayyımlık arasındaki fark nedir?
Kayyımlık, vesayetin eşiği altındaki durumlar için öngörülen daha hafif bir tedbirdir. Kayyım belirli işleri görmek ya da malvarlığını yönetmek için atanır. Kanun kayyımlığı temsil kayyımlığı (TMK m.426), yönetim kayyımlığı (TMK m.427) ve isteğe bağlı kayyımlık olmak üzere üç türde düzenler. Kişi vesayet altına alınacak durumda değilse ama malvarlığını kendi başına yönetemiyorsa yönetim kayyımı atanır.
Vasi her işlemi tek başına yapabilir mi?
Hayır. Kanun, on dört hâlde vesayet makamının iznini şart koşar (TMK m.462). Taşınmaz alım-satımı ve rehni, ödünç verme ve alma, dava açma ve sulh olma, mal rejimi sözleşmeleri, vesayet altındaki kişinin bir eğitim, bakım veya sağlık kurumuna yerleştirilmesi ve yerleşim yerinin değiştirilmesi bunlar arasındadır.
Vesayet kaldırılabilir mi?
Evet. Akıl hastalığı veya akıl zayıflığı sebebiyle kısıtlanmış kişi üzerindeki vesayetin kaldırılmasına, ancak kısıtlama sebebinin ortadan kalktığının resmî sağlık kurulu raporu ile belirlenmesi hâlinde karar verilebilir (TMK m.474). Kendi isteğiyle kısıtlanan kişide ise kaldırma, kısıtlamayı gerektiren sebebin ortadan kalkmasına bağlıdır (TMK m.476).
Vesayet davası hangi mahkemede açılır?
Vesayet makamı sulh hukuk mahkemesidir; kısıtlama ve vasi atanması kararları bu mahkemeden alınır. Denetim makamı ise asliye hukuk mahkemesidir (TMK m.397). Vesayeti gerektiren bir hâli öğrenen nüfus memurları, idarî makamlar, noterler ve mahkemeler durumu hemen vesayet makamına bildirmek zorundadır.
Hükümlüler kısıtlanır mı?
Bu alandaki kural 2024'te değişmiştir. Yürürlükteki düzenlemeye göre kesinleşmiş hapis cezasının infazı amacıyla ceza infaz kurumunda bulunan ergin kişi isteği üzerine kısıtlanır veya kendisine kayyım atanır; toplam beş yıl veya daha fazla ceza hâlinde ise isteği bulunmasa dahi gerekli görülürse kısıtlanabilir (TMK m.407). 2024 öncesi olaylarda o tarihteki metin uygulanır.
İlgili çalışma alanı: Aile Hukuku
← Tüm makaleler