Ticaret Hukuku

Sermaye Kaybı ve Borca Batıklık (TTK 376)

TTK 376 uyarınca sermaye kaybı ve borca batıklık hâlinde yönetim kurulunun yükümlülükleri; eşikler, sermayenin tamamlanması ve iflas bildirimi.

11 dk okumaYayımlanma:Son güncelleme:Yazan Av. Halit Süha Bahçeci
Camlı iş kulesi aşağıdan
İçindekiler 15

Kısa Cevap

TTK m.376, şirketin sermayesinin önemli bölümünün zararla erimesi (sermaye kaybı) veya aktiflerinin borçlarını karşılamaması (borca batıklık) hâllerinde yönetim kurulunun yükümlülüklerini düzenler. Uygulamada “teknik iflas” denilen bu durumda şirket henüz iflas etmemiştir; ancak yönetim kurulu, kayıp oranına göre genel kurulu çağırıp iyileştirici önlem sunmak, borca batıklıkta ise mahkemeye bildirimde bulunup iflas istemekle yükümlüdür. Bu yükümlülükleri ihmal eden yöneticiler sorumluluk altına girebilir.

Bu Durumda mısınız?

  • Şirketiniz üst üste zarar etti ve sermayenizin yarısının ya da üçte ikisinin eridiğini fark ettiniz.
  • Yönetim kurulu üyesi/müdürsünüz ve bu durumda ne yapmanız gerektiğini, hangi süreleri kaçırmamanız gerektiğini bilmiyorsunuz.
  • Genel kurul “sermayeyi tamamlayalım” diyor ve sizden pay oranınızda para isteniyor; ödemek zorunda olup olmadığınızı soruyorsunuz.
  • Şirketin borçlarının aktiflerini aştığından şüpheleniyorsunuz.
  • Alacaklısınız ve borçlu şirketin borca batık olduğunu düşünüyorsunuz.
  • İflastan kaçınmak için konkordato veya sermaye tamamlama seçeneklerini değerlendiriyorsunuz.

Bu senaryolarda atılacak adım ve süre farklıdır; yanlış veya geç hareket yöneticiye kişisel sorumluluk doğurabileceğinden, bir avukata danışmanız yerinde olur.

Dayandığı Kanun Maddeleri

KonuDayanak
Sermaye kaybının iki eşiği ve borca batıklıkTTK m.376
Konkordato talebiTTK m.377
Limited şirkette uygulanacak hükümlerTTK m.633
Limitede iflasın bildirilmesi ve konkordatoTTK m.634
Bilanço zararını kapatan kararlarda oybirliğiTTK m.421/2-a
Borca batıklığın iflas sebebi olmasıİİK m.179
Kapsam, eşik aralığı, tamamlama, infisah, işaretlerTTK m.376 Tebliği m.2, m.6, m.9, m.11, m.12
Yöneticinin sorumluluğuTTK m.553
İnfisah sonrası tasfiyeTTK m.536 vd.

TTK 376 Nedir? Sermaye Kaybının İki Eşiği

Madde, sermaye kaybını iki eşikte ele alır ve her birine farklı sonuç bağlar. Birinci eşik, kaybın yarıya ulaşmasıdır; bu, henüz bir uyarı aşamasıdır. İkinci eşik olan üçte iki kaybı ise doğrudan şirketin varlığını tehdit eder ve karar alınmazsa infisaha yol açar.

“Son yıllık bilançodan, sermaye ile kanuni yedek akçeler toplamının yarısının zarar sebebiyle karşılıksız kaldığı anlaşılırsa, yönetim kurulu, genel kurulu hemen toplantıya çağırır ve bu genel kurula uygun gördüğü iyileştirici önlemleri sunar.”

“Son yıllık bilançoya göre, sermaye ile kanuni yedek akçeler toplamının üçte ikisinin zarar sebebiyle karşılıksız kaldığı anlaşıldığı takdirde, derhâl toplantıya çağrılan genel kurul, sermayenin üçte biri ile yetinme veya sermayenin tamamlanmasına karar vermediği takdirde şirket kendiliğinden sona erer.”

(6102 sayılı Kanun m.376)

Kanun “yarısı” der ama bunun bir bant olduğunu söylemez; Tebliğ bunu sayısal olarak kapatır:

“Sermaye ile kanuni yedek akçeler toplamının en az yarısının karşılıksız kalması durumu zararın, sermaye ile kanuni yedek akçeler toplamının yarısına eşit veya bu tutardan çok ve üçte ikisinden az olmasıdır. Bu durumda yönetim organı, genel kurula uygun gördüğü iyileştirici önlemleri sunar.”

(Sermaye Kaybı ve Borca Batıklık Tebliği m.6/1)

Pratik sonuç: birinci rejim, zarar toplamın yarısına eşit veya ondan çok ve üçte ikisinden az olduğu aralıkta işler. Zarar üçte ikiye ulaştığı anda ikinci rejime geçilir ve yaptırım sertleşir.

Kur Farkı İstisnası Sona Erdi — Hangi Bilanço, Hangi Tarih?

Bu bölüm, güncelliğini yitirmiş kaynaklarla en çok hata yapılan yerdir.

Hesabın nasıl yapılacağı Ticaret Bakanlığı’nın TTK m.376 Tebliği’nde düzenlenmiştir. Tebliğ, 2018’de yürürlüğe girerken geçici bir istisna getirmişti: bazı kalemler sermaye kaybı hesabına katılmayabilecekti. Bu istisnanın kendi lafzı bir son tarih taşır:

“1/1/2026 tarihine kadar, Kanunun 376 ncı maddesi kapsamında sermaye kaybı veya borca batık olma durumuna ilişkin yapılan hesaplamalarda, henüz ifa edilmemiş yabancı para cinsi yükümlülüklerden doğan (Değişik ibare:RG-26/12/2020-31346) kur farkı zararlarının tamamı ile 2020 ve 2021 yıllarında tahakkuk eden kiralamalardan kaynaklanan giderler, amortismanlar ve personel giderlerinin toplamının yarısı dikkate alınmayabilir.”

(Sermaye Kaybı ve Borca Batıklık Tebliği Geçici m.1/1)

Fıkranın ilk ibaresi belirleyicidir: “1/1/2026 tarihine kadar.” Bu tarih, geçici maddenin 25/12/2024 tarihli değişiklikle ulaştığı son hâlidir ve o tarihten sonra uzatılmamıştır. Dolayısıyla:

  • 1/1/2026 tarihinden önce yapılan hesaplamalarda, henüz ifa edilmemiş yabancı para cinsi yükümlülüklerden doğan kur farkı zararları (ve 2020-2021 yıllarına ilişkin sayılan giderlerin yarısı) dikkate alınmayabiliyordu.
  • Bu tarihten sonra yapılan hesaplamalarda bu imkân yoktur; kur farkı zararları hesaba girer.

Fıkranın zaman çıpası bilanço tarihi değil, hesaplamanın yapıldığı tarihtir — metin “…yapılan hesaplamalarda” der. Bu ayrım baskın olayda belirleyicidir: TTK m.376/1-2 son yıllık bilanço üzerinden işlediğinden, 2026 içinde toplanan bir genel kurul çoğu zaman 31.12.2025 tarihli bilançodan hesap yapar. Bilanço tarihi 2026’dan önce olsa da hesaplama 2026’da yapıldığı için istisna uygulanmaz.

Neden önemli: kur farkı zararı hesaba girdiğinde, önceki yıl “eşiğin altındayım” diyen bir şirket aynı bilanço yapısıyla eşiğin üstüne çıkabilir. Bu, yönetim kurulunun genel kurulu çağırma ödevini doğurur; ödevin ihmali ise aşağıdaki sorumluluk rejimini işletir. Yürürlükten kalkmış bir istisnaya dayanan hesap, yöneticiyi koruma değil riske atma işlevi görür.

Somut hesap bilanço kalemlerine dayandığından, bu bölüm hukuki çerçeveyi verir; rakamsal hesap mali müşavir değerlendirmesiyle birlikte yapılmalıdır.

Üçte İki Kaybında Genel Kurul Neye Karar Verebilir?

Kanun ikinci eşikte genel kurulun önüne iki yol koyar: sermayenin üçte biri ile yetinme veya sermayenin tamamlanması. Tebliğ bunlara sermaye artırımını da ekleyerek üç ayrı tedbir olarak düzenler (Tebliğ m.7, m.8, m.9, m.10). Uygulamada en çok karıştırılan kalem “tamamlama”dır; çünkü sermaye artırımı değildir:

“Sermayenin tamamlanması, bilânço açıklarının ortakların tamamı veya bazı ortaklar tarafından kapatılmasıdır. Kanuni yedek akçelerin yitirilen kısımlarının tamamlanmasına gerek yoktur. Sermayenin tamamlanmasına karar verilmesi halinde her ortak zarar sebebiyle karşılıksız kalan tutarı kapatacak miktarda parayı vermekle yükümlüdür. Her ortak, payı oranında tamamlamaya katılabilir ve verdiğini geri alamaz. Bu yükümlülük, sermaye konulması veya borç verilmesi niteliğinde olmayıp karşılıksızdır. Ayrıca yapılan ödemeler, gelecekte yapılacak sermaye artırımına mahsuben bir avans olarak nitelendirilmez.”

(Sermaye Kaybı ve Borca Batıklık Tebliği m.9/1)

Bu fıkradan üç sonuç çıkar ve üçü de ortak açısından ağırdır:

  1. Verilen para geri alınamaz. Fıkra bunu açıkça yazar.
  2. Sermaye konulması veya borç verilmesi değildir; karşılıksızdır. Yani ortak, karşılığında pay veya alacak edinmez.
  3. Gelecekteki sermaye artırımına mahsuben avans sayılmaz.

Peki ortak buna zorlanabilir mi? Fıkranın kendi içindeki iki cümle farklı yönlere bakar: biri “vermekle yükümlüdür” der, diğeri “payı oranında tamamlamaya katılabilir” der. Tebliğ, bu gerilimi karar nisabını göstererek çözer:

“Sermayenin tamamlanmasında, anonim ve sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketler bakımından Kanunun 421 inci maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendi, limited şirketler bakımından ise 603 ve devamı maddeleri uygulanır. Sermayenin tamamlanamaması, bazı ortakların kendi istekleriyle tamamlama yapmasına engel oluşturmaz.”

(Sermaye Kaybı ve Borca Batıklık Tebliği m.9/2)

Yollanan hüküm, anonim şirketlerde şu nisabı arar:

“Aşağıdaki esas sözleşme değişikliği kararları, sermayenin tümünü oluşturan payların sahiplerinin veya temsilcilerinin oybirliğiyle alınır: a) Bilanço zararlarının kapatılması için yükümlülük ve ikincil yükümlülük koyan kararlar.”

(6102 sayılı Kanun m.421)

Pratik sonuç: bilanço zararlarının kapatılması için yükümlülük koyan esas sözleşme değişikliği kararı, sermayenin tümünü oluşturan payların sahiplerinin oybirliğiyle alınır. Çoğunluk, azınlıktaki ortağa tek başına tamamlama yükü bindiremez. Buna karşılık Tebliğ m.9/2’nin son cümlesi, tamamlamanın gerçekleşmemesinin isteyen ortakların kendi iradeleriyle katkı yapmasına engel olmadığını söyler.

Bu ayrım, ortaklar arasındaki uyuşmazlıkların sık kaynağıdır; genel kurul kararının kendisi hukuka aykırıysa izlenecek yol için genel kurul kararının iptali davası yazımıza bakabilirsiniz.

Karar Alınmazsa: Kendiliğinden Sona Erme ve Tasfiye

İkinci fıkranın yaptırımı serttir: üçte iki kayıp durumunda genel kurul sayılan tedbirlerden birine karar vermezse şirket kendiliğinden sona erer — ayrı bir fesih davasına gerek kalmaz. Ancak “sona erme” şirketin ortadan kalkması demek değildir:

“Sermaye ile kanuni yedek akçeler toplamının üçte ikisinin zarar sebebiyle karşılıksız kalması halinde genel kurulun, 7 nci maddede belirtilen tedbirlerden birine karar vermemesi halinde şirket kendiliğinden sona erer. Bu şekilde sona eren şirketin tasfiye işlemleri, Kanunun 536 ncı ve devamı maddelerine göre yürütülür.”

(Sermaye Kaybı ve Borca Batıklık Tebliği m.11)

Yani infisah, şirketi tasfiye sürecine sokar; tüzel kişilik tasfiye amacıyla ve tasfiye sonuna kadar devam eder. Sürecin işleyişi için şirket tasfiyesi yazımıza bakabilirsiniz.

Borca Batıklık ve İflas Bildirimi

Sermaye kaybından daha ağır olan durum, aktiflerin alacaklıları karşılamaya yetmediği borca batıklık hâlidir. Burada yönetim kuruluna aktif bir bildirim ödevi düşer:

“Şirketin borca batık durumda bulunduğu şüphesini uyandıran işaretler varsa, yönetim kurulu, aktiflerin hem işletmenin devamlılığı esasına göre hem de muhtemel satış fiyatları üzerinden bir ara bilanço çıkartır. Bu bilançodan aktiflerin, şirket alacaklılarının alacaklarını karşılamaya yetmediğinin anlaşılması hâlinde, yönetim kurulu, bu durumu şirket merkezinin bulunduğu yer asliye ticaret mahkemesine bildirir ve şirketin iflasını ister. Meğerki, iflas kararının verilmesinden önce, şirketin açığını karşılayacak ve borca batık durumunu ortadan kaldıracak tutardaki şirket borçlarının alacaklıları, alacaklarının sırasının diğer tüm alacaklıların sırasından sonraki sıraya konulmasını yazılı olarak kabul etmiş ve bu beyanın veya sözleşmenin yerindeliği, gerçekliği ve geçerliliği, yönetim kurulu tarafından iflas isteminin bildirileceği mahkemece atanan bilirkişilerce doğrulanmış olsun. Aksi hâlde mahkemeye bilirkişi incelemesi için yapılmış başvuru, iflas bildirimi olarak kabul olunur.”

(6102 sayılı Kanun m.376)

Ödev “şüphe uyandıran işaretler” varsa doğar. Bu işaretlerin nerede aranacağını Tebliğ sayar:

“Borca batık durumda olmanın işaretleri, yıllık ve ara dönem finansal tablolardan, denetime tabi şirketlerde denetim raporlarından, erken teşhis komitesinin raporlarından, yönetim organının belirlemelerinden ortaya çıkabilir.”

(Sermaye Kaybı ve Borca Batıklık Tebliği m.12/2)

Madde, iflasa mutlak bir sonuç olarak bakmaz; iflastan kaçınmanın bir yolunu da gösterir. İflas kararının verilmesinden önce, açığı karşılayacak tutardaki şirket borçlarının alacaklıları, alacaklarının sırasının diğer tüm alacaklıların sırasından sonraya konulmasını yazılı olarak kabul eder ve bu beyanın yerindeliği, gerçekliği ve geçerliliği mahkemece atanan bilirkişilerce doğrulanırsa, iflasa gidilmez. Bu mekanizma, sermayedarın veya bazı alacaklıların şirketi ayakta tutma iradesine hukuki bir zemin sağlar.

Borca Batıklık Ayrı Bir İflas Sebebidir

Borca batıklığın iflas hukukundaki yeri, TTK m.376’nın tek başına anlatmadığı bir katmandır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu bunu şöyle konumlandırır:

“2004 sayılı Kanun, sermaye şirketleri ile kooperatifler bakımından borca batıklık hâlini de ek bir iflâs sebebi olarak göstermiştir (2004 sayılı Kanun md.179/I). Borca batıklık 6102 sayılı Kanun’un 376 ncı maddesinden yola çıkılarak aktiflerin muhtemel satış fiyatları üzerinden değerlendirilmesi hâlinde elde edilecek tutarın, şirket alacaklılarının alacaklarını karşılamaya yetmediğinin anlaşılması olarak tanımlanabilir.”

(Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2023/160, K. 2024/190, T. 17.04.2024 — direnme kararının bozulmasına, oy çokluğu)

Kurulun işaret ettiği hüküm, iflas talebini kimlerin işletebileceğini de belirler:

“Sermaye şirketleri ile kooperatiflerin, aktiflerin muhtemel satış fiyatları üzerinden düzenlenen ara bilançoya göre borca batık olduğu idare ve temsil ile vazifelendirilmiş kimseler veya şirket ya da kooperatif tasfiye hâlinde ise tasfiye memurları veya bir alacaklı tarafından beyan ve mahkemece tespit edilirse, önceden takibe hacet kalmaksızın bunların iflâsına karar verilir. Türk Ticaret Kanununun 377 nci ve 634 üncü maddeleri ile 24/4/1969 tarihli ve 1163 sayılı Kooperatifler Kanununun 63 üncü maddesi hükmü saklıdır.”

(2004 sayılı Kanun m.179)

Buradan çıkan iki pratik sonuç, sermaye şirketi yöneticisi ve alacaklısı için farklı yönlerde çalışır:

  • Talep tekelinde değildir. Borca batıklığı yalnız yönetim organı değil, tasfiye hâlindeki şirkette tasfiye memurları, hatta bir alacaklı da beyan edebilir.
  • Önceden takip şartı yoktur. Hüküm, iflasa “önceden takibe hacet kalmaksızın” karar verileceğini söyler; yani alacaklının önce ilamsız takip yapıp aciz belgesi alması gerekmez.

Bu, yönetim kurulunun bildirimi geciktirmesinin neden riskli olduğunu da açıklar: bildirimden kaçınmak süreci durdurmaz, yalnızca sürecin başkası tarafından ve yöneticinin kontrolü dışında başlatılmasına yol açar.

İflasın Ertelenmesi Kaldırıldı: Konkordato

Eskiden borca batık şirketler için iflasın ertelenmesi kurumu işletilirdi; bu kurum 28/2/2018 tarihli 7101 sayılı Kanunla kaldırılmıştır. Bugün başvurulacak yol konkordatodur:

“Yönetim kurulu veya herhangi bir alacaklı, 376 ncı maddenin üçüncü fıkrası uyarınca yapacağı iflâs talebiyle birlikte veya bu kapsamda yapılan iflâs yargılaması sırasında 2004 sayılı Kanunun 285 inci ve devamı maddeleri uyarınca konkordato da talep edebilir.”

(6102 sayılı Kanun m.377)

Dolayısıyla borca batıklık hâlinde yönetim kurulunun elinde iki seçenek vardır: iflas istemek veya iflas talebiyle birlikte ya da yargılama sırasında İcra ve İflas Kanunu’nun konkordatoya ilişkin hükümleri (m.285 vd.) uyarınca konkordato talep etmek. “İflasın ertelenmesi” artık mevcut bir kurum değildir.

Limited Şirkette Durum: TTK 633 Köprüsü

TTK m.376 anonim şirketler faslında yer alır. Limited şirkete uygulanmasının dayanağı ayrı bir hükümdür:

“Esas sermayenin kaybı ya da borca batık olma hâllerinde anonim şirketlere ilişkin ilgili hükümler kıyas yoluyla uygulanır. Ek ödeme yükümlülüğü hakkındaki hükümler saklıdır.”

(6102 sayılı Kanun m.633)

Uygulama kıyas yoluyladır ve limitede yükümlülük müdürlere aittir; borca batıklığın mahkemeye bildirilmesi müdürlerin devredilemez ve vazgeçilemez görevleri arasındadır (m.625/1-h). Müdürlerin yetki ve yükümlülük çerçevesi için limited şirkette yönetim ve temsil yetkisi yazımıza bakabilirsiniz.

İflasın bildirilmesi ve konkordato bakımından da köprü kurulmuştur: TTK m.634, bu konularda anonim şirket hükümlerinin uygulanacağını düzenler; İİK m.179’un son cümlesi de m.377 ile birlikte m.634’ü saklı tutar.

Tebliğin kendi kapsam maddesi bu tabloyu tamamlar:

“Bu Tebliğ, anonim ve limited şirketler ile sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketleri kapsar.”

(Sermaye Kaybı ve Borca Batıklık Tebliği m.2)

Yönetim Kurulunun Sorumluluğu

TTK m.376, yönetim kuruluna somut ödevler yükler: bilançoyu izlemek, eşik aşıldığında genel kurulu zamanında çağırmak, borca batıklıkta ara bilanço çıkarıp mahkemeye bildirmek. Bu ödevlerin ihmali, kendi başına bir sorumluluk kaynağıdır. Genel kurulu geç çağıran veya borca batıklığı mahkemeye bildirmeyerek alacaklıların zararının artmasına yol açan yönetim kurulu üyeleri, kusurları oranında TTK m.553 uyarınca sorumlu tutulabilir. Bu sorumluluğun şartları, doğrudan/dolaylı zarar ayrımı ve zamanaşımı için şirket yöneticisinin sorumluluğu (TTK 553) yazımıza bakabilirsiniz. Şirketin haklı sebeple feshi gündeme geliyorsa şirketin haklı sebeple feshi (TTK 531) yazımız yol gösterebilir.

Görevli Mahkeme

Borca batıklık bildirimi ve iflas istemi, TTK m.376/3’ün açık lafzıyla şirket merkezinin bulunduğu yer asliye ticaret mahkemesine yapılır. Sermaye kaybı ve tamamlama kararlarına ilişkin uyuşmazlıklar da ticari dava niteliğindedir; mahkemenin görev alanı ve işleyişi için asliye ticaret mahkemesi yazımıza bakabilirsiniz.

Sık Yapılan Hatalar

  • Kur farkı istisnasının hâlâ yürürlükte olduğunu sanmak. Tebliğ Geçici m.1’deki imkân metnin kendi lafzıyla 1/1/2026 tarihine kadardır; sonrasında kur farkı zararları hesaba girer.
  • “İflasın ertelenmesini isterim” diye beklemek. Bu kurum 2018’de kaldırılmıştır; bugünkü yol konkordatodur (TTK m.377).
  • Sermaye tamamlamayı sermaye artırımı sanmak. Tamamlama karşılıksızdır, geri alınamaz ve avans sayılmaz (Tebliğ m.9/1); artırım ayrı bir tedbirdir.
  • Azınlıktaki ortağı tamamlamaya zorlayabileceğini düşünmek. Bilanço zararlarını kapatan yükümlülük koyan karar oybirliği ister (TTK m.421/2-a).
  • Üçte iki kaybında karar almamanın sonucunu hafife almak. Karar alınmazsa şirket kendiliğinden sona erer (m.376/2) ve tasfiyeye girer (Tebliğ m.11).
  • Borca batıklığı mahkemeye bildirmeyi geciktirmek. Bildirim ödevinin ihmali, artan zarardan yöneticinin kişisel sorumluluğunu doğurabilir (m.553 ile birlikte).
  • “Alacaklı takip yapmadan iflas isteyemez” sanmak. İİK m.179 iflasa “önceden takibe hacet kalmaksızın” karar verileceğini düzenler.
  • “Teknik iflas”ı gerçek iflas sanmak. TTK m.376 kapsamındaki durum bir uyarı ve önlem rejimidir; şirket henüz iflas etmemiştir, aksine iflastan kaçınma yolları da öngörülmüştür.

Özet

  • TTK m.376, sermaye kaybı (yarısı → çağrı + önlem; üçte ikisi → sermaye tamamlama/üçte bir ile yetinme, yoksa infisah) ile borca batıklık hâllerini düzenler.
  • Birinci eşik bir banttır: zarar toplamın yarısına eşit veya çok ve üçte ikisinden az (Tebliğ m.6/1).
  • Kur farkı istisnası sona erdi. Tebliğ Geçici m.1’deki imkân 1/1/2026 tarihine kadar yapılan hesaplamalar içindir; bu tarihten sonra yapılan hesaplamalarda kur farkı zararları dikkate alınır. Ölçüt bilanço tarihi değil hesaplama tarihidir.
  • Sermayenin tamamlanması karşılıksızdır, geri alınamaz ve avans sayılmaz (Tebliğ m.9/1); anonim şirkette bu yükümlülüğü koyan karar oybirliği ister (TTK m.421/2-a).
  • Karar alınmazsa şirket kendiliğinden sona erer ve tasfiyesi TTK m.536 vd.‘ye göre yürütülür (Tebliğ m.11).
  • Borca batıklıkta yönetim kurulu ara bilanço çıkarır, aktifler yetmezse asliye ticaret mahkemesine bildirir ve iflas ister (m.376/3); alacak sırasının geriye bırakılması yoluyla iflastan kaçınmak mümkündür.
  • Borca batıklık, İİK m.179 uyarınca ek bir iflas sebebidir; tasfiye memurları veya bir alacaklı da beyan edebilir ve önceden takip şartı aranmaz.
  • İflasın ertelenmesi 2018’de kaldırılmıştır; yerini konkordato almıştır (TTK m.377, 7101 sK).
  • Rejim limited şirketlerde de geçerlidir; dayanak TTK m.633’ün kıyas yollamasıdır, yükümlülük müdürlerdedir.
  • TTK m.376 yükümlülüklerini ihmal eden yönetim kurulu üyeleri TTK m.553 uyarınca sorumlu tutulabilir.

Sıkça Sorulan Sorular

TTK 376 neyi düzenler?

TTK m.376, anonim ve limited şirketlerde sermaye kaybı ile borca batıklık hâllerinde yönetim kurulunun (limitede müdürlerin) yükümlülüklerini düzenler. Sermayenin belli oranlarda kaybı hâlinde genel kurulu toplantıya çağırma ve iyileştirici önlem sunma, borca batıklıkta ise mahkemeye bildirim yükümlülüğü getirir.

Teknik iflas ne demektir?

"Teknik iflas", hukuki bir terim olmayıp uygulamada TTK m.376 kapsamındaki sermaye kaybı ve borca batıklık durumlarını anlatmak için kullanılır. Şirket henüz iflas etmemiştir; ancak sermayesinin önemli bölümü zararla erimiş veya borçları aktiflerini aşmıştır. Bu, yönetim kuruluna belirli yasal yükümlülükler doğurur.

Sermayenin yarısı kaybolursa ne yapılır?

TTK m.376/1 uyarınca, son yıllık bilançodan sermaye ile kanuni yedek akçeler toplamının yarısının zarar sebebiyle karşılıksız kaldığı anlaşılırsa, yönetim kurulu genel kurulu hemen toplantıya çağırır ve uygun gördüğü iyileştirici önlemleri bu kurula sunar.

"Yarısının kaybı" tam olarak hangi aralıktır?

Tebliğ m.6/1 bu aralığı sayısal olarak tanımlar; zararın, sermaye ile kanuni yedek akçeler toplamının yarısına eşit veya bu tutardan çok ve üçte ikisinden az olmasıdır. Yani birinci eşik kapalı bir banttır; zarar üçte ikiye ulaştığında ikinci rejime geçilir.

Sermayenin üçte ikisi kaybolursa şirket sona erer mi?

TTK m.376/2 uyarınca sermaye ile kanuni yedek akçeler toplamının üçte ikisi karşılıksız kalırsa, derhâl toplanan genel kurul sermayenin üçte biri ile yetinme veya sermayeyi tamamlama kararı vermezse şirket kendiliğinden sona erer. Yani karar alınmaması doğrudan infisah sonucunu doğurur.

Şirket kendiliğinden sona erince ne olur?

Tebliğ m.11 uyarınca bu şekilde sona eren şirketin tasfiye işlemleri TTK m.536 ve devamı maddelerine göre yürütülür. İnfisah şirketin kaydının kendiliğinden silinmesi değil, tasfiye sürecine girmesi anlamına gelir.

Sermayenin tamamlanması ne demektir, ortak ödemek zorunda mıdır?

Tebliğ m.9/1 uyarınca sermayenin tamamlanması, bilanço açıklarının ortakların tamamı veya bazı ortaklar tarafından kapatılmasıdır. Aynı fıkra her ortağın payı oranında tamamlamaya katılabileceğini söyler; Tebliğ m.9/2 ise anonim şirketlerde TTK m.421/2-a bendini yollar ve bu bent, bilanço zararlarının kapatılması için yükümlülük koyan esas sözleşme değişikliği kararlarının oybirliğiyle alınmasını arar.

Sermaye tamamlama için verilen para geri alınabilir mi?

Alınamaz. Tebliğ m.9/1 açıkça her ortağın verdiğini geri alamayacağını, bu yükümlülüğün sermaye konulması veya borç verilmesi niteliğinde olmayıp karşılıksız olduğunu ve yapılan ödemelerin gelecekteki sermaye artırımına mahsuben avans sayılmayacağını düzenler.

Sermaye kaybı hesabında kur farkı zararları dikkate alınır mı?

Bugün itibarıyla alınır. Tebliğe 2018'de eklenen geçici düzenleme, henüz ifa edilmemiş yabancı para cinsi yükümlülüklerden doğan kur farkı zararlarının hesaba katılmamasına imkân tanıyordu; ancak fıkranın kendi lafzı bu imkânı 1/1/2026 tarihine kadar yapılan hesaplamalarla sınırlar. Zaman çıpası bilanço tarihi değil hesaplamanın yapıldığı tarihtir; bu nedenle 2026 içinde 31/12/2025 tarihli bilanço üzerinden yapılan bir hesaplamada da istisna uygulanmaz.

Borca batıklık nedir ve yönetim kurulu ne yapmalıdır?

Borca batıklık, şirket aktiflerinin alacaklıların alacaklarını karşılamaya yetmemesidir. TTK m.376/3 uyarınca bu şüphe varsa yönetim kurulu ara bilanço çıkarır; aktifler alacakları karşılamıyorsa durumu asliye ticaret mahkemesine bildirir ve şirketin iflasını ister.

Borca batıklığın işaretleri nerede görünür?

Tebliğ m.12/2 kaynakları sayar; yıllık ve ara dönem finansal tablolar, denetime tabi şirketlerde denetim raporları, erken teşhis komitesinin raporları ve yönetim organının belirlemeleri. Bu kaynaklardan biri işaret veriyorsa ara bilanço çıkarma ödevi doğar.

Borca batıklık ayrı bir iflas sebebi midir?

Evet. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, İcra ve İflâs Kanunu'nun sermaye şirketleri ile kooperatifler bakımından borca batıklık hâlini ek bir iflâs sebebi olarak gösterdiğini belirtmiştir (İİK m.179). Genel iflas sebebi ödemelerin tatilidir; borca batıklık buna eklenen özel sebeptir.

Borca batıklıkta iflastan kaçınmanın bir yolu var mı?

Evet. TTK m.376/3'e göre, iflas kararından önce açığı karşılayacak tutardaki şirket borçlarının alacaklıları, alacaklarının sırasının diğer tüm alacaklardan sonraya konulmasını yazılı kabul eder ve bu beyanın geçerliliği mahkemece atanan bilirkişilerce doğrulanırsa iflas istenmez.

İflası yalnızca yönetim kurulu mu isteyebilir?

Hayır. İİK m.179, borca batıklığın idare ve temsil ile vazifelendirilmiş kimseler veya tasfiye hâlindeyse tasfiye memurları ya da bir alacaklı tarafından beyan ve mahkemece tespit edilmesi hâlinde önceden takibe hacet kalmaksızın iflasa karar verileceğini düzenler. Yani alacaklı da bu yolu işletebilir.

İflasın ertelenmesi hâlâ mümkün mü?

Hayır. İflasın ertelenmesi kurumu 28/2/2018 tarihli 7101 sayılı Kanunla kaldırılmıştır. Bugün TTK m.377 uyarınca yönetim kurulu veya alacaklı, borca batıklık nedeniyle yapılacak iflas talebiyle birlikte veya iflas yargılaması sırasında İcra ve İflas Kanunu hükümlerine göre konkordato talep edebilir.

TTK 376 sadece anonim şirketlere mi uygulanır?

Hayır. TTK m.633, esas sermayenin kaybı ya da borca batık olma hâllerinde anonim şirketlere ilişkin hükümlerin kıyas yoluyla uygulanacağını düzenler; limitede yükümlülük müdürlere aittir. Tebliğ m.2 de kapsamı anonim ve limited şirketler ile sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketler olarak belirler.

TTK 376 yükümlülüklerini yerine getirmeyen yönetici sorumlu olur mu?

Olabilir. Genel kurulu zamanında çağırmayan veya borca batıklığı mahkemeye bildirmeyen yönetim kurulu üyeleri, bu ihmalleri nedeniyle şirketin, pay sahiplerinin veya alacaklıların uğradığı zarardan TTK m.553 uyarınca kusur esasına göre sorumlu tutulabilir.

Borca batıklık bildirimi hangi mahkemeye yapılır?

TTK m.376/3 uyarınca yönetim kurulu, borca batıklık durumunu şirket merkezinin bulunduğu yer asliye ticaret mahkemesine bildirir ve şirketin iflasını ister. Mahkemeye bilirkişi incelemesi için yapılan başvuru, koşulları oluşmuşsa iflas bildirimi olarak kabul edilir.

Yazar

Av. Halit Süha Bahçeci

Kurucu Avukat

TBB Sicil No: 196866

LinkedIn

Şirket kuruluşu, genel kurul ve yönetim kararlarının iptali ile ticari alacak ve sorumluluk uyuşmazlıklarını yürütür.

Yayın Politikası

İlgili çalışma alanı: Ticaret Hukuku

← Tüm makaleler
AraWhatsApp